Buradasınız : Anasayfa > Boşanma Davaları > Boşanmada Mal Paylaşımı Davaları

Boşanmada Mal Paylaşımı Davaları

Boşanmada Mal Paylaşımı Davaları

T.C.
YARGITAY
Hukuk Genel Kurulu


  o    MAL REJİMLERİ o    KATKI PAYI ALACAĞI o    BOŞANMA DAVASI o    BOŞANMA NEDENİYLE DOĞAN DAVA HAKLARINDA ZAMANAŞIMI o    ALACAKLARDA 10 YILLIK ZAMANAŞIMI SÜRESİ      Özet :Somut dava; katkı payı alacağı istemine ilişkindir. Söz konusu katkı payı alacağı bakımından, katkı sağlandığı ileri sürülen taşınmazın satın alındığı tarih ile boşanma kararının kesinleştiği tarih arasında, yani evlilik süresince, B.K.`nun 132. maddesine göre, zamanaşımı süresi işlemeye başlamayacaktır. Dolayısıyla, boşanma kararının kesinleştiği tarihten itibaren on senelik zamanaşımı süresi işlemeye başlayacaktır. Katkı payına ilişkin alacak davasının yasal süresinde açıldığının kabulü gerekir. O halde, Özel Dairenin davacının katkı payı alacağına ilişkin davasının bir senelik zamanaşımı süresine tabi olduğu yönündeki bozma kararına, yerel mahkemece davanın B.K.`nun 125. maddesinde öngörülen on yıllık dava zamanaşımı süresine tabi olduğu şeklindeki gerekçe ile direnilmesi yerindedir.   ( 743 s. MK m. 152, 153, 170, 186 ) ( 818 s. BK m. 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140 ) ( 4721 s. MK m. 178, 186, 187, 202, 225, 227, 242 ) ( 4722 s. MKYUŞHK m. 10 )   Taraflar arasındaki “Katkı payı alacağı” davasından dolayı yargılama sonunda; Aydın Aile Mahkemesince davanın dair verilen 18.11.2008 gün ve 2006/1041 E.-2008/1165 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay Dairesinin gün ve 2009/1873 E., 2009/2621 K. sayılı ilamı ile;

Mehmet E. K. vekili, davalı kayıtlı 1463 ada 34 parseldeki 4 numaralı bağımsız bölümün alımındaki sı nedeniyle davalı eşinden katkı payı alacağı isteğinde

Davalı Hafıze A. , süresinde verdiği cevap dilekçesinde defı`nde bulunmuştur.

Mahkemece, kabulüyle 16.202 YTL`nin yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmesi üzerine; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Taraflar 6.3.1987 tarihinde evlenmiş, 24.9.2002 tarihinde açılan dava sonucu boşanmalarına karar verilmiş, hüküm 30.6.2004 tarihinde kesinleşmiştir. arasında boşanma davasının açıldığı tarihte mal sona ermiştir(TMK.nun 225/son).

Taraflar arasında tarihinden 1.1.2002 tarihine mal ayrılığı (TMK. m. 170.), bir yıl içinde başka mal rejimini seçmediklerinden 24.9.2002 tarihine kadar ise edinilmiş katılma rejimi geçerlidir.(4722 s.K. md. 10/1,4721 s.K. TMK md. 202/1.).

TMK.nun 178.maddesinde, 'evliliğin sebebiyle sona ermesinden doğan dava hakları, boşanma hükmünün Kesinleşmesinin üzerinden bir yıl geçmekle zamanaşımına uğrar.' hükmüne yer verilmiştir. Somut olayda, boşanma kararı 30.6.2004 tarihinde kesinleşmiş görülmekte olan dava ise bir yıllık zamanaşımı süresi sonra 6.11.2006 tarihinde Davalı vekili süresinde sunduğu cevap dilekçesinde zamanaşımı definde bulunmuştur. Davanın zamanaşımı süresinin geçmiş olması nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde esasa ilişkin kabul kararının verilmesi doğru görülmemiştir...)

gerekçesiyle bozularak yerine geri çevrilmekle yeniden yargılama sonunda; mahkemece önceki direnilmiştir.

TEMYİZ EDEN: Davalı vekili

HUKUK GENEL KURULU

Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:

Dava; katkı payı alacağı istemine ilişkindir.

Mahkemenin, davanın kabulüne dair verdiği karar, davalı üzerine, Özel Daire`ce yukarıda yazılı gerekçeyle bozulmuş; Yerel Mahkemece, 'Davanın Borçlar 125.maddesinde öngörülen on (10) yıllık zamanaşımına tabi olduğu ve henüz zamanaşımı dolmadığı” gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Hükmü temyize, davalı vekili getirmektedir.

Davaya konu edilen ve davalı adına tapuda kayıtlı gözüken 1463 ada 34 parseldeki 4 numaralı bağımsız bölümün 02.03.2000 tarihinde dava dışı üçüncü satış yoluyla edinildiği, uyuşmazlık konusu

Direnme yoluyla Hukuk Genel önüne gelen uyuşmazlık; 2000 yılında ortak hayatın devam ettiği dönemde ve davalı (kadın) adına tapuya tescili taşınmazın alımında yapıldığı ileri sürülen katkı payına ilişkin dava zamanaşımı süresinin ne olması gerektiği, burada varılacak sonuca göre, davanın yasal süresinde açılıp açılmadığı, noktalarında toplanmaktadır.

Öncelikle katkı payı alacağı ile genel bir açıklama yapılmasında vardır.

Bilindiği üzere, 4721 sayılı Türk Kanunu (T.M.K.) 1.1.2002 tarihinde yürürlüğe Bu tarihten önce 743 sayılı Türk Kanunu Medenisi (T.K.M.) yürürlükte iken, ; evlenme mukavelesiyle kanunda muayyen diğer birini kabul etmediklerine göre, aralarında yasal rejim olan mal ayrılığı geçerlidir. (TKM. m.170) Taşınmaz, taraflar arasında bu rejim geçerli iken

Mal ayrılığında; eşlerden her biri, kendi malları üzerinde tasarruf yetkisine ve intifa na sahiptir ve mallarının idaresi kendisine aittir (T.K.M. m.186/1). Eşlerden her birinin mallarının geliri ve kendi kazançları yine kendilerine (T.K.M. m.189).

743 sayılı Türk Kanunu Medenisi`nin 152`nci maddesi gereğince evin intihabı, karı ve çocukların münasip veçhile iaşesi kocaya aittir. 153`ncü madde gereğince de eve kadın bakar. Başka bir ifade ile, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisine göre; kadının eve bakması ve ev işlerini yapması yasal ödevidir (Hukuk Genel Kurulu`nun 18.06.2008 gün ve 2008/2-432 E.-444 K. sayılı ilamı).

Yukarıda da üzere, koca mensup olduğu sosyal bakımından, zorunlu ihtiyaçlarla birlikte, normal yaşayış düzeyini sağlamakla yükümlü olduğuna göre, kadının gelirinden bunları karşılamak üzere sarfı giderlere Medeni Kanunu`nun 190.maddesi uyarınca münasip katılma payı dışında kalan kısmının kocanın mal arttırmada kullanıldığının kabulü gerekir. 190.maddenin 2.fıkrasındaki “karının bu suretle iştiraki kocanın hiçbir iade ve tazmin mükellefiyetini icap etmez” yolundaki hükmü de, hiç kuşkusuz kadının katılma zorunda bulunduğu masraflar için uygulamak gerekir. Bunun aksinin kabulü kadının, kocanın mal varlığını arttırmaya ya da katılma zorunluluğu nu doğurur ki, bu fiilen kocanın yasal yükümlülüklerine ters düşeceği gibi hakkaniyet ve adalete de aykırı olur. nın mal varlığındaki artışın niteliği de göz önünde tutulduğunda hibe (bağışlama) amacıyla ettiğinden de söz edilemez (H.G.K.`nun 01.02.1985 gün ve E:2/176, K:57 sayılı ilamı).

743 Sayılı Kanun`da, birinin edindiği mala, diğer eş yapmış ise, sağladığı bu katkı karşılığını isteyebileceğine ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak Yargıtay kararları ile; katkıyı sağlayan eşin, diğerinden katkısı karşılığı genel hükümlere göre bir tazminat (veya ) talep edebileceği kabul edilmiştir (H.G.K.`nun 01.02.1985 gün ve E:2/176, K:57; 28.09.1994 gün ve 1994/2-47 E. - 564 K.; 18.09.1996 gün ve 1996/2-498 E. - 595 K.; 03.02.1999 gün ve 1999/2-56 E. - 40 K.; 07/06/2000 gün ve E. - 972 K.; 18.06.2008 gün ve 2008/2-432 E.-444 K. sayılı ilamları).

Öğretide ise, eşlerin aile birliğinin gerektirdiği münasip katkı dışında kalan maddi destek nedeniyle, katkı sağlayan eşin diğer eşe karşı bir hakkına (katkı tazminatına) sahip olduğu ileri sürülmüştür , M. Evlilik Birliğinde Yasal Mal Rejimi, İzmir 1998, s.56; Özuğur, A. Rejimleri, Ankara 2007, s.147; Zeytin, Zafer: Edinilmiş Mallara Katılma Rejimi ve Tasfiyesi, Ankara 2008, s.139; Gümüş, M. Alper: Teori ve Uygulamada Evliliğin Genel i ve Mal Rejimleri, 2008, s.324; , Ö. Uğur: Mal Rejimleri , Ankara 2007, s.473; Dural, M./Öğüz, T./Gümüş, A.: Türk Özel (Aile Hukuku), Cilt III, İstanbul 2005, s.417).

Alman Mahkemesi de, mal ayrılığı rejiminde eşler arasında bir paylaşımı olanaklı için, (aile hukuku genel hükümlere görülmektedir. Bununla, mal ayrılığı rejiminin, sona erdiğinde eşler arasında bir paylaşıma yer ve bunun ihtiyaçları karşılamadaki yetersizliği karşısında, verdiği larla, genel kuralları zorlayarak eşler arasında bir paylaşım gerçekleştirmeye çalışmıştır , M. Beşir: Evlilik Birliğinde Yasal Mal Rejimi, İzmir 1998, s.68, 71).

Gerçekten, kendilerine daha iyi bir gelecek hazırlama düşüncesi ile, aralarında akdi bir kurdukları her türlü uzaktır. Katkı yapılan malın edinme nedeninin temelinde de, bu düşünce yatmaktadır. Katkıyı sağlayan eşin, diğer eşe bu maddi desteği, bağışlama kabul etmek de, mümkün değildir.

taraftan, katkıyı alan eşin, para iade düşüncesinde olduğu da, ileri sürülemez. Çünkü, evlilik birliğinin temelindeki aile birliği düşüncesi buna engel oluşturmaktadır. Eşler arasındaki bu ilişkinin temelinde kocanın (veya kadının) taşınmazdan katkısı oranında yararlanacağı esası bulunmaktadır. Bu akdi ilişki, bir süre sınırlamasına tabi tutulmadığı gibi, evlilik birliğinin devamı koruyacağı aşikardır.

Buraya kadar yapılan etkisi de irdelenmelidir:

Özel hukukta teknik bir kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına

818 sayılı Kanunu`nun (B.K.) 125-140`ncı maddeleri arasında düzenlenen , hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup, hakkı alacaklı tarafından, yasanın süre ve koşullar içinde talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan alacağın hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte, böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine bırakılmaktadır. Şu halde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla beraber, artık doğal bir borç (Obligatio naturalis) haline gelmektedir. Ancak belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına olması, onun eksik bir borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı açılmış olan alacak davasında yönelik bir def`ide bulunması gerekir ( , Türk Borçlar Hukukunda Zamanaşımı ve Uygulaması, Ankara 2007, 27-28; Reisoğlu, Safa: Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 1998, s.334 vd.; Kuru, Baki/Arslan, Ramazan/Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Ankara 1995, s.304 vd.; , Saim: Medeni Yargılama Hukuku, İstanbul 1997, s.346 vd.; Alangoya/Yıldırım/Deren-Yıldırım: Medeni Usul Hukuku, İstanbul 2009, s.254 vd.; Pekcanıtez/Atalay/Özekes: Medeni Usul Hukuku, Ankara 2009, s.323; Ayrıca bakınız: H.G.K.`nun 3.12.2003 gün ve 2003/4-658 E. - 727 K.; 3.5.2006 gün ve 2006/4-232 E. - 269 K. sayılı ilamları).

B.K.`nun ki “ bu kanunda başka suretle bir hüküm mevcut takdirde, her dava on senelik müruru zamana hükmündeki (her dava) sözcüklerini “bütün alacaklar” şeklinde anlamak gerekir (Zeytin, Zafer: , s.265; Tutumlu, M.Akif: a.g.e., s.36).

B.K.`nun 125`inci , sözleşme veya kanuni borç ilişkisi nitelendirmesine dayanan bir ayırıma gitmemiş, sadece kanunda başka bir düzenleme yoksa diyerek tüm borç kaynaklarından doğan alacaklar için, özel düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla genel bir zamanaşımı süresi öngörmüştür (Zeytin, Zafer: a.g.e., s.266; Tutumlu, M.Akif: a.g.e., s.42).

Diğer taraftan, eşler arasındaki borç ilişkilerinin dava ya da takip yoluyla , evlilikte bulunması gereken karşılıklı güven, ve sevgi duygularını olumsuz yönde etkileyebileceğini düşünen Yasa koyucu, evlilik eşlerin birbirlerindeki alacakları hakkında zamanaşımının etmiştir (Tutumlu, M.Akif: a.g.e., s.333).

Yasa koyucu, bu amacın gerçekleştirilmesine yönelik olarak, B.K.`nun “Müruru zamanın mani olan ve müruru zamanı tatil eden sebepler” başlığı altında 132.maddenin nın 3.bendinde aynen; “Nikah devam ettiği müddetçe karı kocadan birinin, diğeri zimmetinde olan alacakları hakkında” demek suretiyle, evlilik süresince zamanaşımının işlemeyeceğini, işlemeye başlamış ise, duracağını yasal teminat altına almıştır.

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; 6.3.1987 tarihinde evlenmiş, tarihinde açılan dava sonucu boşanmalarına karar verilmiş, ise tarihinde kesinleşmiştir.

(kadın) adına tapuda tescili yapılan ve ortak devam ettiği dönemde (02.03.2000 tarihinde), satın alınan taşınmaza katkı sağlandığı sürüldüğüne göre, iddia hak, katkı payı

Yukarıda belirtildiği , bu alacak, eşler arasında B.K.`nun genel hükümlerine tabi akdi ilişkiye dayanır. Bu akdi ilişki nedeniyle, B.K.`nun göre, aksine düzenleme hallerde, her dava alacaklar) on (10) senelik dava zamanaşımı tabidir.

Söz konusu katkı payı alacağı bakımından, katkı sağlandığı sürülen taşınmazın satın alındığı 02.03.2000 tarihi ile boşanma ının kesinleştiği 30.06.2004 tarihi arasında, yani evlilik , B.K.`nun 132.maddenin 1.fıkrası 3.bendine göre, zamanaşımı süresi işlemeye başlamayacaktır.

Dolayısıyla, boşanma kararının kesinleştiği 30.06.2004 tarihinden itibaren on (10) senelik zamanaşımı süresi işlemeye başlayacağına göre, eldeki davanın ise 06.11.2006 tarihinde açıldığı gözetildiğinde, katkı payına ilişkin alacak yasal süresinde açıldığının kabulü gerekir.

O halde, Özel Dairenin katkı payı alacağına ilişkin davasının bir (1) senelik zamanaşımı tabi bozma , yerel mahkemece “davanın B.K.`nun 125.maddesinde öngörülen on (10) yıllık dava zamanaşımı süresine tabi olduğu” şeklindeki gerekçe ile direnilmesi yerindedir.

Ne var ki, Özel Dairece işin esasına yönelik temyiz itirazları bozma nedenine göre incelenmemiş olup, dosyanın temyiz itirazlarının için Özel Daireye gönderilmesi gerekir.

SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle, direnme uygun bulunduğundan işin esasına yönelik vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 8. HUKUK DAİRESİNE gönderilmesine, 05.05.2010 gününde oybirliğiyle karar verildİ.

YARGITAY KARARI

Katkı alacağı davası,anlaşmalı,boşanma,boşanma protokolü,mahkeme içi ikrar


      T.C. YARGITAY Hukuk Genel Kurulu   Esas: 2010/2-96 Karar: 2010/106 Tarih: 24.02.2010   ÖZET: Somut dava, evlilik birliği içerisinde satın alınan taşınmaza katkı sebebiyle alacak istemine ilişkindir. Kural olarak, anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde yer alan mal rejimi hukukundan kaynaklanan anlaşma maddelerinin mahkeme kararında yer alması veya protokolün mahkemece onaylanması gerekir. Mal rejiminden kaynaklanan talepler boşanmanın ferilerinden olmadığından ayrıca dava konusu edilebilirler. Olayda, davacının dava dilekçesinin ekinde boşanma protokolünü mahkemeye sunmuş olması, boşanma davasındaki beyanları, boşanma kararının hüküm kısmı ve tarafların hiçbir zaman protokoldeki imzalarını inkar etmemiş olmaları, protokolün mahkemece onaylandığı dikkate alındığında, boşanma dava dosyasındaki bu belge ve beyanların mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu, böylece, görülmekte olan davada kesin delil niteliğini taşıdığı ve ayrıca davacının bu ikrarına rağmen eldeki davayı açarak tamamen aksini ileri sürmekle dürüstlük kuralına aykırı davrandığının ve bu durumun hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğinin kabulü gerekmiştir.    (4721 sayılı MK. m. 2, 166, 175, 182, 184) (1086 sayılı HUMK. m. 236)   KARAR METNİ: Taraflar arasındaki 'katkı alacağı' davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Hatay Aile Mahkemesince davanın reddine dair verilen 27.02.2007 tarih ve 2006/410 E., 2007/157 K. s. kararın tetkiki davacı tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 2.Hukuk Dairesinin 09.02.2009 tarih ve 2007/16052 E., 2009/1885 K. s. ilamıyla;   (... Taraflar boşanma davasının 20.04.2006 günlü oturumunda boşanma ve fer`ileri konusunda anlaşmışlardır.   Dava, evlilik birliği içerisinde alınan taşınmaza katkı sebebiyle alacak istemine ait olup, bu istem boşanmanın fer`ilerinden değildir. Taraflarca hazırlanan protokol mahkemece onaylanmadığı gibi, boşanma davasının hüküm fıkrasında katkı payı sebebiyle alacakla ilgili bir hüküm de kurulmamıştır. Tarafların gösterdikleri delilleri toplanıp, ulaşılacak sonuç uyarınca işin esasıyla ilgili karar verilmesi gerekirken davanın yazılı gerekçe ile reddedilmesi usul ve kanuna aykırıdır...),   Gerekçesiyle oyçokluğu ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.   Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:   Dava, evlilik birliği içerisinde satın alınan taşınmaza katkı sebebiyle alacak istemine ilişkindir.   Davacı, davalı ile boşandıklarını, 330 ada 96 parsel s. taşınmazın 1/8 hissesini evlilik birliği içinde 2003 yılında kendisinin satın aldığını ancak davalı adına tapuya kayıt ettirdiğini, boşandıktan sonra davalının hissesine düşen bedeli vermediğini belirterek, bahse konu taşınmazın tasfiyesi ile katılma rejimi doğrultusunda alacağının tespiti ve tahsiline karar verilmesini istemiştir.   Davalı vekili, tarafların anlaşmalı olarak boşanıp, aralarında düzenledikleri 17.04.2006 günlü protokol ile mal rejiminin tasfiye edildiğini, her iki tarafın anlaşması doğrultusunda mal bölüşümü yapılarak tarafların bunun dışında birbirlerinden herhangi bir taleplerinin olmayacağını kararlaştırdıklarını, protokolün davacı yönünden bağlayıcı olduğunu, dava konusu 96 parseldeki hisseyi müvekkilinin kendi kişisel çalışmaları ve birikimi ile satın aldığını ileri sürerek, davanın reddine karar verilmesini dilemiştir.   Mahkemece, taraflar arasında 01.01.2002 gününden geçerli olmak üzere kanuni mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminin geçerli olduğu, davaya konu taşınmazın bu tarihten sonra 09.09.2003 gününde edinildiği, tarafların boşanmaya ait dava dilekçesi ile mahkemece uygun bulunan protokolde boşanmanın mali sonuçlarını da düzenledikleri, bu biçimde taraflar arasında tasfiyeye konu bir malvarlığı değerinin bulunmadığı, bilerek ve isteyerek protokolle karşı tarafa bir takım maddi olanaklar sağlayan kişinin, boşanma işlemi gerçekleştikten sonra sağladığı olanakları geri istemesinin iyi niyet, doğruluk, dürüstlük ve sözleşmeye bağlılık ilkeleri ile bağdaşmayacağı, ayrıca kendi kusuru ile mali imkanlarını zorlayan tarafın MK.`nun 2. maddesinden yararlanmasının da söz konusu olamayacağı gerekçeleri ile davanın reddine karar verilmiştir.   Özel Dairenin yukarda yazılı bulunan bozma kararı üzerine yerel mahkemece; önceki gerekçeler ve ayrıca, taraflar arasında düzenlenmiş protokolün mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu, mahkeme içi ikrarın kesin delil niteliğinde olup, bu davada ileri sürülebileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.   Açıklanan maddi olgu, iddia ve savunma ile bozma ve direnme kararlarının kapsamları itibariyle Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Türk Medeni Kanunu`nun 166/3 maddesine dayalı anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde yer alan mal rejimi hukukundan kaynaklanan anlaşma maddelerinin tamamının açıkça ve ayrıca mahkeme hükmünde yer almaması ve yine protokolün mahkemece açıkça onaylanmamasının mal rejiminden kaynaklanan taleplerin istenmesine engel olup olmayacağı; boşanma davasında sunulan protokolün mahkeme içi ikrar niteliğinde değerlendirilip değerlendirilmeyeceği, noktalarında toplanmaktadır.   Uyuşmazlığın çözümüne geçilmeden önce, 'ikrarın' hukuki niteliği, konusu ve ispat kuvveti açısından türleri üzerinde durulmasında yarar vardır.   Yargılama usulü bakımından ikrar, açıklayan tarafından hasmının karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve hasmınca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir (YHGK 9.11.1955 tarih E:4-79 K:78; YHGK 25.6.1975 tarih E:4/681 K:879).   İkrarın ispat kuvveti, yapıldığı yere göre belirlenir. Bu cümleden olarak, ikrarın yapıldığı yere göre bir ayırıma tabi tutulması, kanundan doğan bir zorunluluk olup; ikrarın mahkeme içerisinde veya mahkeme dışında yapılmasına farklı hüküm ve sonuçlar bağlanmıştır.   Kavram olarak da mahkeme dışı ikrar Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 236. maddesinin dördüncü fıkrasında, 'Mahkeme haricindeki ikrarı teyit edecek delail ve emare mevcut ise hakim buna binaen hüküm verebilir' hükümü ile açıkça kullanılmış iken; mahkeme içi ikrar aynı maddenin birinci fıkrasında ' Dava evrakında veya hakim huzurunda iki taraftan birinin veya vekilinin sebkeden ikrarı muteberdir. Ve mukir olan taraf aleyhine delil teşkil eder' hükümü ile örtülü olarak kullanılmıştır.   Mahkeme dışı ikrarın, taraflardan ya da onların yetkili temsilcilerinden sadır olması ve ikrarın mahkemeye yönelik değil; ya karşı taraf, ya da başka kimseler veya merciiler önünde yapılması gerekir. Mahkeme dışı ikrar, kesin bir delil olmayıp, takdiri delildir. Hakim, mahkeme dışı ikrarı doğrulayacak delil ve emare varsa, buna dayanarak hüküm verebilir (HUMK m.236/4).   Mahkeme içi ikrarın, taraflardan ya da onların yetkili temsilcilerinden sadır olması ve ikrarın yargılama içinde, mahkemeye karşı yapılması gerekir. Mahkeme içi ikrar, mahkeme önünde sözlü olarak yapılabileceği gibi; bir dilekçe veya layiha (dava evrakı)ile de vakıa ikrar edilebilir. Hukuk Usulü Muhakemeleri Yasanın 236/1. maddesinde 'dava evrakı' olarak belirtilen belgeler, tarafların dilekçe ve layiha gibi, davayı hakim önüne götüren ve dava ilişkisi sebebiyle birbirlerine usulen tebliğ ettirdikleri belgelerdir. Mahkeme içi ikrar, bir kesin delildir.   Önemle vurgulanmalıdır ki; bir davada yapılan mahkeme içi ikrar, başka bir davada da geçerli olup, kesin delil teşkil eder (Prof. Dr. Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, Altıncı baskı, İstanbul 2001, C:2, s:2045).   Bu genel açıklamalardan sonra, Türk Medeni Kanunu`nun 166/3 maddesine dayalı anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde boşanmanın mali sonuçlarının kararlaştırılması kavramına, mal rejiminin tasfiyesinin dahil olup olmadığı; böyle bir kararlaştırma varsa bunun sonuçlarının ne olacağının irdelenmesi gerekmektedir.   4721 s. Türk Medeni Kanunu`nun 166/3. maddesine dayalı olarak açılan boşanma davalarında, evlilik en az bir yıl sürmüş ise, eşlerin birlikte başvurması ya da bir eşin diğerinin davasını kabul etmesi halinde, evlilik birliği temelinden sarsılmış sayılır. Bu durumda boşanma kararı verilebilmesi için, hakimin tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek protokolü uygun bulması şarttır. Bu durumda tarafların ikrarlarının hakimi bağlamayacağı (TMK.md. 184/3)hükmü uygulanmaz' (TMK.md.166/3)   Taraflar tek bir konuda anlaşamamış olsalar dahi, Türk Medeni Kanunu`nun 166/3.maddesi uyarınca delil toplanmadan karar verilemez. Bu gibi hallerde tarafların iddia ve savunmaları çerçevesinde delilleri toplanıp Türk Medeni Kanunu`nun 166. maddesinin 1, 2. ve 4. fıkralarına göre değerlendirme yapılmalıdır.   Anılan maddede, boşanmanın mali sonuçları üzerinde anlaşma şartı, 4721 s. Türk Medeni Kanunu`nun 174.maddesinde düzenlenen boşanma sebebiyle maddi ve manevi tazminat, 175.maddesinde düzenlenen yoksulluk ve 182. maddesinde düzenlenen iştirak nafakası talep haklarına ilişkindir. Anlaşmada ayrıca yer verilmemişse tarafların aralarındaki akdi ilişkiyi tasfiye ettikleri kabul edilemez.   Görüldüğü üzere, mal rejiminin tasfiyesi anlaşmalı boşanma kapsamında değildir. Başka bir anlatımla boşanmanın mali sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenleme, mal rejiminin tasfiyesine yönelik istemleri içermez.   Somut olaya gelince; davacı, eldeki davadan önce açtığı boşanma davasında, evlilik birliğinin temelinden sarsıldığını, davalı ile karşılıklı olarak boşanma ve boşanmanın mali sonuçları konusunda tam bir mutabakat sağladıklarını belirterek, davalı ile anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verilmesini talep etmiştir.   Davacının, dava dilekçesinin ekinde sunduğu 17.4.2006 tanzim günlü 'Protokol' başlıklı belgenin, 4. maddesinde, tarafların, kendilerine ilişkin eşyaları aldıkları; 5. maddesinde, birbirlerinden hak ve alacakları kalmadığı; 7. maddesinde ise, evlilik birliği içerisinde edinilmiş herhangi bir malları olmadığı, bu yönde de bir taleplerinin bulunmadığı belirtilmiş; 29.4.2006 günlü oturumda da, davacı, dava dilekçesini tekrar etmiş, her iki yan da aralarındaki anlaşmaya göre boşanmaya ve mali sonuçlarına karar verilmesini istemişlerdir.   1086 S. Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu`nun 236/1. maddesi hükümü uyarınca dava evrakında yapılan ikrar geçerlidir ve ikrar eden aleyhine, başka bir davada da kesin delil teşkil eder.   Açıklanan maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde; davacının boşanma davasında ibraz ettiği imzalı dava dilekçesi, 'Protokol' başlıklı belge ve duruşmadaki beyanının HUMK nun 236/1. maddesinde ön görülen mahkeme içi ikrar niteliğinde olup; görülmekte olan davada davacı aleyhine kesin delil teşkil ettiği ve 5.2.1947 gün 20/6 s. İçtihadı Birleştirme Kararında ön görülen yazılı belge mahiyetinde bulunduğu, her türlü kuşku ve duraksamadan uzaktır.   Nitekim; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu`nun 13.5.1992 tarih ve E:1992/14-249 K:1992/323 ve 23.05.2007 tarih ve 2007/14-289 E. 2007/291 K. s. kararlarında da aynı görüş benimsenmiştir.   Öte yandan, taraflar arasında düzenlenmiş boşanma protokolünün, yalnızca mal rejiminin tasfiyesine ait 7. maddesi boşanma hükmünde ayrıca ve açıkça gösterilmemiştir. Bunun dışında kalan çocukların velayetine, çocuklarla kişisel ilişki kurulmasına, maddi ve manevi tazminata ve yargılama giderlerine ait maddeleri ise açıkça ve ayrıca boşanma ilamının hüküm kısmında gösterilmiştir. Bu hal ve tarafların yargılamadaki beyanları dikkate alındığında protokolün mahkemece uygun bulunduğu; ancak, içeriği de evlilik birliği içerisinde edinilmiş herhangi bir mal olmadığı, bu sebeple taleplerinin bulunmadığı biçiminde olan 7. maddenin gerek bu ifade tarzı gerekse de mal rejiminin boşanmanın mali hükümlerinden olmaması sebebiyle hüküm fıkrasında bu kısmın ayrık tutulduğunun kabulü gerekmekte; bu hal anılan protokolün ve boşanma davasında gerçekleşen beyan ve belgelerin tümüyle mahkeme içi ikrar ve kesin delil olma niteliğini etkilememektedir.   Bununla birlikte; davacı, dava dilekçesinin ekinde boşanma protokolünü sunduğuna ve bunun dava dilekçenin eki olduğunu açıkça belirttiğine, yargılamada aralarındaki anlaşmaya göre boşanmaya karar verilmesini istediğine ve davalı kadının da bu anlaşmadaki düzenlemeye güvenerek boşanmayı kabul ettiğine göre; bundan sonra davacının bu protokol hükümlerine aykırı olarak, boşanma davasındaki beyan ve dilekçelerini yok sayarak görülmekte olan bu davayı açıp, protokol hükümlerine aykırı olarak talepte bulunması 4721 S. Türk Medeni Yasanın 2. maddesinde düzenlenen 'Dürüst Davranma' kuralına da aykırılık teşkil etmekte; eş söyleyişle, hakkın kötüye kullanılması anlamına gelmektedir.   Yukarıda yapılan açıklamaların sonucu olarak; kural olarak, anlaşmalı boşanma davasında taraflar arasında akdedilmiş olan boşanma protokolünde yer alan mal rejimi hukukundan kaynaklanan anlaşma maddelerinin mahkeme kararında yer alması veya protokolün mahkemece onaylanması gerekir. Mal rejiminden kaynaklanan talepler boşanmanın ferilerinden olmadığından ayrıca dava konusu edilebilirler.   Ancak somut olayda, davacının dava dilekçesinin ekinde boşanma protokolünü mahkemeye sunmuş olması, boşanma davasındaki beyanları, boşanma kararının hüküm kısmı ve tarafların hiçbir zaman protokoldeki imzalarını inkar etmemiş olmaları, protokolün mahkemece onaylandığı, dikkate alındığında, boşanma dava dosyasındaki bu belge ve beyanların mahkeme içi ikrar niteliğinde olduğu; böylece, görülmekte olan davada kesin delil niteliğini taşıdığı ve ayrıca davacının bu ikrarına rağmen eldeki davayı açarak tamamen aksini ileri sürmekle dürüstlük kuralına aykırı davrandığının ve bu durumun hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiğinin kabulü gerekmiştir.   Açıklanan nedenlerle; aynı hususlara dayanan ve usul ve kanuna uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.   KARAR: Davacının, temyiz itirazlarının reddi ile, direnme kararının yukarda açıklanan sebeplerle ONANMASINA, 24.02.2010 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.