
Yeniden inşa veya esaslı tadilat nedeniyle açılan tahliye davasını konu alan temsili görsel.
Başlıklar
ToggleYeniden imar ve inşa nedeniyle tahliye davası, Türk Borçlar Kanunu’nun 350/2. maddesinde düzenlenen özel tahliye sebeplerinden biridir. Ancak kiraya verenin yalnızca tadilat yapacağını ileri sürmesi tahliye için yeterli değildir. Yapılacak işlemlerin esaslı nitelikte olması ve çalışmalar sırasında kiralananın kullanılmasının teknik olarak mümkün olmaması gerekir.
Konut ve çatılı işyeri kiralarında kiraya veren, bazı şartların gerçekleşmesi hâlinde kira sözleşmesini mahkeme kararıyla sona erdirebilir. Bu tahliye sebeplerinden biri de kiralananın yeniden inşa edilmesi veya imar amacıyla esaslı onarım, genişletme ya da değiştirilmesinin zorunlu olmasıdır. Ancak yeniden inşa veya tadilat yapılacak olması tek başına tahliye kararı verilmesi için yeterli değildir. Bu davalarda mahkeme; yapılacak işlemlerin gerçekten zorunlu olup olmadığını, kiralananın çalışmalar sırasında kullanılmasının mümkün bulunup bulunmadığını ve kanunda öngörülen diğer şartların gerçekleşip gerçekleşmediğini somut olayın özelliklerine göre değerlendirir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 350/2. Maddesidir. Anılan hüküm; kiralanan konut veya çatılı işyerinin yeniden inşa edilmesi veya esaslı onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekiyorsa ve bu işler yapılırken kiralananın kullanılması da imkansız ise kira sözleşmesinin kiralayan tarafından belirli sürelere uyularak açılacak bir dava sonucunda feshedilmesini mümkün kılmaktadır.
Yeniden imar veya inşa sebebiyle kira sözleşmesini fesih hakkı; belirli süreli kira sözleşmelerinde sürenin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içinde sulh hukuk mahkemesinde bir tahliye davası açılarak kullanılmalıdır. Belirsiz süreli kira sözleşmelerinde dava açma süresinin belirlenmesi yukarıda ihtiyaç nedeniyle tahliye davası bölümünde açıklandığı şekilde belirlenecektir.
Kiralananın yeniden imar ve inşa nedeniyle tahliyesi davasını hem kiraya veren taraf hem de kiralananın maliki açabilir. Ancak kiralanan taşınmaz intifa hakkı ile yükümlüyse intifa hakkı sahibinin bu davayı açması mümkün değildir. Aynı şekilde yeni malikin de yeniden imar ve inşa sebebine dayanan tahliye davası açma hakkı bulunmamaktadır.
Kiralanan taşınmazın inşa imar nedeniyle tahliyesi için iki temel şartın mevcut olması aranmaktadır.
Kiralanan taşınmazın yıkılıp yeniden inşa edilmesi veya imarı amacıyla esaslı surette onarımı, genişletilmesi ya da değiştirilmesi gerekmektedir.
İnşa veya imar amacıyla esaslı surette onarım, genişletme, değişiklik işleri fiilen yapılırken kiralananın kullanılması da imkansız olmalıdır.
Yeniden inşa durumunda işin doğası gereği kiralanan yıkılıp yeniden yapılacağından içinde oturmak da mümkün olamayacaktır. Bu nedenle yeniden inşa halinde kiralananın kullanılmasının imkansız olacağı konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Buna mukabil , imar amaçlı onarım, değiştirme ve genişletme söz konusu olduğunda kiralananı kullanmanın imkansız olup olmadığı konusunda önemli tartışmalar ortaya çıkmaktadır. Kanunun lafzında da vurgulandığı üzere onarım, genişletme ve değiştirme esaslı olmalıdır. Yargıtay, kiralanan taşınmazın imar amacıyla esaslı bir surette tamir, tevsii veya tadilinin istenmesi durumunda; bu ameliyenin icrası anında kiralananda oturmanın mümkün olmadığının fennen anlaşılması gerektiği görüşündedir. Bu nedenle esaslı tamir, genişletme ve değiştirme halinde kiralananı kullanma imkânı bulunup bulunmadığı bilirkişi tarafından tespit edilecektir. Onarım ve tadilat sırasında, taşınmazın kullanılması mümkün ise tahliye kararı verilemeyecektir.
Yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliye davaları, ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarından farklı olarak kiraya verenin ihtiyacının samimiyetinin araştırıldığı davalar değildir. Bu davalarda belirleyici olan; yeniden inşa, esaslı onarım, genişletme veya değiştirme işlemlerinin gerçekten gerekli olması ve bu çalışmalar yürütülürken kiralananın kullanılmasının fiilen mümkün olmamasıdır.
Yargıtay, kanunda böyle bir zorunluluk yer almasa da yeniden inşa veya imar amaçlı esaslı onarım, genişletme ya da tadilat söz konusu olduğunda ilgili belediye tarafından onanmış, mahkemeye inşaata ilişkin belediye tarafından onanmış projenin mahkemeye sunulmasını istemektedir. Bilirkişiler sadece mahallinde inceleme yaparak değil projeyi de inceleyerek yapılmak istenen değişik veya genişletmenin fennen ve hukuken mümkün olup olmadığını tespit edeceklerdir. Kiralananın yıkılarak yeniden inşa edileceği durumlarda inşaat ruhsatının ibrazına gerek yoktur. Zira mevcut bina henüz yıkılmamışken yapı ruhsatı düzenlenmesi mümkün olmayacaktır. Bu konuda belediye imar müdürlüğünce tasdik edilmiş avan projenin (ön proje) ibraz edilmesi veya getirtilmesi yeterlidir. Bilirkişi projenin kanuna uygun olup olmadığını saptayarak, onanmış olan projenin dava konusu yere ait olup olmadığını tespit edecektir.
Kiralanan taşınmaz tescilli tarihi eser niteliğinde ise yeniden inşası veya esaslı tamirat ve tadilatı için yetkili Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’ndan da izin alınması gerekmektedir . Bu izin alınmamışsa açılan yeniden inşa ve imar nedenine dayalı tahliye davası reddedilecektir. Kurula usulüne uygun bir şekilde başvurulmuş ancak inceleme tamamlanmamışsa gelecek olan cevap beklenmelidir. Aynı şekilde, Yargıtay, inşaat ruhsatı veya idari izin talepleri hakkında idarece verilen red kararlarına karşı idari yargıda görülmekte olan bir iptal davası var ise bu davanın sonuçlanmasının, yeniden inşa veya imar sebebiyle açılan tahliye davasında, bekletici mesele yapılması gerektiği görüşündedir.

Yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliye davası süreç şeması.
Türk Borçlar Kanunu’nda “esaslı tamirat” kavramının açık bir tanımı yer almamaktadır. Bu nedenle bir onarım veya tadilatın esaslı nitelikte olup olmadığı, somut olayın özelliklerine ve Yargıtay uygulamasına göre değerlendirilmektedir.
Genel olarak, kiralananın kullanılmasını fiilen imkânsız hâle getiren, taşıyıcı sisteme müdahale edilmesini gerektiren veya binanın önemli bölümlerinde kapsamlı değişiklik yapılmasını zorunlu kılan çalışmalar esaslı tamirat kapsamında kabul edilmektedir. Buna karşılık boya, badana, zemin kaplamasının yenilenmesi, mutfak dolaplarının değiştirilmesi veya kiracının taşınmazı kullanmaya devam edebileceği nitelikteki küçük onarımlar esaslı tamirat olarak değerlendirilmez.
Bir çalışmanın esaslı tamirat niteliğinde olup olmadığına mahkeme tarafından, çoğu zaman bilirkişi incelemesi sonucunda karar verilmektedir. Bilirkişi; yapılacak işlerin kapsamını, taşınmazın kullanımını engelleyip engellemediğini ve tahliyenin gerçekten zorunlu olup olmadığını teknik açıdan değerlendirir.
Yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliye davasında ispat yükü kural olarak kiraya verene aittir. Kiraya veren, Türk Borçlar Kanunu’nun 350/2. maddesinde öngörülen tahliye şartlarının somut olayda gerçekleştiğini mahkemeye ispat etmek zorundadır.
Bu kapsamda kiraya verenin özellikle şu hususları ortaya koyması gerekir:
Mahkeme, bu hususların ispatı bakımından çoğu zaman bilirkişi incelemesi yaptırmakta; bilirkişi raporu, onaylı projeler ve diğer teknik belgeleri birlikte değerlendirerek tahliye koşullarının oluşup oluşmadığını incelemektedir. Kiraya verenin iddialarını yeterli ve inandırıcı delillerle ortaya koyamaması hâlinde ise yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliye talebi reddedilebilecektir.
Yeniden inşa ve imar nedeniyle açılan tahliye davalarında mahkeme, çoğu zaman uyuşmazlığın çözümü için bilirkişi incelemesi yaptırmaktadır. Çünkü kiralananda yapılması planlanan işlemlerin gerçekten esaslı nitelikte olup olmadığı ve çalışmalar sırasında taşınmazın kullanılmasının mümkün bulunup bulunmadığı, teknik bilgi gerektiren hususlardır.
Bilirkişi tarafından yapılacak incelemede, yalnızca taşınmazın mevcut durumu değil; belediye tarafından onaylanmış proje, mimari planlar ve diğer teknik belgeler de değerlendirilir. Raporda özellikle şu hususlara açıklık getirilmesi beklenir:
Mahkeme, bilirkişi raporunu yeterli ve denetime elverişli bulmadığı takdirde ek rapor alabilir veya yeniden keşif yaptırabilir. Yetersiz bilirkişi incelemesine dayanılarak verilen kararlar ise Yargıtay tarafından bozulabilmektedir.
Yargıtay, 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/1372, K. 2017/2218, T. 01.03.2017: “Davacı da kiralananın imarı amacıyla esaslı onarımı, genişletilmesi veya değiştirilmesi nedenine dayanarak 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 350/2 maddesi uyarınca dava açmıştır. Anılan madde gereğince kiralananda yapılması düşünülen tamirat ve tadilatın imar amaçlı ve aynı zamanda esaslı işlerden olması, bu sırada kiralananda ikametin mümkün olmaması, proje ve ruhsatın imar mevzuatına göre uygulanabilir olması gerekir. Bu amaçla kiralananda yapılan keşif sonrasında düzenlenen 28/05/2015 tarihli bilirkişi raporunda, “……Benzin istasyonu ve lokanta bölümü mevcut hali ile yapı kullanma izin belgesinde yer alan metrekareye ve çekme mesafelerine aykırı bir durumdadır. Projenin ruhsata uygun hale getirilebilmesi için tadilat projelerinin hazırlanması ve esaslı bir tadilat çalışmasının yapılması gerektiği” belirtilmekle birlikte, yapılacak onarım ve tadilatın esaslı ve imar amaçlı olup olmadığı, bu aşamada kiralananda oturulabilir olup olmadığı, tahliye gerekip gerekmediği açıklanmamıştır. Bu itibarla bilirkişi raporu hüküm kurnaya yeterli ve elverişli değildir. Bu nedenle kiralananın bulunduğu yerde konusunda uzman bilirkişi heyeti marifetiyle yeniden keşif yapılarak onaylı projenin uygulanması, taşınmazda projeye göre yapılacak onarım ve tadilatın imar amaçlı ve esaslı işlerden olup olmadığı ve yine tadilat ve onarımlar sırasında kiralananda ikametin fennen mümkün olup olmadığı, bu aşamada tahliye gerekip gerekmediği konusunda detaylı bir rapor alınarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlar göz ardı edilerek eksik inceleme sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmediğinden hükmün bozulması gerekmiştir.”
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, yeniden imar ve esaslı tadilat nedeniyle açılan bir tahliye davasında, bilirkişi raporunun yalnızca taşınmazda tadilat yapılacağını belirtmesinin yeterli olmadığına karar vermiştir. Mahkemeye sunulan bilirkişi raporunda;
yapılacak işlerin imar amaçlı ve esaslı nitelikte olup olmadığı,
tadilat süresince kiralananın kullanılmasının teknik olarak mümkün bulunup bulunmadığı ve
tahliyenin gerçekten zorunlu olup olmadığı açık ve ayrıntılı şekilde ortaya konulmalıdır. Bu hususlar yeterince araştırılmadan verilen tahliye kararları hukuka uygun değildir.
Karar: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/1372, K. 2017/2218, T. 01.03.2017.
Türk Borçlar Kanunu’nun 319/1 maddesi kiracıyı, kiralananın ayıplarının giderilmesine ya da zararların önlenmesine yönelik çalışmalara katlanmakla yükümlü tutmuştur. Aynı kanunun 320. Maddesi de Kiraya verenin, kiralananda, kira sözleşmesinin feshini gerektirmeyen ve kiracıdan katlanması beklenebilecek olan yenilik ve değişiklikleri yapabileceğini öngörmektedir. Kiracının bu katlanma yükümlülüğü, kiraya verenin TBK m. 301 hükmünde düzenlenen, kiralananı sözleşmede öngörülen kullanıma uygun durumda bulundurma borcu ile ilişkilidir. Kanun koyucu, kiralananın korunması ve zarar görmesinin engellenmesi için kiracıyı ayıpların giderilmesine katlanma borcu altına sokmaktadır. Bu şekilde kira ilişkisinin amacına uygun ve düzgün bir şekilde sürdürülmesi mümkün olmaktadır.
TBK m. 319/1’ in uygulanması kiralananda sözleşmesinin feshini gerektirmeyecek onarım, değişiklik yapılması halinde mümkün olabilir. Tamirat, tadilat ve genişletme sözleşmenin feshini zorunlu kılmıyor veya sözleşmenin sona ermesini gerektirmiyorsa mahkemeden kiracının geçici tahliyesi istenebilir. Bu halde sözleşme sona ermemekte aynen devam etmektedir. Geçici tahliyede kira sözleşmesi geçerliliğini yitirmez ve kira sözleşmesi aynen devam eder. Yalnızca kiralananın onarım süresiyle sınırlı olmak üzere geçici olarak boşaltılması gerekmektedir. Mahkemece onarım ve tadilat işlerinin ne kadar süreceği tespit edilir ve bu süre için geçici tahliye kararı verilir. Onarım ve değişiklikler yapıldıktan sonra kiralanan, konut ya da işyeri eski kiracıya geri verilir.
Genellikle esaslı tamirat kapsamında değerlendirilebilecek işlemler:
Genellikle esaslı tamirat kapsamında değerlendirilmeyen işlemler:
Önemli Not: Bir işlemin esaslı tamirat niteliğinde olup olmadığı her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Mahkeme, gerektiğinde bilirkişi incelemesi yaptırarak yapılacak işlerin taşınmazın kullanılmasını imkânsız hâle getirip getirmediğini ve esaslı nitelik taşıyıp taşımadığını belirler.
️ İmar Hukuku Açısından Esaslı Tadilat
İmar mevzuatında da basit tamirat ile esaslı tadilat arasında önemli bir ayrım yapılmaktadır. Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği’ne göre; taşıyıcı sistemi, yapı inşaat alanını, bağımsız bölüm sayısını, kullanım amacını veya ruhsat eki projeleri değiştirmeyen işlemler basit tamirat niteliğindedir ve kural olarak ruhsat gerektirmez. Buna karşılık taşıyıcı unsurları etkileyen veya ruhsat eki projelerde değişiklik yapılmasını gerektiren işlemler esaslı tadilat sayılır ve ruhsata tabidir.
Danıştay 6. Dairesi de 14.01.2025 tarihli kararında, bir değişikliğin yapının tamamını etkileyip etkilemediğinin belirlenebilmesi için yapının taşıyıcı sistemine ve statiğine etkisinin bilirkişi tarafından ayrıntılı şekilde incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır. Mahkeme, bu teknik değerlendirme yapılmadan verilen kararın eksik incelemeye dayandığını belirterek bozma kararı vermiştir.
Bu karar, kira hukukundaki tahliye davalarını doğrudan ilgilendirmemekle birlikte, “esaslı tadilat” kavramının teknik olarak hangi ölçütlerle değerlendirildiğini göstermesi bakımından yol göstericidir. (Danıştay 6. Dairesi, E. 2024/1454, K. 2025/195, T. 14.01.2025)
Kiraya veren kiralananın boşaltılmasına rağmen, belirlenen sürede değişiklik yapmaz ise kiracı kiralananın kendisine teslim edilmesini isteyebilir. Kiraya verenin geçici tahliye edilen kiralananı bir başkasına kiraya vermesi halinde veya kiralananı tamamen yıkması ve kullanılamaz hale getirmesi hallerinde kiracının tazminat isteminde bulunabileceği öğretide kabul edilmektedir.
Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 4. Maddesine göre, ilamsız icra yoluyla tahliyeye ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davalarda görevli mahkeme sulh hukuk mahkemeleridir.
Yetkili mahkeme ise HMK, m. 6 veya m. 10’a göre belirlenir. Buna göre yeniden inşa ve imar nedenine dayalı tahliye davası, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesinde (genel yetkili mahkeme) açılabileceği gibi HMK Md. 10 hükmü uyarınca kira sözleşmesinin ifa edileceği yer mahkemesinde de açılabilecektir.
Kira sözleşmesinin, kiraya verenin talebiyle mahkemece yeniden inşa ve imar nedeni ile sona erdirilmesi halinde kiraya veren yönünden birtakım yükümlülükler ortaya çıkmaktadır. Bunlardan ilki yapacağını belirttiği yeniden inşa veya imar amacıyla esaslı tadilat, tamirat veya genişletmeyi fiziken yapmasıdır. Bir diğeri de kiralananı haklı bir neden olmaksızın, eski hali ile, üç yıl boyunca önceki kiracıdan başkasına kiraya vermemesi, vermiş ise TBK Md. 355/2 uyarınca kiracıya tazminat ödemesidir.
Eski kiracının, yeniden inşa ve imarı amacıyla esaslı onarımı, tevsii veya değişikliği gerçekleştirilen taşınmazı, yeni durumu ve yeni kira bedeli ile kiralama konusunda kanundan doğan bir öncelik hakkı vardır. Bu hakkın, yeniden inşa ve esaslı imarına yönelik faaliyetler fiilen tamamlandıktan sonra kiraya verenin yapacağı yazılı bildirimi izleyen bir ay içinde kullanılması gerekir. Bu süre geçtikten sonra öncelik hakkı sona erer ve bir daha kullanamaz. Kiraya veren, önceki kiracının bu öncelik hakkı sona ermedikçe, taşınmazı üç yıl geçmeden başkasına kiralayamaz. Kiraya veren, bu hükme aykırı davranırsa eski kiracısına son kira yılında ödenmiş olan bir yıllık kira bedelinden az olmamak üzere tazminat ödemekle yükümlü tutulur.
Yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliye davası, kiraya verene tanınmış istisnai tahliye sebeplerinden biridir. Ancak binanın yıkılarak yeniden yapılacak olması veya esaslı onarım, genişletme ya da değişiklik çalışmalarının planlanması tek başına tahliye kararı verilmesi için yeterli değildir. Mahkeme, yapılacak işlemlerin gerçekten zorunlu olup olmadığını ve çalışmalar sırasında kiralananın kullanılmasının fiilen mümkün bulunup bulunmadığını bilirkişi incelemesi ve dosyadaki deliller ışığında değerlendirir.
Özellikle esaslı tadilat ve imar çalışmalarına dayanan davalarda belediyece onaylanmış proje, teknik raporlar ve gerekli idari izinler davanın sonucunu doğrudan etkileyebilmektedir. Bunun yanında kiraya veren, tahliye kararından sonra Türk Borçlar Kanunu’nun 355. maddesinde öngörülen yükümlülüklere de uymak zorundadır. Aksi halde eski kiracının tazminat ve yeniden kiralama önceliğine ilişkin hakları gündeme gelebilir.
Bu nedenle yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliye davalarının, hem kiraya veren hem de kiracı açısından teknik ve hukuki yönleri bulunan, somut olayın özelliklerine göre dikkatle değerlendirilmesi gereken dava türlerinden biri olduğu unutulmamalıdır.
Yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliye davası hangi durumlarda açılabilir?
Kiralanan taşınmazın yeniden inşa edilmesi veya esaslı onarım, genişletme ya da değiştirilmesinin zorunlu olması ve bu çalışmalar sırasında taşınmazın kullanılmasının mümkün olmaması hâlinde kiraya veren, Türk Borçlar Kanunu’nun 350/2. maddesi uyarınca tahliye davası açabilir.
Boya, badana veya küçük tadilatlar nedeniyle kiracı tahliye edilebilir mi?
Hayır. Basit bakım, boya, badana veya kiracının taşınmazı kullanmasına engel olmayan küçük onarımlar yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliye sebebi oluşturmaz. Yapılacak işlemlerin esaslı nitelikte olması gerekir.
Yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliye davasında belediye onaylı proje gerekli midir?
Yargıtay uygulamasına göre, esaslı onarım, genişletme veya tadilat iddiasına dayanan davalarda belediye tarafından onaylanmış projenin mahkemeye sunulması önem taşımaktadır. Yıkılarak yeniden yapılacak binalarda ise somut olaya göre avan proje yeterli görülebilmektedir.
Mahkeme bilirkişi incelemesi yaptırır mı?
Evet. Uygulamada mahkemeler çoğunlukla bilirkişi incelemesi yaptırmaktadır. Bilirkişi, yapılması planlanan inşaat veya tadilatın gerçekten gerekli olup olmadığını ve çalışmalar sırasında kiralananın kullanılmasının mümkün bulunup bulunmadığını değerlendirir.
Kiraya verenin yeniden inşa veya tadilat yapma niyetinin samimi olması gerekir mi?
İhtiyaç nedeniyle tahliye davalarından farklı olarak bu davalarda kiraya verenin ihtiyacının samimiyeti araştırılmaz. Mahkeme, yeniden inşa veya esaslı tadilatın gerçekliğini ve kiralananın bu süreçte kullanılmasının mümkün olup olmadığını inceler.
Tahliye kararı verildikten sonra kiraya veren inşaatı yapmazsa ne olur?
Kiraya veren, haklı bir neden olmaksızın taahhüt ettiği yeniden inşa veya esaslı tadilat çalışmalarını gerçekleştirmez ya da kanunda öngörülen yükümlülüklere aykırı davranırsa, somut olayın özelliklerine göre eski kiracının tazminat talep etme hakkı doğabilir.
Yeniden inşa tamamlandıktan sonra eski kiracının öncelik hakkı var mıdır?
Evet. Türk Borçlar Kanunu’nun 355. maddesi uyarınca eski kiracı, taşınmazı yeni durumu ve yeni kira bedeli üzerinden kiralamada öncelik hakkına sahiptir. Bu hakkın, kiraya verenin yazılı bildiriminin ardından bir ay içinde kullanılması gerekir.
Kiraya veren taşınmazı üç yıl içinde başkasına kiraya verebilir mi?
Eski kiracının öncelik hakkı sona ermeden taşınmazın üçüncü kişiye kiraya verilmesi mümkün değildir. Kanuna aykırı davranılması hâlinde kiraya veren tazminat ödemekle yükümlü olabilir.
Geçici tahliye ile kesin tahliye arasındaki fark nedir?
Geçici tahliyede kira sözleşmesi sona ermez; kiracı yalnızca onarım süresince taşınmazı boşaltır ve çalışmalar tamamlandıktan sonra taşınmaza geri döner. Yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliyede ise mahkeme kararıyla kira sözleşmesi sona erer.
Yeniden inşa ve imar nedeniyle tahliye davalarında görevli mahkeme hangisidir?
Bu davalarda görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemesidir. Yetkili mahkeme ise genel yetki kuralları ile kira sözleşmesinin ifa yeri esas alınarak belirlenir.