
Başlıklar
ToggleVesayet altındaki (kısıtlı) bir bireyin taşınmaz varlıklarının veya bu varlıklar üzerindeki paylarının satışı, Türk Medeni Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca sıkı usul ve kurallara bağlanmış özel bir süreci gerektirir. Bu süreç, kısıtlının hak ve menfaatlerinin korunmasını temel alır ve vesayet makamının (Sulh Hukuk Mahkemesi) ve denetim makamının (Asliye Hukuk Mahkemesi) izni ve denetimi altında yürütülür. Bu rehber, kısıtlı bir kişinin taşınmazlarının satış sürecini adım adım açıklamaktadır.
Vesayet, kanunda belirtilen belirli sebeplerle (yaş küçüklüğü, akıl hastalığı veya akıl zayıflığı, savurganlık, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı, kötü yaşama tarzı, kötü yönetim, özgürlüğü bağlayıcı ceza veya kişinin kendi isteği) kendini ve malvarlığını yönetemeyecek durumda olan ergin kişileri korumak amacıyla kurulan hukuki bir kurumdur. Mahkeme kararıyla kısıtlanan kişiye bir vasi atanır. Vasi, kısıtlının kişisel ve mali işlerini kanun çerçevesinde yürütmekle görevlidir.
Kısıtlının malvarlığının korunması esastır. Bu nedenle, taşınmaz satışı gibi önemli bir hukuki işlem, vasinin tek başına alabileceği bir karar değildir. Kanun koyucu, bu tür işlemlerin kısıtlının menfaatine olup olmadığının ve işlemde bir suistimal yaşanıp yaşanmadığının denetlenmesi için vesayet makamının iznini zorunlu kılmıştır. Temel amaç, kısıtlının malvarlığının gereksiz yere eksilmesini önlemektir.
Kısıtlıya ait bir taşınmazın veya taşınmaz payının satışı, aşağıda özetlenen aşamalardan oluşur:
Sürecin ilk adımı, vasinin, kısıtlının yerleşim yerindeki Sulh Hukuk Mahkemesi’ne bir dava dilekçesi ile başvurarak taşınmazın satışı için izin istemesidir. Bu dilekçede aşağıdaki hususlar detaylı bir şekilde açıklanmalıdır:
Dava dilekçesine aşağıdaki belgeler eklenmelidir:
⚠️ Önemli Not: Kısıtlının Başka Bir Yerde Kalması Yetkili Mahkemeyi Değiştirir mi?
Uygulamada sıklıkla karşılaşılan durumlardan biri, vesayet altındaki kişinin bakım, tedavi veya rehabilitasyon amacıyla kısıtlandığı yer dışındaki bir ilde bulunan kuruma yerleştirilmesidir. Bu gibi hallerde vesayet dosyasının ve dolayısıyla taşınmaz satışına izin davasında yetkili mahkemenin değişip değişmeyeceği sorusu gündeme gelmektedir. Yargıtay 5. Hukuk Dairesi’nin büromuz tarafından takip edilen bir dosyada verdiği güncel ve emsal niteliğindeki karar (Esas No: 2026/2883, Karar No: 2026/5751), bu konudaki tereddütleri kesin olarak ortadan kaldırmıştır. İlgili karara konu olayda; Erzurum’da kısıtlanan bir kişinin Malatya’daki bir Engelsiz Yaşam Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’ne yerleştirilmesi üzerine, işlemlerin kolaylaştırılması amacıyla dosya Malatya mahkemelerine gönderilmek istenmiştir. Ancak Yargıtay, Türk Medenî Kanunu’nun 412. maddesi uyarınca, vesayet makamının izni olmadıkça vesayet altındaki kişi yerleşim yerini değiştiremeyeceğini, vesayet makamının resmi bir izin kararı veya vasinin bu yönde bir talebi olmadıkça, kısıtlının sadece bir kurumda kalıyor olmasının hukuki yerleşim yerini değiştirmeyeceğine hükmetmiş ve ilk kısıtlama kararını veren mahkemenin yetkili olduğunu kesin olarak karara bağlamıştır.
Dolayısıyla, kısıtlının taşınmazının satışı için izin davası açılmadan önce, mevcut vesayet dosyasının bulunduğu yer mahkemesinin yetkisinin devam edip etmediği bu hukuki kriter çerçevesinde titizlikle değerlendirilmelidir.
Sulh Hukuk Mahkemesi, vasinin talebini ve sunulan belgeleri inceler. Mahkeme, satışın kısıtlının menfaatine olup olmadığını değerlendirmek için bir bilirkişi görevlendirir. Bilirkişi, satışı talep edilen taşınmazın yerinde keşif yaparak değerini tespit eder ve bu durumu bir raporla mahkemeye sunar. Bu rapor, mahkemenin kararında önemli bir rol oynar.
Mahkeme, vasinin ve gerekirse diğer ilgililerin beyanlarını da alabilir. Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere, satış izni verilebilmesi için satışın kısıtlının menfaatine olduğunun somut delillerle kanıtlanması şarttır.
Mahkeme, satışın yapılmasına karar verirse, satışın ne şekilde yapılacağını da belirler. Türk Medeni Kanunu’na göre asıl olan satış yöntemleri şunlardır:
Satış işlemi tamamlandıktan ve satış bedeli tahsil edildikten sonra, bu bedel vasi tarafından kısıtlı adına açılmış bir banka hesabına yatırılır. Vasi, satıştan elde edilen gelirin nasıl kullanılacağını da bir raporla vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür. Paranın kısıtlının ihtiyaçları doğrultusunda ve yine mahkemenin bilgisi ve onayı dahilinde kullanılması esastır. Örneğin, para kısıtlının bakımı için kullanılabilir veya nemalandırılarak (örneğin, vadeli mevduat hesabında tutularak) değerlendirilebilir.
(Vesayet Makamı Sıfatıyla)
DOSYA NO : 202X/… Esas
İSTEMDE BULUNAN (VASİ) : [Adınız Soyadınız]
KISITLI : [Kısıtlı Adı Soyadı]
KONU : Kısıtlıya ait banka hesabından sarf (harcama) izni verilmesi talebi.
Sayın mahkemenizin yukarıda esas numarası yazılı dosyası ile kısıtlı [Kısıtlı Adı] vasi olarak görev yapmaktayım.
Kısıtlının [Hastalık/Bakım/Eğitim vb.] nedenlerden dolayı acil olarak [Harcama Miktarı] TL tutarında harcama yapılması zorunluluğu doğmuştur.
Söz konusu harcama [Örneğin: Hastane masrafları, ilaç giderleri veya bakımevi ücreti] için kullanılacaktır. Bu ihtiyaca ilişkin [Fatura/Proforma Fatura/Reçete] dilekçemiz ekinde sunulmuştur.
Bu kapsamda, kısıtlı adına [Banka Adı] [Şube Adı] Şubesi’nde bulunan [IBAN No] numaralı hesaptaki blokeli paradan [Miktar] TL’nin çekilerek vasiye ödenmesi hususunda bankaya müzekkere yazılmasını talep ederim.
Arz edilen nedenlerle, kısıtlının acil ihtiyaçları için gerekli olan sarf izninin verilmesini saygılarımla talep ederim.
[Tarih]
İmza
Vasi [Adı Soyadı]
Ekler: [Harcama ihtiyacını gösteren belge]

Kısıtlıya ait bir taşınmazın satışına izin verilmesi davası, mahkemenin iş yoğunluğuna, bilirkişi raporunun hazırlanma süresine ve dosyanın niteliğine göre değişiklik göstermekle birlikte, genellikle 6 ila 12 ay arasında sonuçlanabilmektedir.
Bu konu, hukukçular ve uygulamacılar arasında sıkça tartışılan, ancak Yargıtay içtihatları ile netleşmiş oldukça teknik bir noktadır. Hukuk mantığına göre “ihale” kelimesi bir açık artırmayı çağrıştırsa da, pazarlık usulü satışta da bir “satış tutanağı” düzenlenir ve satış memuru tarafından bir bedel üzerinde el sıkışılır. Bu süreçte bir usulsüzlük varsa, işlemin iptali için “ihalenin feshi” yoluna gidilir. Kısa cevap: Evet, pazarlıkla satışta da ihalenin feshi davası açılabilir.
Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2017/2699, K. 2018/873, T. 06.02.2018: “İnceleme konusu karar, pazarlık sureti ile yapılan satışın feshine ilişkin olup, yukarıda sözü edilen Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulu İş Bölümü kararına göre, belirgin biçimde Dairemizin inceleme alanı dışında kalmakta ve niteliği bakımından Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin görevi içine girmektedir.” Pazarlıkla satışta ihalenin feshini talep etmenin mümkün olduğuna dair şu karara da bakabilirsiniz. Yargıtay, 8. Hukuk Dairesi, E. 2018/9374, K. 2019/170, T. 10.01.2019
Pazarlıkla satışta ihalenin feshi genellikle şu nedenlere dayanır:
Fiyatın Düşüklüğü: Satış bedelinin, mahkemece belirlenen bilirkişi değerinin (muhammen bedel – mahkemece belirlenen başlangıç/taban değeri ) altında kalması.
İstekli Sayısı: Mahkeme kararında “en az üç talipli arasından” denmesine rağmen, yeterli teklif alınmadan veya usulen teklif alınmış gibi gösterilerek satış yapılması.
Muvazaa (Danışıklı İşlem): Vasi ile alıcı arasında bir anlaşma olduğunun ve kısıtlının haklarının gasp edildiğinin tespiti.
Hata ve Hile: Satış sürecinde ilgililerin yanıltılması veya kanuni usullere (tebligat gibi) uyulmaması.
Süre: Satışın öğrenildiği tarihten itibaren 7 gündür. Her halükarda satışın üzerinden 1 yıl geçtikten sonra bu dava açılamaz.
Görevli Mahkeme: İhaleyi yapan satış memurluğunun bağlı olduğu Sulh Hukuk Mahkemesi bu davaya bakmaya yetkilidir.5.3
Onay Süreci: Pazarlıkla satış yapıldıktan sonra dosya zaten Sulh Hukuk Mahkemesi’nin (Vesayet Makamı) onayına sunulur. Eğer mahkeme satışı onaylamazsa ihale kendiliğinden geçersiz kalır.
Fesih Davası: Eğer mahkeme satışı onaylamışsa ancak ilgililer (örneğin kısıtlının mirasçıları veya menfaati zarar görenler) bir usulsüzlük olduğunu iddia ediyorsa, o zaman İhalenin Feshi Davası açarlar.
Yasal Uyarı: Bu rehber, genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup somut bir olaya yönelik hukuki mütalaa niteliği taşımamaktadır. Her somut olay, kendi özel koşulları içinde değerlendirilmelidir. Vesayet ve taşınmaz satışı ile ilgili somut hukuki problemlerinizde olaya özgü değerlendirme için bir avukata danışmanız tavsiye edilir.
1. Vasi eliyle taşınmaz satışı tamamen internet üzerinden mi (e-satış) yapılıyor? Evet ama sadece mahkeme “açık artırma ile satış” kararı vermişse. Bu durumda süreç esatis.uyap.gov.tr üzerinden yürütülür. Satış memuru veya vasi, taşınmazı kendi başına “sahibinden.com” gibi sitelerde veya emlakçı aracılığıyla doğrudan satamaz; tüm teklifler UYAP üzerinden şeffaf bir şekilde toplanır.
2. Pazarlıkla veya açık artırma ile satışta tapuya ne zaman gidilir? Satış kararının “kesinleşmesi” gerekir. Ayrıca ihalenin feshi davası açma süresinin (7 gün) dolması ve satış bedelinin tam olarak yatırılması beklenir. Tapu devri ancak mahkemenin Tapu Müdürlüğü’ne yazacağı resmi yazı (tezkere) ile mümkündür.
3. Kısıtlının borçlarını ödemek için satış yapılıyorsa süreç hızlanır mı? Aciliyet gösteren borçlar (icra takibi, vergi borcu vb.) mahkeme tarafından “kısıtlının menfaati” kapsamında değerlendirilir ve süreç önceliklendirilebilir. Ancak yine de bilirkişi raporu ve ilan süreleri gibi kanuni bekleme süreleri atlanamaz.
4. Satıştan elde edilen parayı vasi kendi hesabına alabilir mi? Kesinlikle hayır. Satış bedeli, mahkemenin belirlediği ve üzerinde “vesayet şerhi” bulunan kısıtlıya ait bir banka hesabına yatar. Vasi bu paradan bir kuruş bile çekmek istese, harcamanın nedenini belgeleyerek mahkemeden ek bir “para çekme izni” almak zorundadır.
