
Başlıklar
ToggleAile içi tartışmaların yargıya taşınması durumunda en sık karşılaşılan suç tipleri, Türk Ceza Kanunu kapsamında hakaret, tehdit ve eşe karşı basit yaralama suçudur. Taraflar arasındaki tartışmanın fiziksel temasa dönüşerek basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek bir neticenin ortaya çıkması hali dahi kanun koyucu tarafından, kasten yaralamanın “nitelikli hali” olarak kabul edilmiş ve daha ağır bir yaptırıma bağlanmıştır.
Bu yazımızda; eşe karşı işlenen basit yaralama suçunun cezası, şikayetten vazgeçmenin etkisi ve yargılama sürecinde dikkat edilmesi gerekenleri inceledik.
Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinde düzenlenen kasten yaralama suçu, bir kimsenin vücuduna acı vermek veya sağlığının bozulmasına neden olmaktır. Ancak bu suçun resmi nikahlı eşe karşı işlenmesi, TCK 86/3-a maddesi gereğince suçun nitelikli hali sayılır.
Buradaki “yaralama” kavramı sadece ciddi darbeleri kapsamaz. Tokat atmak, itmek, saç çekmek veya tırmalamak gibi eylemler, mağduru hayati tehlikeye maruz bırakmaksızın Basit Tıbbi Müdahale (BTM) ile giderilebilecek bir etki oluştursa dahi bu suç kapsamında değerlendirilir.
Yargıtay, 9. Ceza Dairesi, E. 2021/15703, K. 2024/935, T. 07.02.2024: “Sanık …’in, katılana tokat atarak basit tıbbi müdahele ile giderilebilecek şekilde yaralaması şeklinde gerçekleştirdiği eylem neticesinde kasten yaralama suçundan..”
Eşe karşı işlenen yaralama suçlarında ceza hesaplanırken “kademeli artış” uygulanır:
Önemli Not: Eşe karşı işlenen suçlarda, yaralama “basit” düzeyde olsa bile ceza miktarı arttığı için adli para cezasına çevrilmesi veya HAGB (Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması) kararı verilmesi, sanığın sabıka durumuna göre değişkenlik gösterir.
Sanığın daha önceden işlediği bir suçtan dolayı kesinleşmiş cezasının bulunması ve belirli bir süre içinde yeniden suç işlemesi haline “Tekerrür” denir. Eşe karşı işlenen yaralama suçlarında sanığın sabıka kaydının olması (mükerrir sayılması), yargılamanın seyrini ve infazı kökten değiştirir.
TCK 58. madde uygulandığında karşılaşılacak 3 ağır sonuç şunlardır.
Normalde eşe karşı basit yaralama suçlarında (TCK 86/2, 86/3-a), hakim cezayı alt sınırdan verirse bu ceza Adli Para Cezasına (TCK m. 50) çevrilebilir.
Sanık avukatlarının en çok başvurduğu “Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması” (HAGB) veya “Cezanın Ertelenmesi” kurumları, tekerrür halinde uygulanamaz.
Tekerrürün en can yakıcı sonucu cezaevinde geçirilecek sürenin artmasıdır.
Kritik Uyarı (2. Tekerrür): Eğer sanık, daha önce “mükerrir” sayıldığı bir cezadan sonra tekrar suç işlerse (İkinci Tekerrür), bu kez “Koşullu Salıverilme” hükümleri hiç uygulanmaz. Cezanın tamamını kapalı/açık cezaevinde günü gününe yatar.
Müvekkillerinizin durumu daha net anlaması için şu karşılaştırma tablosunu kullanabilirsiniz.
| Durum | Ceza Türü | HAGB (Erteleme) | İnfaz Oranı (Yatarı) | |
| Sabıkasız Sanık | Para Cezasina Çevrilebilir | Uygulanabilir (Mümkün) | 1/2 (Genel Kural) | |
| Mükerrir Sanık | Sadece Hapis (Para Cezası Yasak) | Uygulanamaz (Yasak) | 2/3 veya 3/4 (Daha çok yatar) |
Tekerrür İçin Aranan Şartlar (Hukuki Bilgi Notu)
Mükerrir sayılıp sayılmayacağını kontrol etmeniz için gereken kriterler:
⚠️ Eşe karşı yaralama suçlarında sabıka kaydınızdaki eski bir ceza, özgürlüğünüzü kısıtlayacak sonuçlar doğurabilir. Tekerrür hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tespiti, eski dosyalarınızın incelenmesi ve infaz hesaplaması için Demirbaş Hukuk Bürosu ile iletişime geçebilirsiniz.”

Müvekkillerimizden en sık duyduğumuz soru şudur: “Eşim şikayetçi değil, yine de ceza alır mıyım?”
Cevap ne yazık ki EVET.
Normal şartlarda basit yaralama suçları şikayete tabidir. Ancak TCK 86/3 maddesi gereği; suç eşe karşı işlenmişse, soruşturma ve kovuşturma şikayete tabi değildir. Mağdur olan eş, karakolda veya mahkemede “Şikayetçi değilim, barıştık” dese bile savcılık soruşturmaya, mahkeme ise yargılamaya devam etmek zorundadır. Şikayetten vazgeçme, sadece hakimin takdiri indirim (iyi hal) uygulamasında etkili olabilir ancak davayı düşürmez.
Aile içi kavgalarda genellikle “karşılıklı yaralama” söz konusu olur. Eğer olayda ilk haksız hareketin kimden geldiği tespit edilemiyorsa veya karşı tarafın ağır hakaretleri/saldırısı sonucu yaralama fiili gerçekleşmişse Haksız Tahrik İndirimi (TCK m. 29) gündeme gelir.
Bu durumda cezada 1/4 ile 3/4 oranında indirim yapılabilir. Karşılıklı darp vakalarında her iki taraf da hem sanık hem müşteki (katılan) sıfatıyla yargılanabilir.
Aile içi kavgalarda ve eşe karşı yaralama suçlarında olay genellikle “karşılıklı darp” şeklinde mahkemeye yansır. Tarafların her ikisi de birbirini suçlar ve olayın başlangıcına dair tanık yoksa, mahkemeler Haksız Tahrik İndirimi (TCK m. 29) hükümlerini uygulamak zorundadır.
Ancak burada kritik bir “oran” sorunu vardır. Mahkeme ne kadar indirim yapacaktır?
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre; kavganın kim tarafından başlatıldığı kesin olarak belirlenemiyorsa, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereği her iki taraf lehine de haksız tahrik indirimi uygulanır. Fakat bu indirimin oranı keyfi değildir.
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 24.09.2019 tarihli, 2019/9445 E. ve 2019/16776 K. sayılı emsal kararında bu durum net bir kurala bağlanmıştır. Yüksek Mahkeme; yerel mahkemenin “ilk haksız hareketin kimden geldiği belli olmadığı” gerekçesiyle sanığa 1/2 oranında (yarı yarıya) indirim yapmasını hatalı bulmuş ve kararı bozmuştur.
Yargıtay’a göre:
“Karşılıklı tartışma sırasında kavganın kim tarafından başlatıldığının kesin olarak tespit edilememesi nedeniyle tahrik hükümlerinin uygulanmasında… orantılılık ilkesine uygun olarak asgari (1/4) oranda indirim yapılması yerine, (1/2) oranında indirim yapılmak suretiyle eksik ceza tayini bozmayı gerektirmiştir.”
Bu şu anlama gelir: Eğer müvekkiliniz sanık konumundaysa ve kavgayı başlatanın karşı taraf olduğu ispatlanamıyorsa, alınacak indirim oranı maksimum değil, minimum (1/4) seviyesinde kalacaktır. Bu nedenle savunma stratejisinde “ilk saldıranın karşı taraf olduğunun” ispatı, ceza miktarını ciddi oranda değiştirecektir.
Özetle Yargıtay Diyor Ki:
Aynı Yargıtay kararında dikkat çekilen bir diğer husus, aile içi kavgalarda kullanılan cisimlerin niteliğidir. Kararda, sanığın “sopa” kullanması, TCK 6. maddesi gereğince “silahtan sayılan cisim” olarak değerlendirilmiştir.
Eşe karşı işlenen suçlarda, fiilin bir cisimle (sopa, ütü, vazo vb.) işlenmesi cezayı iki kez ağırlaştırır:
Kararda belirtildiği üzere; basit bir sopa ile yapılan yaralama dahi, mağdurun yaşamını tehlikeye sokacak boyuta ulaşırsa (künt travma vb.), ceza alt sınırı 3 yılın altına düşemez (TCK 87/1-d). Bu durum, cezanın paraya çevrilmesi veya ertelenmesi ihtimalini tamamen ortadan kaldırabilir.
Yargıtay, Ceza Genel Kurulu, E. 2017/377, K. 2019/606, T. 17.10.2019: “Yüksek Yargıtayca ağaçtan yapılma her eşyanın uygulamada silah olarak kabul edilmesi gerekeceği yönündeki saptamaları karşısında açılan kimi davalarda basit bir marangoz artığı tahta çubuğu, bir ekmek fırını önündeki basit bir ağaç dalının veya basılıp kırılan erik dalının silah sayılmasına…”
Yargıtay kararlarında sıkça karşılaştığımız ve kamuoyunda şaşkınlık yaratan durumlardan biri de evdeki masum eşyaların birer “suç aleti”ne dönüşmesidir. Türk Ceza Kanunu’nun 6. maddesi, silah tanımını sadece ateşli silahlar veya bıçaklarla sınırlamaz; “saldırı ve savunmada kullanılmaya elverişli her türlü alet” silah olarak kabul edilir.
Eşler arasındaki tartışmalarda eldeki cismin fırlatılması veya vurulması durumunda ceza bir kat daha artırılır (TCK 86/3-e). İşte Yargıtay içtihatlarına göre “silah” sayılan o eşyalar:
Evet, olabilir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun emsal kararlarına göre; fırlatılan veya vurulan terliğin yapısı, sertliği ve atıldığı mesafe önemlidir. Eğer terlik, mağdurda yaralanmaya yol açabilecek nitelikteyse (örneğin; tahta tabanlı, sert plastik veya topuklu ise) mahkeme bunu “silah” olarak kabul eder ve cezayı artırır. Ancak yumuşak, peluş bir ev terliği yaralamaya elverişli görülmeyebilir.
Tartışma anında eşe fırlatılan televizyon kumandası veya cep telefonu, sert yapıları nedeniyle Yargıtay tarafından “silahtan sayılan alet” olarak değerlendirilir. Bu cisimlerle kafaya veya vücuda vurulması, basit bir tokat atmanın ötesinde, silahla yaralama suçunu oluşturur.
Yukarıda incelediğimiz Yargıtay kararında (3. CD, 2019/9445 E.) görüldüğü üzere; sopa, oklava veya süpürge sapı tartışmasız bir şekilde “silah” niteliğindedir. Bu aletlerin kullanılması, olayı “basit aile kavgası” boyutundan çıkarır ve ağır cezalık suçlara yaklaştırır.
Avukat Notu: Bir eşyanın silah sayılıp sayılmayacağı, “yaralamaya elverişliliği” ile ölçülür. Müvekkil savunmalarında, kullanılan cismin niteliği (örneğin; “Sadece yumuşak bir yastıktı” veya “Plastik oyuncaktı”) ceza artırımını engellemek için kritik bir argümandır.
Gözlemlerimize göre, eşe karşı basit yaralama suçuna ilişkin ceza davası süreci genellikle boşanma davalarıyla birlikte yürümektedir. Ceza yargılamasında dosyaya giren darp raporları, tanık beyanları ve sanık hakkında verilecek olası bir mahkumiyet kararı; Aile Mahkemesi’nde görülecek olan Çekişmeli Boşanma Davası açısından “kuvvetli delil” niteliği taşımaktadır.
Şiddet eyleminin ceza mahkemesince sabit görülmesi, boşanma davasında şiddet uygulayan eşin “tam kusurlu” sayılmasını sağlar. Bu durum, mağdur eş lehine yüksek miktarda maddi ve manevi tazminat ile nafakaya hükmedilmesinde belirleyici rol oynar. Dolayısıyla, ceza soruşturması devam ederken hak kaybına uğramamak adına aile hukuku sürecinin de eş zamanlı ve stratejik olarak yönetilmesi büyük önem taşır.
Evet. Boşanma davası devam etse bile, mahkeme kararı kesinleşinceye kadar taraflar “eş” sıfatını korur ve ceza artırımı uygulanır.
Resmi nikah yoksa “eşe karşı” suç kapsamına girmez, TCK 86/1 veya 86/2’den (basit halden) yargılama yapılır ve suç şikayete tabi olur. (Not: Kadına karşı işlenen suçlarda yapılan son düzenlemeler ayrıca değerlendirilmelidir).
Sanığın daha önceden kasıtlı bir suçtan mahkumiyeti yoksa ve ceza miktarı belirli sınırların altındaysa, hapis cezası Adli Para Cezasına çevrilebilir.
