• +90 224 272 19 09
  • +90 542 120 86 16
  • info@demirbas.av.tr
bursa avukat logo 2bursa avukat logo 2bursa avukat logo 2bursa avukat logo 2
  • Ana Sayfa
  • Kurumsal
    • Hukuk Büromuz
    • Vekalet Bilgileri
  • Hizmetler
    • Şirketler Hukuku ve Ticari Davalar
    • Sınai Mülkiyet Hukuku ve Marka Patent Tasarım Davaları
    • Bireysel ve Toplu İş Hukuku Davaları
    • Gayrimenkul, İnşaat ve Kira Davaları
    • Boşanma Davası ve Aile Hukuku Uygulamaları
    • Tazminat Hukuku ve Tazminat Davaları
    • Miras Hukuku ve Tereke Yönetimi
    • Ceza Hukuku ve Ceza Davası Uygulamaları
    • İdare Hukuku ve İdari Davalar
    • Sosyal Güvenlik Hukuku ve SGK Davaları
    • İcra Hukuku, İcra Takipleri ve İcra Davaları
    • Bilişim Hukuku Davaları
    • Tüketici Hukuku ve Tüketici Davaları
  • Blog
  • İletişim
10 Yıllık Uzama Süresi Nedeniyle Tahliye (2026 Güncel) | Demirbaş Hukuk Bürosu
6 Mayıs 2026
Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası ve ispat esasları – Demirbaş Hukuk Bürosu

Muhdesatın kimin tarafından meydana getirildiğinin tespiti sınırlı bazı durumlarda mümkündür.

Başlıklar

Toggle
  • Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası: Hukuki Mahiyeti ve Güncel Yargıtay Uygulamaları
    • Muhdesat Kavramı ve Hukuki Temeli
      • Kavramsal Çerçeve ve Tanım
        • Maddi Unsur
        • Kalıcılık Unsuru
        • İnsan Müdahalesi
      • Neler Muhdesat Sayılmaz?
        • Tamirat ve Tadilat Giderleri (Faydalı Masraflar)
        • Taşınabilir (Menkul) Nitelikteki Eşyalar
        • Tarımsal Faaliyet Kapsamındaki Geçici Unsurlar
        • Kaçak ve İmar Mevzuatına Aykırı Yapılar
        • Muhdesata Sonradan yapılan İlaveler
    • Türk Medeni Kanunu’nda Bütünleyici Parça İlkesi
    • Muhdesat Tespit Davasında Usul Konuları
      • Görev ve Yetki
      • Davacı ve Davalı
      • Muhdesat Tespiti Kararının Tapu Siciline Şerh Edilmesi
      • Ortaklığın Giderilmesi Davasında Muhdesat İddiası ve Dava Açmak üzere Süre Verilmesi
    • Muhdesatın Aidiyeti Davasında Hukuki Yarar Şartı
      • Hukuki Yarar Şartının Genel Çerçevesi
      •  Ortaklığın Giderilmesi Davası Varsa
      • Kamulaştırma İşlemlerinde
      • Muhdesatın Tespiti Davasında İspat
        • Ödeme Gücü ve Sosyal Ekonomik Durum
        • Aile Ortak Bütçesi ve Temsil
      • Arz-Muhdesat Oranı Belirlenmelidir
      • Yargılama Giderlerinde Pay Oranı Esası
      • Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası Bekletici Mesele Yapılmalıdır.
      • İlgili Yazılar:

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası: Hukuki Mahiyeti ve Güncel Yargıtay Uygulamaları

 

Özet: Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası

Muhdesatın aidiyeti davası; bir taşınmaz üzerindeki yapı, ağaç veya tesislerin, arazi malikinden farklı bir kişi veya paylı mülkiyet söz konusu ise paydaşlardan sadece biri ya da birkaçı tarafından meydana getirildiğinin tespiti talebiyle açılan bir eşya hukuku davasıdır. Özellikle ortaklığın giderilmesi süreçlerinde gündeme gelen bu dava, “bütünleyici parça” ilkesinin istisnasını teşkil eder. Güncel Yargıtay uygulamaları uyarınca “hukuki yarar” şartının sıkı bir şekilde aranmakta olan bu davalarda ispat yükü, söz konusu unsurları kendi nam ve hesabına vücuda getirdiğini iddia eden tarafta olup ekonomik değer taşıyan kalıcı unsurlar davanın konusunu oluşturmaktadır.

Mülkiyet hukukunun en karmaşık alanlarından birini teşkil eden muhdesatın aidiyetinin tespiti davası, bir taşınmaz üzerindeki yapı, ağaç veya tesislerin (muhdesat), taşınmazın malikinden farklı bir kişiye ait olduğunun mahkeme kanalıyla tescil edilmesini amaçlar. Türk Medeni Kanunu’nun 684. maddesinde yer alan “Bir şeye malik olan kimse, o şeyin bütünleyici parçalarına da malik olur” kuralının bir istisnası olarak karşımıza çıkan bu dava, özellikle ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) süreçlerinde gündeme gelen bir tespit davasıdır.

Muhdesat Kavramı ve Hukuki Temeli

Kavramsal Çerçeve ve Tanım

Muhdesat, Arapça kökenli bir hukuk terimi olup “sonradan var edilmiş şey” anlamına gelir. Eşya hukuku bakımından, bir arazi (arz) üzerinde insan emeği ve müdahalesiyle meydana getirilen; bina, yapı, tesis, altyapı tesisi, dikili ağaç gibi kalıcı nitelikteki unsurların tümünü ifade eder.

Muhdesatın varlığından söz edebilmek için şu unsurların bir arada bulunması gerekir:

Maddi Unsur

Bir arazi ya da taşınmaz üzerinde fiilen var olan yapı, tesis veya bitki örtüsü

Kalıcılık Unsuru

Söz konusu eklentinin geçici değil, arazi ile bütünleşik ve sürekli nitelik taşıması

İnsan Müdahalesi

Doğal oluşumların değil, bir kişinin iradesine dayalı eylemin sonucu olması

Yargıtay, 8. Hukuk Dairesi, E. 2019/6638, K. 2021/4354, T. 25.05.2021

 “22.12.1995 tarihli ve 1/3 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da vurgulandığı gibi eşya hukukunda, muhdesattan, bir arazi üzerindeki kalıcı yapı ve tesisler ile bağ ve bahçe şeklinde dikilen ağaçları anlamak gerekir.”

Neler Muhdesat Sayılmaz?

“Her türlü yapı veya iyileştirme “muhdesat” olarak kabul edilmez. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, bir harcamanın muhdesat sayılabilmesi için o taşınmazda yeni ve bağımsız bir vücut (ekonomik değer) meydana getirmesi gerekir.” (Yargıtay, 8. Hukuk Dairesi, E. 2019/6638, K. 2021/4354, T. 25.05.2021)

Tamirat ve Tadilat Giderleri (Faydalı Masraflar)

Bir binanın mevcut halini korumaya, ömrünü uzatmaya veya kullanım konforunu artırmaya yönelik harcamalar muhdesat değildir. Bunlar mülkiyetin tespitine konu edilemez, ancak şartları varsa “sebepsiz zenginleşme” hükümlerine göre alacak davasına konu olabilir.

“Duraksamadan belirtmek gerekir ki; mevcut bir muhdesata sonradan yapılan imalatlar yeni bir muhdesat meydana getirme sayılamayacağı gibi, bu amaçla yapılan giderler de mevcut muhdesata değer kazandıran faydalı ve zorunlu giderlerdendir.” (Yargıtay, 8. Hukuk Dairesi, E. 2019/6638, K. 2021/4354, T. 25.05.2021)

Çatı tamiri veya yenilenmesi, boya ve badana işleri, mutfak dolapları ve tezgahı yaptırılması, kapı ve pencere değişimi (örneğin mevcut doğramaların PVC veya ahşap ile yenilenmesi), sıva, döşeme ve seramik zemin veya duvar kaplamaları yapılması veya bunların yenilenmesi.

Taşınabilir (Menkul) Nitelikteki Eşyalar

Taşınmaza sıkı sıkıya bağlı olmayan, söküldüğünde taşınmazın değerinde kalıcı bir yıkıma yol açmayan eşyalar muhdesat değildir. Bunlara örnek olarak; güneş enerjisi sistemleri, klima üniteleri , temelsiz, basit usulde monte edilmiş ve söküldüğünde bütünlüğünü koruyan konteyner veya kulübeler gibi prefabrik yapılar verilebilir.

“Tespiti istenen ve Mahkemece kabulüne karar verilen, tel çit, köşebent demir, köşebent bağ demiri, örme demir taşınmazın bütünleyici parçası, dolayısıyla muhdesat niteliğinde değildir.” (Yargıtay, 8. Hukuk Dairesi, E. 2019/6638, K. 2021/4354, T. 25.05.2021)

Taşınmazın etrafını çeviren basit tel örgüler veya ihata duvarları muhdesat sayılmaz ise de  meydana getirilen duvar kalıcı ve çok maliyetli bir istinat duvarı ise bu kapsama girer.

Tarımsal Faaliyet Kapsamındaki Geçici Unsurlar

Her türlü bitki veya tarımsal yapı muhdesat olarak nitelendirilmez. Buğday, arpa, mısır gibi her yıl ekilip biçilen tek yıllık bitkiler muhdesat sayılmaz. Sadece çok yıllık/kalıcı ağaçlar muhdesat niteliğindedir.

Kaçak ve İmar Mevzuatına Aykırı Yapılar

Hukuki olarak, yıkım kararı olan veya kamu düzenini ilgilendiren derecede imara aykırı yapılar üzerinde mülkiyet tespiti yapılması, ortaklığın giderilmesi davasında bu yapılara değer atfedilmesini sağlamayabilir. Ancak uygulamada, bu yapılar bir ekonomik değer ifade ediyorsa ve satış bedelini artırıyorsa, tespitine karar verildiği görülmektedir.

Genellikle mahkemeler yapının ruhsatsız, imar planına aykırı veya deprem yönünden riskli olmasını muhdesat tespitine engel saymamaktadırlar. Ancak hakkında yıkım kararı olan yapının bunlardan ayrılması gerekir. Yıkım kararı yapının ekonomik değerini sıfırlamakta hatta yıkım masrafları nedeniyle ilave külfete neden olmaktadır.

Nitekim Yargıtay, 15. Hukuk Dairesi, E. 2004/3394, K. 2004/3758, T. 06.07.2004 kararında;  “Bilirkişi raporu ve yetkili mercii olan Belediye Başkanlığı’nın yazısına göre binanın dördüncü normal katı tasdikli projesine aykırı, uygulamadaki deyimiyle kaçaktır. Bu nedenle de yıkımına karar verilmiştir. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 32. maddesi gereğince bu gibi yerler yıktırılarak ilgilileri hakkında 42. madde uyarınca cezai yaptırım uygulanacağından ekonomik bir değerinin varlığından söz edilemez. Mahkemeler tarafından da kamu düzeni ile ilgili olan ve emredici nitelik taşıyan İmar Kanunu’na aykırılığın korunması sonucunu doğuracak şekilde karar verilemez. Yıkımı gereken ve esasen yıkım kararı da bulunan bu yerle ilgili mülkiyet tesbitine ilişkin istemin reddedilmesi yerine bu bölüm talebin de kabulü Yasaya aykırı olduğundan karar bozulmalıdır.” Demek suretiyle bu husus vurgulamıştır. Ancak yargıtay’ ın aynı doğrultuda güncel kararlarına rastlanmamıştır.

Muhdesata Sonradan yapılan İlaveler

Muhdesata sonradan yapılan imalatlar yeni bir muhdesat meydana getirme sayılamaz. Bu amaçla yapılan giderler mevcut muhdesata değer kazandıran faydalı ve zorunlu giderlerden sayılacağından ancak koşulları oluştuğunda sebepsiz zenginleşme kapsamında talep edilebilirler.

Yargıtay, 8. Hukuk Dairesi, E. 2019/2245, K. 2021/2982, T. 31.03.2021; ” O halde, davacı tarafından taşınmaz üzerine daha önce mevcut bir muhdesata yeni bölümler ilave edilmesi, muhdesatın tamamlanması veya mevcut muhdesatın bakım ve onarımının yaptırılması bağımsız bir muhdesat meydana getirme niteliğinde olmadığından, davacının eve ve ilave odaya yönelik talebinin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi de hatalı olmuştur.”

Muhdesata yapılan ilave ayrı bir kat veya bağımsız bölüm oluşturuyorsa muhdesat olarak kabul edilmektedir.

Yargıtay, 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/552, K. 2025/4754, T. 17.11.2025; “davacının 2 katlı evin ikinci katına yönelik muhdesat aidiyetinin tespiti talebi yönünden ise; yerel mahkemece yapının muhdesata sonradan yapılan eklenti niteliğinde olması nedeniyle muhdesat olarak değerlendirilemeyeceği gerekçesiyle talebin reddine karar verilmişse de; bu gerekçeye katılmanın mümkün olmadığı, zira aidiyetinin tespiti talep edilen daire ayrı bir bağımsız bölüm olup; tek başına kullanılabilecek nitelikte olduğundan muhdesat olarak değerlendirilmesi gerektiği”

Türk Medeni Kanunu’nda Bütünleyici Parça İlkesi

Kural olarak, arz üzerindeki mülkiyet üstündeki yapıları da kapsar. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 684. maddesi çerçevesinde benimsenen “bütünleyici parça (mütemmim cüz) ilkesi”, muhdesatın hukuki kaderine ilişkin bu sonucu doğurur. Söz konusu ilkeye göre bir şeyin bütünleyici parçası, o şeyin mülkiyetine tabi olur; ayrı bir mülkiyetin konusu teşkil edemez.

Bu ilkenin hukuk aleminde yol açtığı hukuk sonuç şudur. Bir arazi üzerinde inşa edilen bina ya da dikilen ağaç, kural olarak arazi maliki kimin ise onun mülkü sayılır. Arazinin maliki değiştiğinde, üzerindeki muhdesat da onunla birlikte el değiştirir. Bu bakımdan muhdesat, eşya hukukunun “yapı, arza tabidir” şeklinde özetlenebilecek genel kuralı somutlaştırmaktadır. Ancak, asıl hukuki karmaşıklık, taşınmazın birden fazla kişiye paylı ya da elbirliği mülkiyeti hükümleri çerçevesinde ait olduğu durumlarda ortaya çıkar.

Paydaşlardan birinin, diğer paydaşların rızası olmaksızın ya da belirli bir anlaşma çerçevesinde taşınmaz üzerine yapı inşa etmesi veya ağaç dikmesi halinde bütünleyici parça ilkesi tek başına yeterli sonuç vermez; çünkü birden fazla hak sahibi mevcuttur.

Bu durumda, muhdesatı meydana getiren paydaşın hak sahipliğinin hukuken tespit edilmesi zorunlu hale gelir. Muhdesatın taşınmazın paydaşlarından biri veya birkaçı tarafından meydana getirildiği durumlarda bu hak sahipliğinin tespitini talep hakkı da bazı durumlarda paydaşa tanınmıştır. Bunun yolu bu yazımızın konusu olan muhdesatın aidiyetinin tespiti davasıdır.

Bu tespit gerekliliği birkaç nedene dayanır.

Birincisi, emek ve masraf denkliği açısından muhdesatı meydana getiren paydaş, taşınmazın ortak değerine katkıda bulunmuştur; bu değer artışı, somut katkı ile orantılı bir şekilde  denkleştirilmeden tazmin mülkiyet hakkının diğer paydaşlarla paylaşması hakkaniyete aykırı olur.

İkincisi, tapu sicilinin aleniyet ve güven ilkeleri bakımından, muhdesatın kimin tarafından yapıldığı hususunun tapu kütüğüne şerh ya da beyan sütununa işlenmesi, üçüncü kişilerin bu bilgiden yararlanabilmesi ve hukuki güvenliğin sağlanması açısından zorunludur.

Üçüncüsü, izaleyi şuyu (ortaklığın giderilmesi) davaları açısından, taşınmazın satışa çıkarılması halinde muhdesatı yapan paydaşın payına düşen bedelin nasıl belirleneceği ve ödeneceği hususu uygulamada sıkça karşılaşılan bir sorundur.

Muhdesat Tespit Davasında Usul Konuları

Muhdesatın paydaşa ait olduğunun tespiti amacıyla açılan bu dava, hukuki niteliği itibarıyla bir tespit davasıdır. Yargıtay içtihatları doğrultusunda aşağıdaki ilkeler geçerlidir:

Görev ve Yetki

Görev ve yetki bakımından dava, taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde görülür.

Davacı ve Davalı

Davacı muhdesatı meydana getirendir.

Muhdesatın aidiyetine itiraz eden paydaşların davada hasım olarak gösterilmesi zorunludur; aidiyeti kabul eden paydaşlar aleyhine dava açılması gerekmez.

Yargıtay, 8. Hukuk Dairesi, E. 2015/974, K. 2015/3622, T. 10.02.2015; “muhdesatın aidiyetinin tespiti davası, muhdesatın davacıya ait olduğunu kabul etmeyen tüm tapu kayıt maliklerine karşı açılması gerekmektedir. Söz konusu davada ise, diğer tapu maliklerinin beyanları alınmadan, parselde payı bulunmayan … ve 1/11 pay sahib… Genel Müdürlüğü hasım gösterilerek açılmış olması da doğru değildir.”

Yargıtay, 7. Hukuk Dairesi, E. 2011/2623, K. 2011/7998, T. 13.12.2011: “Yine muhdesat aidiyetinin tespiti davaları taşınmazın aynı ile ilgili olmadığından taşınmaz malikleri arasında zorunlu dava arkadaşlığı bulunmamaktadır. Bu olgu gözetildiğinde davanın sadece ortaklığın giderilmesi davasının yargılaması sırasında muhtesatın davacı tarafından meydana getirildiğini kabul etmeyen ve uyuşmazlık çıkaran taşınmaz malik veya malikleri aleyhine açılması gerekir. Bunun doğal sonucu olarak ortaklığın giderilmesi davası bulunmadığı taktirde ya da anılan dava sırasında muhdesat yönünden uyuşmazlık çıkarmayan paydaşa karşı dava açılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.”

Muhdesat Tespiti Kararının Tapu Siciline Şerh Edilmesi

Kesinleşen muhdesatın aidiyetinin tespit kararı tapu kütüğünün beyanlar sütununa şerh edilebilmelidir. Böylece sonraki hak sahiplerinin durumu önceden bilmesi sağlanır. Ancak Yargıtay Muhdesat tespit kararının tapu kütüğünün beyanlar sütununa işlenmesinin, TMK m. 1012/2 ve Tapu Sicili Tüzüğü m. 60 uyarınca mümkün olamayacağı görüşündedir. Yüksek mahkemeye göre beyanlar sütununa yalnızca kanun veya tüzükte açıkça öngörülen hususlar yazılabilir; muhdesat tespiti bu kapsamda yer almamaktadır. Nitekim Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2016/16627 sayılı kararında, muhdesat tespitine hükmeden mahkemenin aynı zamanda beyanlar hanesine şerh düşülmesine karar vermesini bozma gerekçesi saymıştır. Yargıtay, 8. Hukuk Dairesi, E. 2016/12010, K. 2016/16627, T. 07.12.2016; “Somut olay, tapunun beyanlar sütununa tescile imkanı veren yasal düzenlemelerden hiçbirine uymamaktadır. Bu itibarla, Mahkemece, hüküm fıkrasının 1. bendinde yer alan muhdesatların davacı tarafından yapıldığının tespitine karar verildikten sonra bu durumun tapu kaydının beyanlar hanesine şerh düşülmesine karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

Yargıtay’n bu kararına rağmen muhdesatın adiyetinin tespiti hükmünün tapu kütüğünün beyanlar hanesine işlenip işlenemeyeceği öğreti ve uygulamada tartışmalıdır.

Kanaatimce, muhdesat tespitinin pratik sonuç doğurabilmesi için tapuya yansıması zorunludur. Aksi hâlde tespit kararının yalnızca taraflar arasında hüküm ifade eder ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülemez. Bu durum da kurumun işlevselliğini önemli ölçüde zayıflatır.

Bu davanın zamanaşımına tabi olmadığı ve hukuki yarar var olduğu sürece her zaman açılabileceği de önemli bir özelliktir.

Ortaklığın Giderilmesi Davasında Muhdesat İddiası ve Dava Açmak üzere Süre Verilmesi

Ortaklığın giderilmesi (izale-i şuyu) davalarında muhdesat iddiası, genellikle davanın açılmasından hemen sonra, paydaşlardan birinin taşınmaz üzerindeki yapı veya ağaçların kendisine ait olduğunu ileri sürmesiyle gündeme gelir.

Ortaklığın giderilmesi davasında bir paydaşın muhdesat (yapı, tesis veya ağaç) iddiasında bulunması halinde, mahkeme bu iddiayı doğrudan karara bağlayamaz; zira sulh hukuk mahkemesi bu tür bir “tespit” kararı verme yetkisine sahip değildir. Bu aşamada mahkeme, Yargıtay’ın yerleşik içtihatları uyarınca, öncelikle diğer tüm paydaşların bu iddiaya karşı beyanlarını almak zorundadır. Eğer tüm paydaşlar muhdesat iddiasını açıkça kabul ederse, bu durum tutanağa geçirilerek satış aşamasında muhdesatın dikkate alınmasına yönelik bir hüküm kurulur.  Ancak, paydaşlardan biri dahi bu iddiaya itiraz ederse, artık ortada bir uyuşmazlık var demektir.

Uyuşmazlığın çıkması durumunda mahkeme, muhdesat iddiasında bulunan tarafa, bu iddiasını ispatlamak üzere asliye hukuk mahkemesinde bir “Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti” davası açması için kesin süre verir. Verilen sürede dava açılmazsa, mahkeme muhdesat konusunda bir ihtilaf yokmuş gibi yargılamaya devam ederek taşınmazın satışına karar verir. Bu süre içerisinde dava açıldığı takdirde, ortaklığın giderilmesi davası bu tespit davasının sonucunu “bekletici mesele” yapmak zorundadır.

Yargıtay, 7. Hukuk Dairesi, E. 2025/210, K. 2025/3120, T. 19.06.2025; “Somut olayda; dosyaya ibraz edilen 12.06.2024 tarihli bilirkişi raporunda B harfi ile gösterilen dükkan ile ilgili davacı … tarafından Mersin 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2024/287 Esas sayılı dava dosyası ile muhdesatın aidiyetinin tespiti istemiyle dava açılmıştır.Bu durumda Mahkemece, muhdesatın aidiyetinin tespitine ilişkin davanın bekletici mesele yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken”

Muhdesatın Aidiyeti Davasında Hukuki Yarar Şartı

Hukuki Yarar Şartının Genel Çerçevesi

HMK m. 106 uyarınca tespit davası açılabilmesi için davacının “hukuki yararının” mevcut olması şarttır. Hukuki yarar üç unsuru kapsar: güncel, meşru ve hukuki korumaya elverişli olmalıdır.

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davası da bir tespit davası olduğundan “hukuki yarar” mevcudiyetini şart koşar. Hukuki yararın dava açılırken bulunması yetmez, dava sonuçlanıncaya kadar da devam etmesi gerekir.

Yargıtay, 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/164, K. 2024/1111, T. 26.02.2024;  “Bilindiği üzere, tespit davalarının görülebilmesi için güncel hukuki yararın bulunması ve dava sonuçlanıncaya kadar da güncelliğini kaybetmemesi gerekir.”

Hukuki yararın bulunması dava şartı olup, yargılamanın her aşamasında taraflarca ileri sürülebileceği gibi, hakim tarafından da re’sen gözetilir. Hukuki yararın bulunmadığının tespiti halinde davanın, dava şartı yokluğu gerekçesiyle usulden reddine karar verilir. (Yargıtay, 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/3463, K. 2024/5443, T. 04.12.2024)

Yargıtay içtihatlarına göre muhdesatın aidiyetinin tespiti davası, genellikle şu üç durumda açılabilmektedir.

 Ortaklığın Giderilmesi Davası Varsa

Taşınmaz hakkında bir izale-i şuyu davası açılmış olması ve paydaşlardan birinin muhdesat iddiasında bulunması hukuki yarar şartını karşılayan bir durumdur. ortaklığın giderilmesi davası  ve muhdesatın aidiyetinin tespiti davalarının büyük bir çoğunluğunun dahil olduğu kategoridir.

Kamulaştırma İşlemlerinde

Taşınmazın kamulaştırılması halinde, muhdesat bedelinin gerçek sahibine ödenmesi gerekliliği. Kamulaştırma ihtimalinin somut ve yakın olması yeterli görülebilir

  1. Kentsel Dönüşüm Süreçlerinde Muhdesatın Tespiti Davası

Yargıtay, kentsel dönüşüm süreçlerinde muhdesat tespit davası açmakta hukuki yararın  olduğunu kabul etmektedir. Gerekçe kamulaştırmadakiyle benzerdir. Zira 6306 sayılı Kanun kapsamında yürütülen dönüşüm süreçlerinde dönüşüm bedeli, kira yardımı veya yeni yapıdaki bağımsız bölüm özgülemesi söz konusu olduğunda, muhdesatın gerçek sahibinin belirlenmesi hem maddi hem de usul hukuku bakımından zorunlu hale gelmektedir. Dönüşüm bedeli veya yeni yapıdaki pay özgülemesi yapılacaksa bunun gerçek hak sahibine yönelmesi gerekir.

Bununla birlikte şunu açıkça belirtmek gerekir ki bu konuda kamulaştırma içtihadı kadar yerleşik ve yoğun bir içtihat birikimi henüz oluşmamıştır. Bunun nedeni, 6306 sayılı Kanun’un ve kentsel dönüşüm uygulamalarının görece yeni olmasıdır.

Mahkemeler, halihazırda devam eden bir ortaklığın giderilmesi davası yoksa, sadece gelecekte doğabilecek ihtilaflara binaen açılan tespit davalarını “hukuki yarar yokluğu” nedeniyle reddetmektedir.

Yargıtay, 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/1155, K. 2024/847, T. 15.02.2024; “Öğretide ve Yargıtay’ın devamlılık gösteren uygulamalarında, taşınmaz hakkında derdest ortaklığın giderilmesi davasının, kentsel dönüşüm uygulamasının ya da kamulaştırma işleminin bulunması gibi istisnai durumlarda muhdesatın tespiti davasının açılmasında güncel hukuki yararın bulunduğu kabul edilmektedir”

Muhdesat tespit davasında hukuki yarar şartı, her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Ortaklığın giderilmesi davasının açılmış olması ya da kamulaştırma işleminin başlamış bulunması en belirgin hukuki yarar gerekçelerini oluşturmakla birlikte, paydaşlar arasında muhdesatın aidiyetine ilişkin güncel ve somut bir çekişmenin varlığı da tek başına yeterli sayılabilir. Buna karşın, hiçbir fiili ihtilaf doğmadan yalnızca gelecekte ortaya çıkabilecek uyuşmazlıklara karşı tedbir amacıyla açılan davalar, güncellik unsurunu taşımadığı gerekçesiyle reddedilebilir.

Muhdesatın Tespiti Davasında İspat

Muhdesatın aidiyetinin tespiti davasında ispat yükü, yapıyı veya tesisi meydana getirdiğini iddia eden davacıdadır. Davacı, söz konusu yapının kendi imkanlarıyla, kendi nam ve hesabına yapıldığını; belediye kayıtları, inşaat ruhsatları, faturalar, ödeme belgeleri ve tanık beyanları gibi somut delillerle ispat etmelidir.

Muhdesatın aidiyeti davaları, doğası gereği genellikle onlarca yıl önce meydana getirilmiş yapıları konu alır. Aradan geçen uzun zaman, yazılı delillerin (fatura, sözleşme, ödeme makbuzu) bulunmasını zorlaştırdığı için mahkemeler sıklıkla tanık beyanlarına başvurmaktadır. Uygulamada, inşaat aşamasında fiilen çalışmış olan inşaat işçisi, kalfa veya ustaların “İnşaatı ben yaptım, paramı da şu kişi ödedi” şeklindeki beyanları hükme esas alınmaktadır.

Bu beyanlar önemsiz olmamakla birlikte paranın kaynağı ve hayatın olağan akışı fiili karinesi yönünden makul bir denetime de tabi tutulmalıdır. Bazı durumlarda inşaatçılarla ilişkileri yürüten ve ödemeleri yapan kişi kendi parasını kullanmıyor olabilir.

Bu kapsamda şu hususların araştırılması faydalı olacaktır.

Ödeme Gücü ve Sosyal Ekonomik Durum

İnşaatın yapıldığı tarihte, muhdesatı kendisinin meydana getirdiğini iddia eden paydaşın bu mali yükü karşılayacak ekonomik güce sahip olup olmadığı titizlikle incelenmelidir. Kişinin o dönemdeki yaşı, çalışma kayıtları (SGK dökümleri), varsa ticari faaliyetleri ve sosyal statüsü, iddia edilen yatırımla orantılı olmalıdır.

Aile Ortak Bütçesi ve Temsil

İnşaat ustasıyla muhatap olan veya ödemeyi fiilen yapan aile bireyi, her zaman paranın sahibi olmayabilir. Özellikle aile içi mülkiyet ilişkilerinde, ortak bir taşınmazın satılmasıyla elde edilen gelirin kullanılması veya ailenin diğer fertlerinden gelen birikimlerin yönetilmesi söz konusu olabilir. Bu durumda, ödemeyi yapan kişi aslında “kendi adına” değil, “aile ortak bütçesi adına” bir temsilci olarak hareket etmektedir.

İnşaat süreciyle eş zamanlı olarak aileye ait başka bir mülkün satılıp satılmadığı, miras kalan bir paranın varlığı veya ortak bir ticari işletmenin gelirleri değerlendirilmelidir.

UYGUALAMA NOTU

Muhdesat iddialarında sıklıkla başvurulan tanık beyanları (usta, kalfa veya işçi ifadeleri), tek başına mülkiyetin tespiti için yeterli kabul edilmemelidir. Zira parayı fiilen ödeyen kişinin, bu kaynağı kendi şahsi malvarlığından mı yoksa aile ortak bütçesinden mi sağladığı titizlikle araştırılmalıdır. Mahkemece, iddia sahibinin yapım tarihindeki mali gücü, çalışma kayıtları ve yaş gibi objektif kriterler, tanık beyanlarıyla birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.

Güncel Yargıtay İçtihatları Işığında Uyarılar

Arz-Muhdesat Oranı Belirlenmelidir

Yargıtay’ın son dönem kararlarında vurguladığı üzere; mahkemece sadece tespit kararı verilmesi yeterli değildir. Bilirkişi raporlarında taşınmazın muhdesatlı değeri ile muhdesatsız değeri belirlenmeli ve bu değerler üzerinden bir oran kurulmalıdır. Bu oran kurulmadığı takdirde, kararın infaz kabiliyeti zayıflayacaktır.

Yargılama Giderlerinde Pay Oranı Esası

Muhdesat davalarında en sık yapılan hatalardan biri, yargılama giderlerinin davalılardan müteselsilen (zincirleme) tahsil edilmesidir. Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin (E. 2021/4638, K. 2022/2810) güncel içtihadı uyarınca; yargılama gideri ve vekalet ücretinden her bir davalı ancak tapudaki payı oranında sorumlu tutulabilir. Yargılama giderlerinden müteselsil sorumluluk, muhdesatın tespiti davalarında uygulama alanı bulmaz.

Muhdesatın Aidiyetinin Tespiti Davası Bekletici Mesele Yapılmalıdır.

Ortaklığın giderilmesi davasında muhdesat iddiasına itiraz edilmesi halinde, mahkemece ilgili tarafa dava açması için süre verilir. Açılan bu tespit davası, ortaklığın giderilmesinde paydaşların payını doğrudan etkileyeceğinden sonucunu beklemek zorunludur.

Av. Hüseyin Demirbaş Hakkında

Av. Hüseyin Demirbaş, 1990 yılında Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde başladığı yükseköğrenimini 1994 yılında tamamlamıştır. Mesleki staj eğitimi ile eş zamanlı olarak Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler  Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı’nda lisansüstü çalışmalarını yürütmüştür. 1998 yılından bu yana kurucusu olduğu Demirbaş Hukuk Bürosu bünyesinde serbest avukatlık faaliyetlerini sürdürmekte; otuz yıla yaklaşan mesleki tecrübesiyle hukukun farklı disiplinlerinde hukuk danışmanlığı ve avukatlık hizmeti sunmaktadır.

İlgili Yazılar:

  1. Muvazaa Davası: Ölünceye Kadar Bakma Akdi
  2. 10 Yıllık Uzama Süresi Nedeniyle Tahliye (2026 Güncel) | Demirbaş Hukuk Bürosu
Share
0
Avukat
Avukat

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İLETİŞİM


Demirtaşpaşa Mahallesi Ankara yolu Cad. No:36, Tüze İş Merkezi, Kat:10, 16220

+90 542 120 86 16

+90 224 272 19 09

info@demirbas.av.tr


DANIŞMA KURALLARI VE UYARILAR

Bu web sitesinde yer alan yazı ve açıklamalarda değinilen konular soyut ve genel olarak ele alınmıştır. Bu nedenle bu yazı ve açıklamalar somut bir olay hakkında yapılmış hukuki tavsiye olarak kabul edilemeyecekleri gibi Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Meslek Kuralları kapsamında yazılı veya sözlü hukuki danışma olarak da değerlendirilemezler.
© 2023 Demirbaş Hukuk Bürosu Tüm Hakları Saklıdır. Web Tasarım web tasarım