
Başlıklar
Toggle6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu, şirketler başta olmak üzere tüzel kişilere yapılacak tebligatlarda özel kurallar öngörür. Özellikle şirketlere resmi tebligat ulaştırılamadığında nasıl hareket edileceği kanun ve yönetmelikle ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Tebligatın usulüne uygun yapılması, adil yargılanma ve savunma hakkı açısından zorunludur. Bu nedenle, tebligat memurunun şirkette muhatap bulamaması veya örnekte olduğu gibi güvenlik görevlisinin “evrakı almaya yetkili değilim” demesi halinde geçilecek prosedür büyük önem taşır. Aşağıda, kanun maddeleri, güncel yönetmelik uygulamaları ve Yargıtay içtihatları ışığında bu durum incelenmiştir.
Tüzel kişilere ve elbette şirketlere tebligat, kural olarak onların temsilcilerine veya özel vekillerine yapılır. 7201 sayılı Tebligat Kanunu m.12, tüzel kişiler adına tebligatın kimin alabileceğini düzenler. Buna göre şirketin kanuni temsilcisi (örneğin müdür, yönetim kurulu başkanı) tebligatı alacak asıl kişidir. Ayrıca vekaletnamesinde bu konuda özel yetki verilmiş bir vekil varsa tebligat ona da yapılabilir.
Tebligat Kanunu m.13 ve Tebligat Yönetmeliği m.21 ise, şirket yetkilisinin işyerinde bulunmaması veya o an evrakı bizzat alamaması durumunu düzenler. Bu hallerde tebligat, işyerindeki diğer bir görevli veya çalışana yapılabilir. Yönetmelik, bu kişinin tüzel kişinin temsilcisinden sonra gelen, evrak işlerine bakmakla görevli bir personel (örneğin bir evrak memuru veya sekreter) olması gerektiğini vurgular. Yani gelişi güzel herhangi bir işçiye değil, tebligat almaya ehil konumdaki bir personele teslim edilebilir. Örneğin, şirket resepsiyonisti veya evrak kayıt görevlisi, yetkili temsilci yoksa tebligatı alabilecek uygun kişiler olarak kabul edilir.
Bir tacirin, şirket yetkilisinin adresine gelen resmi bir tebligatı almayı reddetmesi (tebellüğden imtina etmesi), tebligatın yapılmasını engellemez. Bu durum, tacirlerin basiretli davranma yükümlülüğünün (TTK m. 18) bir yansıması olarak tebligat hukukunda net bir çözüme kavuşturulmuştur.
7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21. maddesi, tebligatı almaktan kaçınma halini açıkça düzenler. Eğer şirketin kanuni temsilcisi veya tebliği almaya ehil bir çalışanı, gelen evrakı almayı reddederse, tebligat memuru bu durumu tebliğ mazbatasına şerh düşer.
Ardından, tebligat memuru o evrakı ilgili mahalle muhtarına veya zabıta amirine imza karşılığı teslim eder ve kapıya durumu bildiren bir ihbarname yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebligatın şirkete resmen yapıldığı tarih sayılır.
Kısacası, “Bu evrakı almıyorum” demek hukuken bir sonuç doğurmaz. Kanun, bu kaçınma davranışına rağmen tebligatın geçerli bir şekilde tamamlanmış sayılacağını hükme bağlamıştır. Bu düzenleme, şirketlerin resmi tebligatları kabul etmeyerek adli ve idari süreçleri geciktirmesinin önüne geçmeyi amaçlar.
Tebligat Kanunu m.21/1 “Tebliğ imkânsızlığı ve tebellüğden imtina” başlığını taşır. Bu hüküm, adreste tebligat yapılamaması veya muhatabın tebliği kabul etmemesi durumunda izlenecek yöntemi belirler. Kanun metnine göre, “Kendisine tebligat yapılacak kimse veya tebliğ yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya zabıta amir ya da memuruna imza karşılığı teslim eder. Ayrıca tesellüm edenin adresini içerir bir ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. Adreste bulunmama halinde mümkünse en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya haber verilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.”
Bu düzenleme uyarınca, şirket adresinde tebligat anında hiçbir yetkiliye veya uygun çalışanına ulaşılamazsa, veya bu kişiler tebligat evrakını almaktan imtina ederse tebliğ memuru evrakı o mahallin muhtarına bırakır; ardından tebligat adresinin kapısına durumun bildirildiği bir ihbar kâğıdı yapıştırır. İhbar kâğıdının kapıya asıldığı gün, tebligatın yapılmış sayıldığı tarihtir. Memur ayrıca mümkün oldukça komşu işyerine veya bina yöneticisine durumu sözlü bildirir.
Bu prosedür, uygulamada “21/1 tebligatı” olarak anılır ve tüzel kişiler için de aynen geçerlidir. Kanun, gerçek kişi-tüzel kişi ayrımı yapmaksızın adreste tebligat imkânsızlığı halinde bu yöntemin izleneceğini öngörmüştür. Yargıtay da, tüzel kişilerin ticaret sicilinde kayıtlı adreslerinde 21/1 maddesine göre tebligat yapılabileceğini ve bu halde ayrıca TK 35’e göre işlem yapılmasına gerek olmadığını belirtmiştir. Örneğin, Adana Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesi de 21/1’e göre şirkete yapılan tebligatta, memurun Tebligat Yönetmeliği’nin 30. ve 31. maddelerindeki araştırma şartlarına uymamasının (yani şirketin neden adresinde bulunmadığını araştırmamasının) geçersizlik nedeni olmadığını vurgulamıştır. Zira gerçek kişiler için öngörülen “adresinde neden yok, ne zaman döner” araştırması, hükmî şahısların niteliği gereği onlara uygulanmaz. Sonuç olarak, şirket adresinde kimseye ulaşılamazsa 21/1’deki usul izlenerek yapılan tebligat geçerli kabul edilir.
Not: 21/1 tebligatında önemli bir husus, tebliğ mazbatasının doğru ve eksiksiz doldurulmasıdır. Tebligat memuru, adreste muhatap bulunmama nedenini, orada karşılaştığı kişinin kimlik ve beyanlarını tutanağa yazarak imzalatmalıdır. Bu kural özellikle gerçek kişiler için zorunludur; örneğin Yargıtay 12. Hukuk Dairesi bir kararında, tebliğ mazbatasında muhatabın adreste bulunmama sebebi araştırılmamışsa tebligatı usulsüz saymıştır. Tüzel kişilerde ise bu tür bir ayrıntılı beyan zorunlu değildir. Ancak yine de, uygulamada memurun karşılaştığı kişiyi (ör. “güvenlik görevlisi”) ve onun “evrakı almaya yetkisi olmadığını beyan ettiğini” mazbataya not düşmesi, sonradan doğacak ihtilafları engeller.

Şirket adreslerinde sıkça karşılaşılan bir senaryo, güvenlik görevlisi veya resepsiyon görevlisinin tebligatı almaya yetkili olmadığını söylemesidir. Bu durumda tebligat memuru, yukarıda belirtilen 21/1 prosedürünü işletmelidir: Yani evrakı o adrese en yakın muhtara teslim edip kapıya ihbarname yapıştırmalıdır. Güvenlik görevlisinin bulunması, fakat yetkili kişi olmaması adreste muhatap bulunamaması ile eşdeğerdir. Yargıtay kararları da, güvenlik görevlisinin tebligatı alamayacağını beyan ettiği hallerde, memurun 21/1’deki yöntemi uygulamasının doğru ve geçerli olduğunu kabul etmektedir. Nitekim güvenlik personeli, Tebligat Kanunu m.13 anlamında evrak teslim almaya ehil “müstahdem” sayılmadığını özellikle belirtmişse, yapılacak tek şey 21/1’e göre tebliğdir. Bu yolla yapılan tebligatlar Yargıtay tarafından genellikle usulüne uygun sayılmıştır.
Buna karşılık, tebligat memuru hataen evrakı böyle bir güvenlik görevlisine teslim edip ayrılırsa, bu kişi kanunen tebliğ almaya ehil olmadığından tebligat geçersiz duruma düşebilir. Örneğin Yargıtay 20. Hukuk Dairesi bir kararında, sitede kapıcı veya yönetici yerine site güvenlik görevlisine haber bırakılmasını Tebligat Kanunu’nun öngördüğü usule aykırı bulmuştur. Kararda, yasada sayılan “en yakın komşu, yönetici, kapıcı” dışında birine (site güvenliğine) haber verilerek tebligat yapılmasının usulsüz olduğu vurgulanmıştır. Bu nedenle, memurun güvenlik görevlisine sadece durumu bildirmesi (ihbarnameyi kapıya yapıştırırken) mümkün olsa da, tebligat evrakını teslim edilecek kişi olarak güvenlik görevlisi seçilemez.
Tebligat Kanunu m.21/2, 2011 yılında eklenen bir fıkra olup adres kayıt sistemindeki (MERNİS) yerleşim yeri adresine tebligatı düzenler. Bu hüküm, bilinen en son adresine ulaşılamayan gerçek kişilere, MERNİS’te kayıtlı adresleri üzerinden doğrudan tebligat yapılabilmesine imkân tanır. 21/2 maddesine göre, gösterilen adres muhatabın MERNİS adresi ise ve muhatap orada hiç oturmamış veya sürekli ayrılmış olsa dahi, tebligat memuru yine evrakı muhtara veya zabıtaya teslim edip kapıya ihbarname yapıştırarak tebligatı yapar; ihbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih tebliğ tarihi sayılır. Bu, aslında 21/1’deki usulün MERNİS adresine uygulanmış özel bir halidir.
Ancak, tüzel kişiler bakımından 21/2 uygulanamaz. Zira şirketler, MERNİS adres kayıt sistemine dâhil değildir. MERNİS, gerçek kişilerin yerleşim yeri adreslerini içerir ve kanun da 21/2’de açıkça “adres kayıt sistemindeki adres” ifadesini kullanmaktadır. Bir şirketin MERNİS adresi olamayacağı için, şirkete doğrudan 21/2 yoluyla (MERNİS şerhli) tebligat çıkarılamaz. Nitekim öğreti ve içtihat da tüzel kişilere 21/2’ye göre tebligat yapılamayacağını ifade etmektedir.
Uygulamada bazen hatalı olarak, şirketin ticaret sicilindeki adresine normal tebligat yapılamayınca, MERNİS adresi kavramı ile karıştırılıp 21/2 işletilmeye çalışıldığı görülmüştür. Bu yanlıştır; şirket için yapılacak ikinci adım TK 35 prosedürüdür, onu aşağıda ele alacağız. Zaten Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulu da 2021 tarihli bir kararında, 21/2’nin uygulanabilmesi için önce bilinen adrese normal tebligat yapılması gerektiğini ve MERNİS’e ancak ondan sonra geçileceğini netleştirmiştir. Tekrar belirtelim MERNİS adresine tebligat gerçek kişilere tebligatta mümkündür. Bu karar da gerçek kişiler içindi, tüzel kişiler yönünden zaten MERNİS seçeneği yoktur. Dolayısıyla, şirketlere tebligatta 21/2 maddesi devre dışı kalır.
İncelediğimiz senaryoda gündeme gelen önemli konu, “tebligatın muhtara yapılması, kapıya haber kâğıdı bırakılması” gibi yöntemlerin tüzel kişiler için de uygulanıp uygulanmayacağıdır. Cevap: Evet, aynen uygulanır. Yukarıda açıklanan Tebligat Kanunu m.21/1 prosedürü, zaten bu yöntemleri tanımlamaktadır ve bu hüküm tüzel kişi-gerçek kişi ayrımı yapmamaktadır. Uygulamada bir şirket adresinde kimse bulunamadığında, posta dağıtıcıları da aynı bireysel tebligattaki gibi evrakı muhtara teslim edip ihbarnameyi kapıya yapıştırırlar. Örneğin bir limited şirketin adresinde kapı kilitliyse veya güvenlik “yetkim yok” diyerek almadıysa, postacı evrakı mahalle muhtarına teslim ederek ihbar kâğıdını şirket kapısına asar; zarfın üzerine de “muhatap adreste bulunamadı, ihbarname bırakıldı” şerhini yazar. Bu tebligat geçerlidir ve şirket o tarihte tebliğ almış sayılır.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, ihbarnamenin yapıştırıldığı kapının, tebligat adresinin kapısı olmasıdır. Şirket adresi olarak örneğin bir plaza katı belirtilmişse, ihbar kâğıdı plaza girişine değil ilgili ofisin kapısına bırakılmalıdır. Ayrıca Tebligat Yönetmeliği uyarınca, ihbarname yapıştırılırken binada görevli yönetici, kapıcı gibi bir yetkili varsa ona haber verilmesi gerekir. Şirketlerin bulunduğu iş merkezlerinde “kapıcı/yönetici” kavramı yerine genelde site yönetimi veya güvenlik personeli bulunmaktadır. Dolayısıyla memur, ihbarnameyi yapıştırırken oradaki güvenlik görevlisine durumu bildirebilir (nitekim kanun “varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir” demektedir. Ancak yukarıda vurgulandığı gibi, bu bildirim güvenlik görevlisini tebligatı teslim alan kişi yapmaz; sadece bilgilendirme amaçlıdır.
Özetle, muhtara tevdi + kapıya ihbarname yöntemi tüzel kişiler için de geçerli bir tebligat usulüdür. Bu usul uygulandığında, tebligat kanunen yapılmış sayılır ve şirkete ayrıca fiziken ulaşmamış olması savunma olarak ileri sürülemez. Yargıtay’ın yerleşik içtihadı da, ticaret sicilindeki adresine 21/1 uyarınca (yani muhtara bırakma/ihbarname yapıştırma yoluyla) yapılan tebligatın usule uygun ve geçerli olduğunu kabul etmektedir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, borçlu şirkete ticaret sicil adresinde bu yolla yapılan satış ilanı tebligatını geçerli sayarak ilk derece mahkemesinin “usulsüz tebligat” kararını bozmuştur.
Şirketlere ve diğer tüzel kişilere tebligatta bir diğer kritik madde, 7201 sayılı Kanun’un 35. maddesidir. Bu madde, kendisine usulüne uygun tebligat yapıldıktan sonra adresini değiştiren ve yeni adresini bildirmeyen kişiler için “eski adrese tebligat” yöntemini düzenler. Kısaca TK m.35, daha önce tebligat yapılan adreste artık bulunmayan muhatap için, tebligatın eski adrese kapıya asma yoluyla yapılabileceğini ve bu şekilde çıkarılacak tebligatların muhataba yapılmış sayılacağını belirtir. Maddenin 2011’de eklenen önemli bir fıkrası ise, tüzel kişilerle ilgilidir:
TK 35/4 fıkrası: “Daha önce tebligat yapılmamış olsa bile, tüzel kişiler bakımından resmî kayıtlardaki adresleri esas alınır ve bu madde hükümleri uygulanır.”
Bu hükme göre, bir şirkete daha önce hiç tebligat yapılmamış olsa bile, resmi kayıtlarda (örneğin ticaret sicilinde) görünen adresi o şirketin tebligat adresi kabul edilerek TK 35 usulü uygulanabilir. Yani şirket adresini değiştirmiş ama ticaret siciline bildirmemişse, eski (sicildeki) adrese TK 35’e göre tebligat yapılabilir. Bu durumda, memur yine kapıya evrak asma yöntemini kullanır ve bundan sonra o adrese yapılacak tebligatlar muhataba yapılmış sayılır. Özellikle TTK m.33/1 gereği, ticaret siciline kayıtlı adreste tebligat yapılamaması durumunda, şirket merkezinin hukuken bulunamadığı kabul edilip aynı madde gereği ilan yoluna da gidilebilir. Bu ilan, Tebligat Kanunu’na göre yapılmış tebligat hükmündedir. Bu düzenleme, şirketlerin adres bildirme yükümlülüğünü yerine getirmemelerinin sonuçlarını düzenler niteliktedir.
Yargıtay, TK 35/4’ün uygulanabilmesi için tebligat yapılacak adresin, tebliğ tarihi itibariyle ticaret siciline kayıtlı resmi adres olması gerektiğini belirtmiştir. Somut olayda da güvenlik görevlisinin “burada böyle bir şirket yok” dediği adres, şirketin ticaret sicilindeki adresiyse, artık o şirket adresini güncellememiş demektir. Bu halde, 21/1 işlemi yapılsa bile tebligat muhtemelen “bila tebliğ iade” dönecektir. Alacaklı veya tebliğ isteyen taraf, aynı adrese bu kez TK 35’e göre tebligat çıkarılmasını talep edebilir. TK 35’e göre tebligat, genellikle mahkeme veya icra dairesinin kararıyla, tebligat evrakının yine o adrese (sicildeki eski adrese) mazbata üzerinde “TK 35’e göre tebliğ” şerhi verilerek gönderilmesi ve memurun kapıya asması şeklinde yapılır. Ayrıca, tebliğ evrakının bir nüshası ilgili merciin ilan panosuna asılır. Bu yolla yapılan tebligat, kanunen muhataba ulaşmış sayılır.
Örneğin, Yargıtay HGK 2020/694 kararında, borçlu şirkete önce bilinen adresinde tebligat yapılmış, iade dönünce ticaret sicilindeki adresine normal tebligat yapılmış, o da iade olunca aynı adrese TK 35 uyarınca tebliğ yapılmıştır. HGK, borçlu şirketin ticaret sicilinde kayıtlı adresine TK 35’e göre yapılan tebligatın yasaya uygun ve geçerli olduğunu açıkça vurgulamıştır. Mahkemenin usulsüz tebligat gerekçesiyle ihaleyi iptal kararı bu nedenle bozulmuştur. Görüldüğü üzere, ticaret sicilindeki adres, tüzel kişiler açısından bilinen en son adres hükmündedir; oraya 21/1 yoluyla tebligat başarısız olursa 35’e göre ilanen tebligata geçilebilir. Üstelik kanun, tüzel kişiler yönünden “daha önce tebligat yapılmış olma” şartını da aramamaktadır. Bu, şirketlerin adres değişikliklerini bildirme zorunluluğunu pekiştiren bir hükümdür.
Uygulamada Dikkat: TK 35’e göre tebligata geçmeden önce, mutlaka önce normal tebligat yollarının denenmiş olması gerekir. Yargıtay, henüz o adrese usulünce 21/1 tebligatı yapılmadan doğrudan 35’e göre tebligat yapılmasını, savunma hakkını kısıtlayıcı bulmaktadır. Yani önce bilinen/sicildeki adrese klasik usulle (TK 10 ve 21/1’e göre) tebligat çıkartılmalı, bu tebligat yapılamazsa ardından TK 35 devreye girmelidir. Aksi halde 35’e göre yapılan tebligat usulsüz olur. Somut soruda, tebligat memuru şirket adresinde yetkili bulamadığı için muhtara bırakma yapıp ihbarname asmışsa (21/1), bu zaten tebligatı gerçekleştirir. Artık TK 35’e gerek kalmaz. Ancak memur o an yapmamış ve evrak geri dönmüşse, tebligatı çıkaran merci o adrese TK 35/4’e dayanarak tebligat yaptırabilir.

Yargıtay kararları genel olarak yukarıdaki prensipleri teyit etmektedir. Tebligat işlemleri şekle bağlı işlemlerdir ve en ufak usul hatası tebligatı geçersiz kılabilir. Bu nedenle yüksek mahkeme, tebligat kurallarına sıkı sıkıya uyulması gerektiğini vurgular. Şirketlere tebligatta da bu titizlik aynen geçerlidir.
Örneğin, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin kararlarında, şirket adresine 21/1 uyarınca tebligat yapıldığında memurun adres araştırması yapmamasının usule aykırılık oluşturmayacağı belirtilmiştir. Çünkü bu tür bir araştırma gerçek kişiler içindir ve şirketin “mutat mesai saatleri dışında mı kapalı yoksa temelli mi kapalı” olduğunu soruşturmak gerekmez. Aynı kararda, tüzel kişiye 21/1 ile tebligat yapılabilecekken TK 35 uygulanması gerektiği yönündeki iddialar da reddedilmiştir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de benzer şekilde, önce ticaret sicilindeki adres esas alınarak 21/1 tebligatı yapılması, ancak tebligat hiç yapılamazsa 35’e göre ilan yoluna gidilmesi gerektiğini içtihat etmiştir.
Soruda özel olarak merak edilen, “güvenlik görevlisinin ‘evrakı almaya yetkili değilim’ demesi halinde yapılan tebligatlar geçerli sayılmış mıdır?” sorusuna da Yargıtay kararları perspektifinden yanıt vermek gerekirse:
Yargıtay’ın hemen her kararında altını çizdiği ilke, tebligatın kanun ve yönetmelikte emredilen şekillerle yapılması zorunluluğudur. Tebligat mazbatasındaki şerhler, imzalar ve yapılan işlemler kanundaki ifadelere uygun değilse, tebligatın belgelendirme fonksiyonu yerine gelmez ve hukuken geçersiz kabul edilir. Bu bağlamda, şirket tebligatlarında da memurun tüm gerekli notları düşmesi, yetkiliyi bulamadıysa kimle görüştüğünü, ihbarnameyi nereye bıraktığını açıkça yazması gerekir. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi örneğin, şirket adına tebligatın yetkili sekretere yapıldığına dair şerh bulunan bir mazbatada, sekreterin gerçekten tebligatı almaya yetkili biri olup olmadığını incelemiş; şirketin o kişiyi yetkili kıldığı anlaşıldığından tebligatı geçerli saymıştır. Bu da gösterir ki, yüksek mahkeme her somut olayda tebligatın muhatabına ulaşıp ulaşmadığını, yasal prosedüre uygun gidilip gidilmediğini denetlemektedir.
Son olarak, uygulamada şirket tebligatlarında karşılaşılan hatalara değinelim:
Sonuç olarak, 6102 sayılı TTK ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu çerçevesinde tüzel kişilere tebligat yapılırken kanunun öngördüğü hiyerarşiye uyulması şarttır: Önce yetkili temsilciye, yoksa uygun bir çalışanına, o da yoksa 21/1 yoluyla muhtara/ihbarname ile tebligat yapılır. Şirket adresine ulaşılamıyorsa, 35. maddeye göre ilanî tebligat devreye girer. Bu süreçte yapılan hatalar (yanlış kişiye teslim, yanlış adrese veya saat dışında tebligat gibi) tebligatı hükümsüz kılabilir, bu da dava süreçlerini uzatır. Yargıtay kararları, esasa girmeden önce usulüne uygun tebligat olup olmadığına titizlikle bakmakta ve en ufak eksikte dahi savunma hakkı ihlâli sayarak işlemleri iptal edebilmektedir. Dolayısıyla, soruda bahsedilen durumda tebligat memurunun yapması gereken en doğru şey, güvenlik görevlisinden yetkiliye ulaşamayacağını anladığı anda 21/1 prosedürünü eksiksiz uygulamak olmuştur. Bu yapıldıysa tebligat yasaya uygundur ve şirket, tebligatı almasa dahi kanunen tebellüğ etmiş sayılacaktır. Aksi bir hata olduysa, bunu düzeltmek için ilgili tarafların derhal usulsüz tebligat şikayeti yoluna başvurmaları gerekebilir.
Kaynaklar: TTK m.18, 33, 35; 7201 s. Tebligat K. m.10, 12, 13, 21, 35 ve Tebligat Yön.; Yargıtay HGK 2020/694 K.; Yargıtay 12. HD 2014/18095 K.; Yargıtay 20. HD 2019/….. K.; İİBK m.127; Resmî Gazete 20.04.2021 (21/2 İBK kararı); Ayrıca bkz. Kıymetli hukukçuların tebligat hukuku eserleri (Atalı/Ermenek/Üçüncü, Tebligat Hukuku, 2022; Korkmaz, Olaylarla Tebligat Hukuku, 2022 vb.).
