
Başlıklar
Toggle
Velayet davası, Türk Medeni Kanunu kapsamında ergin olmayan çocuğun bakım, eğitim, korunma ve temsil haklarının hangi ebeveyne bırakılacağını belirleyen aile hukuku davasıdır. Boşanma veya ayrılık halinde açılan velayet davasında temel ölçüt çocuğun üstün yararıdır ve Yargıtay içtihatlarına göre velayet kararları bu ilke çerçevesinde verilir. Velayet hükümleri kesin hüküm niteliğinde olmadığından, koşulların değişmesi halinde velayetin değiştirilmesi davası veya velayetin kaldırılması her zaman talep edilebilir. Bu yönüyle velayet hukuku, çocuğun gelişimine göre yeniden şekillenen dinamik bir yargılama alanıdır.
Velayete ilişkin davalar, kamu düzenini yakından ilgilendiren ve hâkimin kendiliğinden (resen) araştırma ilkesinin geçerli olduğu uyuşmazlıklardır. Velayet hakkının kime verileceği belirlenirken, ana ve babanın isteklerinden ziyade münhasıran çocuğun üstün yararı (superior interest of the child) gözetilir.
Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme ve Türk Medeni Kanunu uyarınca, çocuğun üstün yararı; çocuğun bedensel, zihinsel, ruhsal, ahlaki ve toplumsal gelişiminin en iyi şekilde güvence altına alınmasını zorunlu kılar. Hâkim, tarafların ileri sürdüğü delillerle bağlı kalmaksızın, çocuğun geleceğini korumak adına gerekli gördüğü her türlü incelemeyi kendiliğinden yürütür.
Yargısal uygulamada ve Yargıtay dairelerinin istikrarlı kararlarında, çocuğun velayetinin kime verileceği hususunda belirli yaş basamakları ve somut olgular dikkate alınmaktadır.
Bu değerlendirmede mahkemenin göz önünde bulundurduğu başlıca ölçütler şunlardır: çocuğun anne şefkat ve bakımına olan ihtiyacı, alıştığı sosyal ortam ve yaşam koşullarının sürekliliği, kardeşlerin birbirinden ayrılmaması ilkesi, ebeveynlerin ekonomik ve sosyal durumu ile çocuğa sağlayabilecekleri olanaklar, ebeveynin çocuğa olan ilgisi ve bakım yeterliliği, aile içi şiddet, madde bağımlılığı veya suç geçmişi gibi olumsuz unsurların varlığı, çocuğun eğitimi ve sosyal çevresi ile idrak çağındaki çocuğun özgür iradesiyle ifade ettiği tercih.
Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2022/5548, K. 2022/7644, T. 03.10.2022: “Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden idrak çağındaki çocuğun mahkeme huzurunda dinlenilmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla, idrak çağındaki çocuğun velayet konusundaki görüşünün alınması ve tüm delillerle birlikte değerlendirilerek sonucu uyarınca bir karar verilmesi gerekirken, …”
Mahkemede görevli psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılardan oluşan uzmanlar; anne ve babanın barınma koşullarını, sosyal çevrelerini, çocukla olan pedagojik ilişkilerini yerinde inceleyerek bir rapor hazırlar. Bu raporlar, hâkimin hüküm kurarken başvurduğu en önemli bilimsel verilerdir. Yargıtay, velayet davalarında mutlaka bu raporun aldırılması gerektiğini sıklıkla vurgulamaktadır.
Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2024/5925, K. 2025/2202, T. 03.03.2025: “Velayetin düzenlenmesinde asıl olan çocuğun üstün yararıdır. Mahkemece psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacıdan oluşan uzmanlardan, her iki ebeveynin yaşadıkları yerde ve çocukla görüşmek suretiyle inceleme ve rapor istenip; tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre çocuğun sağlıklı gelişimi için velayeti üstlenmeye engel bir durumun bulunup bulunmadığının araştırılması ve diğer deliller de gözönüne alınmak suretiyle ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağı tespit edilerek velayet konusunda bir karar verilmesi gerekir.”
Ortak velayet, boşanma veya ayrılık sonrası çocuğun bakım, eğitim, sağlık ve temsil kararlarının anne ve baba tarafından birlikte yürütülmesini ifade eden velayet türüdür. Türk hukukunda uzun süre kamu düzenine aykırı kabul edilen bu kurum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek 11 No’lu Protokolün iç hukuka entegre edilmesiyle ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda belirli şartlar altında uygulanabilir hale gelmiştir.
Türk hukukunda ortak velayete karar verilebilmesi için öncelikle anne ve babanın bu konuda ortak irade göstermesi ve çocuğun menfaatine aykırı bir durumun bulunmaması gerekir. Ayrıca mahkeme, sosyal inceleme raporu ve uzman değerlendirmeleri doğrultusunda ortak velayetin çocuğun eğitim, sosyal yaşam ve psikolojik gelişimini olumsuz etkilemeyeceğini tespit etmelidir.
Bu şartların birlikte gerçekleşmesi halinde mahkeme, çocuğun üstün yararı ilkesini esas alarak ortak velayete hükmedebilir; aksi durumda velayet tek ebeveyne bırakılır.
Ortak velayet kurumunun uygulaması ve yargısal değerlendirmesi hakkında detaylı incelemelere aşağıdaki içeriklerden ulaşabilirsiniz:
Velayetin değiştirilmesi davası, Türk Medeni Kanunu’nun 183. maddesi kapsamında, mevcut velayet düzeninin çocuğun üstün yararına aykırı hale gelmesi durumunda açılan aile hukuku davasıdır. Velayet kararları kesin hüküm niteliği taşımadığından, şartların değişmesi halinde velayetin değiştirilmesi veya velayetin kaldırılması davası her zaman talep edilebilir. Yargıtay içtihatlarına göre bu davalarda esas alınan temel ölçüt “çocuğun üstün yararı” olup, yalnızca esaslı ve sürekli nitelikteki değişiklikler velayet değişikliğini gerektiren dava şartı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle geçici veya olağan hayat akışına bağlı sebepler tek başına velayetin değiştirilmesi için yeterli görülmemektedir.
Velayete ilişkin mahkeme kararları, niteliği gereği kesin hüküm teşkil etmez. Türk Medeni Kanunu’nun 183. maddesi kapsamında açılan velayetin değiştirilmesi davası, koşulların değişmesi halinde mevcut velayet düzeninin yeniden değerlendirilmesine imkân tanır. Bu yönüyle velayet, statik değil; çocuğun üstün yararı ilkesine göre sürekli güncellenebilen dinamik bir hukuki kurumdur.
Uygulamada “velayetin değiştirilmesi davası” ve “velayetin kaldırılması” taleplerinin kabulü için, yalnızca ebeveynler arasındaki anlaşmazlık yeterli olmayıp, çocuğun üstün yararını etkileyen esaslı ve sürekli nitelikte bir değişikliğin ortaya çıkması gerekmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, velayet değiştirme davalarında temel ölçüt çocuğun üstün yararı ilkesi olup; mevcut düzenin değiştirilmesi ancak çocuğun bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişimini olumsuz etkileyen somut olgularla mümkündür. Geçici, anlık veya olağan hayat akışından kaynaklanan durumlar tek başına velayetin değiştirilmesi için yeterli görülmemektedir.
Velayetin değiştirilmesi davasında ispat yükü, mevcut velayet düzeninin çocuğun üstün yararına aykırı hale geldiğini ileri süren tarafa aittir. Mahkeme; Sosyal İnceleme Raporu (SİR), pedagog ve psikolog raporları, tanık beyanları, okul kayıtları ve somut olayın özelliklerini birlikte değerlendirerek karar verir.
Yargıtay uygulamasında istikrarlı şekilde vurgulandığı üzere, kamu düzeninden sayılan velayet değiştirme davası, ancak çocuğun bedensel, zihinsel ve ruhsal gelişimini olumsuz etkileyen sürekli ve ciddi nitelikteki değişiklikler halinde kabul edilmelidir. Aksi halde mevcut velayet düzeninin korunması esastır. Bu nedenle velayetin değiştirilmesi veya velayetin kaldırılması talepleri, her somut olayda çocuğun üstün yararı çerçevesinde sıkı bir denetime tabi tutulmaktadır.
Boşanma veya ayrılık sonrasında velayetin anne ya da babadan birine verilmiş olması, diğer ebeveynin çocukla olan hukuki ve duygusal bağının sona erdiği anlamına gelmez. Türk Medeni Kanunu’nun 323. maddesi uyarınca, velayet kendisine verilmeyen ana veya baba, çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına sahiptir.
Kişisel ilişki hakkı, yalnızca ebeveynin bir hakkı olarak değil, aynı zamanda çocuğun her iki ebeveyniyle de düzenli ve sağlıklı ilişki kurabilmesini güvence altına alan bir çocuk hakkı olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle mahkemeler, kişisel ilişki düzenlemesi yaparken anne veya babanın taleplerinden ziyade çocuğun üstün yararını esas almaktadır.
Mahkeme tarafından belirlenen görüşme günleri; çocuğun yaşı, eğitim durumu, sağlık koşulları, ebeveynlerin ikamet yerleri ve sosyal yaşam düzeni dikkate alınarak oluşturulur. Uygulamada kişisel ilişki genellikle belirli hafta sonlarında, dini bayramlarda, sömestr tatilinde ve yaz tatilinin belirli dönemlerinde kurulmaktadır. Ancak her somut olayın özelliklerine göre daha geniş veya daha sınırlı bir düzenleme yapılması mümkündür.
Yargıtay uygulamasında, kişisel ilişkinin çocuğun ebeveyniyle bağ kurmasını sağlayacak ölçüde yeterli olması gerektiği kabul edilmektedir. Buna karşılık çocuğun eğitim hayatını, sosyal gelişimini veya psikolojik bütünlüğünü olumsuz etkileyecek ölçüde geniş görüşme süreleri de çocuğun üstün yararına aykırı görülebilmektedir.
Çocuğun idrak çağında bulunması halinde, görüşme düzeni belirlenirken çocuğun görüşünün alınması da önem taşımaktadır. Ancak çocuğun beyanı tek başına belirleyici olmayıp, uzman raporları ve dosya kapsamındaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmektedir.
Mahkeme tarafından belirlenen görüşme günlerine rağmen çocuğun diğer ebeveynle görüştürülmemesi uygulamada sık karşılaşılan sorunlardan biridir. Kişisel ilişki kararına sistematik biçimde uyulmaması, velayet hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilmektedir.
Özellikle velayet sahibi ebeveynin haklı bir neden bulunmaksızın çocuğun diğer ebeveynle görüşmesini sürekli şekilde engellemesi, ilerleyen süreçte açılacak velayetin değiştirilmesi davasında önemli bir değerlendirme ölçütü haline gelebilmektedir. Nitekim Yargıtay, çocuğun diğer ebeveyniyle olan bağını koparmaya yönelik davranışların çocuğun üstün yararıyla bağdaşmadığını ve velayet değerlendirmesinde dikkate alınması gerektiğini istikrarlı biçimde kabul etmektedir.
Günümüzde kişisel ilişki kurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının yerine getirilmesi, çocuk tesliminde olduğu gibi Adli Destek ve Mağdur Hizmetleri Müdürlükleri aracılığıyla sağlanmaktadır. Böylece görüşme hakkının kullanılmasında çocuğun psikolojik bütünlüğünün korunması ve ebeveynler arasındaki çatışmanın çocuğa yansıtılmasının önlenmesi amaçlanmaktadır.
Velayet davalarında, velayetin değiştirilmesi veya kaldırılması talepli uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Aile Mahkemeleridir. Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise bu davalar Asliye Hukuk Mahkemelerince (Aile Mahkemesi sıfatıyla) karara bağlanır.
Yetkili mahkeme ise, genel yetki kuralları uyarınca davalının yerleşim yeri veya çocuğun menfaatlerinin korunması amacıyla çocuğun fiilen oturduğu yer mahkemesidir.
Yargıtay 5. Hukuk Dairesi, 2025/7006 E., 2025/10509 K.: “Dosya kapsamından, uyuşmazlığın velayetin değiştirilmesi istemine ilişkin olup velayetin değiştirilmesi isteminin çekişmesiz yargı işlerinden olduğu, çekişmesiz yargı işlerinde de, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça talepte bulunan kişinin veya ilgililerden birinin oturduğu yer mahkemesinin yetkili olduğu anlaşıldığından, uyuşmazlığın Ağrı 2. Asliye Hukuk Mahkemesince (Aile Mahkemesi sıfatıyla) sonuçlandırılması gerekmektedir.”
5. Hukuk Dairesi 2021/13958 E. , 2022/85 K.: “Türk Medeni Kanunu’nun 336. maddesi gereğince evlilik devam ettiği sürece ana-baba velayeti birlikte kullanırlar. Velâyet, ana ve babadan birinin ölümü hâlinde sağ kalana, boşanma veya ayrılığa karar verilmesi halinde hakim velayeti eşlerden birine vermek zorundadır. Velayetin düzenlenmesi kamu düzeni ile ilgilidir. Aynı Kanunu’nun 411. maddesi gereğince vesayet işlerinde yetki, küçüğün veya kısıtlının yerleşim yerindeki vesayet dairelerine ait olup 19/1. maddesi gereğince yerleşim yeri bir kimsenin sürekli kalma niyetiyle oturduğu yer olmakla aynı Kanunun 21. maddesi gereğince velayet altında bulunan çocuğun yerleşim yeri, ana ve babasının; ana ve babanın ortak yerleşim yeri yoksa, çocuğun kendisine bırakıldığı ana veya babanın yerleşim yeri olup diğer hallerde çocuğun oturma yeri, onun yerleşim yeri sayılacağı hükümleri dikkate alınarak yapılan inceleme sonucunda; dosya kapsamından, küçüğün velayeti kendisine bırakılan davalı babanın dava açıldığı tarihteki yerleşim yeri adresinin “Derince/…” olduğu anlaşıldığından …”

Geçici velayet (ihtiyati tedbir), boşanma veya velayet davaları devam ederken çocuğun üstün yararının korunması amacıyla, yargılama süreci sonuçlanıncaya kadar çocuğun bakım ve gözetiminin geçici olarak düzenlenmesidir. Türk hukukunda bu kurum, Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesi ve Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndaki ihtiyati tedbir hükümleri kapsamında uygulanır. Mahkeme, çocuğun mevcut yaşam koşullarını, tarafların durumunu ve çocuğun üstün yararını dikkate alarak dava sonuçlanmadan önce geçici velayet hakkında karar verebilir.
Geçici velayetin hukuki temeli birden fazla kaynakta yer almaktadır:
Geçici velayet kararı, esasa ilişkin velayet hükmü kesinleşene kadar geçerli olmak üzere verilen, geçici ve değiştirilebilir nitelikte bir tedbir kararıdır. Kesin hükmün yerini almaz; ancak çocuğun fiili bakım ve gözetimini güvence altına alır.
Mahkemenin geçici velayet (ihtiyati tedbir) kararı verebilmesi için HMK m. 389 uyarınca iki temel koşulun birlikte gerçekleşmesi aranır:
Uygulamada mahkemeler, çocuğun yaşını, sağlık durumunu, mevcut bakım koşullarını ve ebeveynlerin anlık durumunu değerlendirerek geçici velayeti genellikle dava açılmasıyla eş zamanlı olarak, zaman zaman karşı taraf dinlenmeksizin resen belirler (TMK m. 169).
Geçici velayet kararı yalnızca dava sürecindeki fiili bakım ve gözetimi düzenler; çocuğun uzun vadeli eğitim, yerleşim yeri değişikliği veya yurt dışına çıkışı gibi kalıcı sonuç doğuran kararlar için ayrıca mahkeme onayı alınması zorunludur.
Geçici velayet kararıyla birlikte hâkim kural olarak şu hususları da düzenler.
Geçici velayet kararı, koşulların değişmesi halinde her zaman değiştirilebilir veya kaldırılabilir (HMK m. 396). Örneğin geçici velayet verilen ebeveynin çocuğa karşı şiddet uygulaması, madde bağımlılığı ya da çocuğu diğer ebeveynle görüşmeden fiilen mahrum bırakması, kararın revize edilmesi için yeterli gerekçe oluşturur.
Geçici velayet kararı hukuki geçerliliğini şu hallerde yitirir:
Yargıtay, velayetin kamu düzenine ilişkin niteliğini ve hâkimin resen araştırma yükümlülüğünü güncel içtihadıyla da teyit etmektedir
Yargıtay, 2. Hukuk Dairesi, E. 2025/3125, K. 2025/9293, T. 03.11.2025: “Velâyet kamu düzenine ilişkindir. Bu nedenle yargılamanın her aşamasında hakim tarafından ortaya çıkan koşulların değerlendirilmesi ve res’en dikkate alınması gerekir. Çocuğun menfaati gerektirdiğinde velayet sahibi değiştirilebilecektir. Bu durumda yapılacak iş; velâyeti kendisine verilen anne yanında yaşamadığı belirtilen yaşı itibarıyla idrak çağında bulunan ortak çocuk […]’un ve ebeveynlerin velayet konusunda görüşünü almak ve gerek görülmesi halinde yeniden inceleme ve rapor istenip tarafların barınma, gelir, sosyal ve psikolojik durumlarına göre ortak çocuk[…]’un sağlıklı gelişimi için ebeveynlerinden hangisi yanında kalmasının çocuğun menfaatine olacağını tespit etmek, idrak çağındaki çocuğun beyanı ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre karar vermekten ibarettir.”
Velayet ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin mahkeme kararlarının verilmesi, uyuşmazlığın sona erdiği anlamına gelmemektedir. Kararın uygulanmaması hâlinde, çocuğun teslimi ve kişisel ilişki kurulmasının sağlanması bakımından ayrıca bir icra süreci gündeme gelebilmektedir.
Bilindiği üzere, geçmişte çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin ilamların icrası, İcra ve İflas Kanunu hükümleri çerçevesinde icra müdürlükleri aracılığıyla yürütülmekteydi. Ancak bu sistem, çocuğun bir icra dosyasının tarafı hâline gelmesi, kolluk kuvvetlerinin sürece dahil olması ve yüksek icra giderleri nedeniyle yoğun şekilde eleştirilmekteydi.
Bu eleştiriler doğrultusunda 7343 sayılı Kanun ile önemli bir değişikliğe gidilmiş; çocuk teslimi ve çocukla kişisel ilişki kurulmasına ilişkin kararların yerine getirilmesi görevi icra müdürlüklerinden alınarak adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüklerine verilmiştir. Böylece süreç, cebrî icra mantığından uzaklaştırılarak çocuk odaklı bir yapıya kavuşturulmuştur.
Günümüzde velayet hakkı sahibi ebeveynin çocuğu teslim etmemesi veya kişisel ilişki kurulmasını engellemesi durumunda, hak sahibi ebeveyn doğrudan adli destek ve mağdur hizmetleri müdürlüğüne başvurarak kararın yerine getirilmesini talep edebilmektedir. Süreçte pedagog, psikolog veya sosyal çalışmacı desteğinden yararlanılmakta; çocuğun üstün yararı ve psikolojik bütünlüğü gözetilmektedir.
Bununla birlikte, mahkeme kararına rağmen kişisel ilişki kurulmasının sürekli şekilde engellenmesi, velayet hakkının kötüye kullanılması olarak değerlendirilebileceği gibi, ilerleyen süreçte velayetin değiştirilmesi taleplerine de dayanak oluşturabilmektedir. Nitekim Yargıtay uygulamasında, çocuğun diğer ebeveyniyle görüşmesini sistematik biçimde engelleyen davranışların çocuğun üstün yararıyla bağdaşmadığı ve velayet değerlendirmesinde dikkate alınması gerektiği kabul edilmektedir.
Sonuç olarak, çocuk teslimi ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin kararların etkin şekilde uygulanabilmesi, yalnızca aile hukuku bakımından değil, çocuğun ebeveynleriyle olan bağlarının korunması ve mahkeme kararlarının fiilen hayata geçirilmesi bakımından da büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle güncel mevzuat, cebrî icra anlayışından uzaklaşarak çocuğun üstün yararını merkeze alan özel bir infaz sistemi benimsemiştir.
Velayet hukuku; iç hukuk kuralları, uluslararası sözleşmeler ve psikoloji-pedagoji biliminin birlikte değerlendirildiği, çocuğun üstün yararını merkeze alan çok disiplinli bir hukuk alanıdır. Yargılama sürecinin her aşamasında temel amaç, çocuğun bedensel, ruhsal ve sosyal gelişiminin güvence altına alınmasıdır.
Bu kapsamda velayet uyuşmazlıklarında dikkat edilmesi gereken temel hususlar şu şekilde özetlenebilir:
Sonuç olarak velayet davaları, çocuğun değişen ihtiyaçlarına göre şekillenen dinamik bir koruma mekanizmasıdır. Bu nedenle hem yargılama sürecinde hem de kararın icrasında, çocuğun üstün yararını zedeleyecek her türlü riskin önlenmesi esastır.
Velayetin değiştirilmesi davalarında, ebeveynlerden birinin hukuki veya fiili nedenlerle velayet görevini yerine getirememesi durumu sıklıkla uyuşmazlık konusu olmaktadır. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi’nin 2021/1407 Esas ve 2022/387 Karar sayılı ilamı, velayet hakkı sahibinin cezaevinde bulunması (hükümlülük hali) durumunda velayetin ne şekilde düzenleneceğini ve çocuk ile ebeveyn arasındaki kişisel ilişkinin sınırlarını çizen emsal nitelikte bir karardır.
Müşterek çocuğun velayeti boşanma kararı ile babaya verilmiştir. Ancak babanın ilerleyen süreçte hükümlü olarak cezaevine girmesi üzerine, anne tarafından velayetin değiştirilmesi davası açılmıştır. Davacı anne, babanın cezaevinde olması sebebiyle velayet hakkını fiilen kullanmaktan yoksun kaldığını ve çocuğun anne şefkatine muhtaç olduğunu ileri sürmüştür. Davalı baba ise davanın reddini savunmuştur.
Bursa 1. Aile Mahkemesi, davanın kabulü ile çocuğun üstün yararı ve yaşı gereği velayetin babadan alınarak anneye verilmesine hükmetmiştir.
Kararın istinaf incelemesini gerçekleştiren Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi, velayet uyuşmazlığında iki temel hukuki dengeyi esasa bağlamıştır:
Bursa BAM 2. Hukuk Dairesi; davalı babanın velayetin değiştirilmesine yönelik istinaf başvurusunu esastan reddetmiş, ancak çocukla şahsi ilişki kurulmaması yönündeki itirazını haklı bulmuştur. Yüksek mahkeme, ilk derece mahkemesi hükmüne yeni bir bent ekleyerek, velayeti anneye verilen çocuk ile cezaevindeki baba arasında belirli periyotlarda (hafta sonları, dini bayramlar, sömestr ve yaz tatilleri) şahsi ilişki kurulmasına kesin olarak karar vermiştir.
Bu ilam; velayet hakkı elinden alınan veya kısıtlanan ebeveynin kusuru ya da fiili durumu ne olursa olsun, çocukla kişisel ilişki kurma hakkının kamu düzeninden sayıldığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
Velayet davası, çocuğun bakım, eğitim, korunma ve temsil haklarının hangi ebeveyne bırakılacağını belirlemek amacıyla açılan aile hukuku davasıdır. Bu davalarda görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. Aile Mahkemesinin bulunmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemesi Aile Mahkemesi sıfatıyla görev yapar.
Evlilik devam ettiği sürece velayet hakkı anne ve baba tarafından ortak olarak kullanılır. Bu dönemde velayetin tek bir ebeveyne ait olması hukuken mümkün değildir.
Hayır. Velayet otomatik olarak anneye verilmez. Hâkim her somut olayı çocuğun üstün yararı ilkesine göre değerlendirir. Ancak küçük yaştaki çocuklarda anne bakımına ihtiyaç ağır bastığı için uygulamada çoğunlukla anneye bırakılmaktadır.
Çocuğun yaşı, gelişim düzeyini ve ihtiyaçlarını belirlediği için velayet kararında önemli bir kriterdir. 0-3 yaş grubunda anne bakımı ön plandayken, 8 yaş ve üzeri çocukların görüşü de dikkate alınır.
Çocuğun idrak çağında olması halinde görüşü alınır ancak bu görüş tek başına bağlayıcı değildir. Mahkeme, Sosyal İnceleme Raporu, uzman değerlendirmeleri ve tüm delilleri birlikte değerlendirir.
Evet. Velayet kararları kesin hüküm niteliğinde değildir. Şartların esaslı şekilde değişmesi halinde Türk Medeni Kanunu m.183 uyarınca velayetin değiştirilmesi davası açılabilir.
Velayet davası kural olarak anne veya baba tarafından açılır. Ancak çocuğun korunması gereken özel durumlarında vasi, kayyum veya ilgili kamu kurumları da dava açabilir.
Velayet uyuşmazlıkları, boşanma ve aile hukuku kapsamında birçok farklı hukuki kurumla birlikte değerlendirilir. Bu nedenle aşağıdaki içerikler, konuya ilişkin uygulamayı daha kapsamlı anlamanıza yardımcı olacaktır: