
Karşılıksız çek suçunda şikayetin bölünmezliği ve sirayet ilkesi incelemesi.
Başlıklar
Toggle
Ceza hukuku doktrininde ve uygulamasında, kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar arasında yer alan şikâyet hakkı, sadece suçun takibini başlatmakla kalmaz; aynı zamanda bu hakkın kullanım biçimiyle yargılamanın kapsamını ve muhataplarını da belirler. Şikâyete tabi suçlarda mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi, devletin cezalandırma yetkisinin ön şartı niteliğindedir. Bu iradenin en kritik tezahürlerinden biri ise “şikâyetin bölünmezliği” ilkesidir. Bu ilke, özellikle iştirak halinde işlenen suçlarda, müştekilerin failler arasında bir “seçim” yapmasını engelleyerek ceza adaletinin şahsileştirilmesinin önüne geçer.
Türk Ceza Kanunu (TCK) sistematiğinde şikâyet, kural olarak fiile yöneliktir, faile değil. Bir suçtan zarar gören kimse, o fiilin cezalandırılmasını istiyorsa bu iradesini ortaya koyar. Ancak suç birden fazla kişi tarafından iştirak halinde işlenmişse, şikâyet hakkının “faillerden bir kısmını seçip diğerlerini muaf tutma” şeklinde kullanılması mümkün değildir. TCK m. 73/5’te açıkça düzenlendiği üzere, iştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkında şikâyette bulunulması, hepsi hakkında şikâyette bulunulduğu anlamına gelir.
Bu ilkenin tersi de geçerlidir: Faillerden biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme veya feragat, kural olarak diğer faillere de sirayet eder. Buradaki temel mantık, ceza yargılamasının müştekiye bir “intikam listesi” hazırlama yetkisi vermemesidir. Fiil bir bütündür ve bu fiile iştirak edenlerin hukuki akıbeti, şikâyet şartı bakımından tek bir kadere bağlanmıştır.
Uygulamada sıkça karıştırılan iki kavram olan “vazgeçme” ve “feragat”, sirayet bakımından benzer sonuçlar doğursa da zamanlama açısından ayrışır. Vazgeçme, kural olarak şikâyet hakkı kullanıldıktan sonra (dava açılmadan önce veya açıldıktan sonra hüküm kesinleşinceye kadar) bu haktan geri dönülmesini ifade ederken; feragat, henüz şikâyet hakkı kullanılmadan veya süre içindeyken bu haktan vazgeçildiğinin beyan edilmesidir.
Her iki durumda da “bölünmezlik” kuralı katı bir biçimde uygulanır. Müştekinin, faillerden birini affedip diğerinin cezalandırılmasını istemesi hukuken korunmaz. Bu husus, yüksek yargı kararlarında da en net haliyle yer bulmaktadır:
Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2023/7794, K. 2024/3209, T. 02.04.2024 “Şikayet ve şikayetten vazgeçmede olduğu gibi, şikayet hakkından feragat etme açısından da, ‘sınırlandırılmazlık veya bölünmezlik’ kuralı geçerlidir. Buna göre, mağdur veya suçtan zarar gören, iştirak halinde işlenen fiille ilgili olarak ya tüm failler hakkında şikayet hakkından feragat edecek veya hiç birisi hakkında şikayet hakkından feragat etmeyecek ya da birisi hakkındaki şikayet hakkından feragat, diğerleri bakımından da sonuç doğuracaktır. (Niyazi Güney, Zekeriya Yılmaz, Ceza Hukukumuzda Dava ve Cezanın Düşürülmesi, 2008 baskı, s. 287).”
Bu karar, feragatin sadece şahsi bir irade beyanı olmadığını, doğrudan doğruya kamu davasının yürütülebilirliğini etkileyen ve tüm failleri kapsayan bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.
Sirayetin gerçekleşebilmesi için en temel şart, suçun “iştirak halinde” işlenmiş olmasıdır. İştirakten kasıt, sadece TCK’daki genel iştirak hükümleri (m. 37-40) değil, aynı zamanda özel kanunlar gereği birden fazla kişinin aynı fiilden sorumlu tutulduğu hallerdir. Örneğin, bir şirketin yönetim organındaki tüm üyelerin çek hesabında para bulundurmakla yükümlü olduğu karşılıksız çek suçlarında, bu kişiler kanun gereği fiilin ortağı sayılırlar.
Müşteki, dilekçesinde sadece bir ismi zikredip diğerlerini bilinçli olarak dışarıda bırakmışsa veya birisiyle haricen anlaşıp ondan feragat etmişse, bu irade otomatik olarak diğer suç ortaklarına da sirayet eder. Yargıtay bu konuda oldukça istikrarlı bir tutum sergilemektedir:
Yargıtay, 7. Ceza Dairesi, E. 2021/17736, K. 2022/17650, T. 06.12.2022 “Türk Ceza Kanunun 73/5 maddesinde; ‘İştirak halinde suç işlemiş sanıklardan biri hakkındaki şikâyetten vazgeçme, diğerlerini de kapsar.’ şeklindeki düzenleme ile şikâyetin bölünmezliği kuralı gereği mağdurun ya da suçtan zarar görenin sanıklardan birisi hakkında şikâyetten vazgeçtiğini beyan etmesi durumunda diğer sanıklara da sirayet ederek diğer sanıklar için de sonuç doğurmaktadır.”
Sirayet kuralı mutlak değildir; bu kuralın uygulanabilmesi için şikâyetten vazgeçilen kişi ile yargılaması devam eden kişi arasında hukuki bir “bağ” (iştirak) bulunması zorunludur. Eğer iki kişi farklı fiillerden dolayı yargılanıyorsa veya aralarında suça katılma anlamında bir illiyet bağı yoksa, birisi hakkındaki vazgeçme diğerini etkilemez.
Özellikle şirketlerde temsil ve ilzam yetkisi olmayan kişilerin de dosyaya dahil edildiği durumlarda, gerçek yetkili ile yetkisiz kişi arasındaki ilişki iyi analiz edilmelidir. Aşağıdaki karar, bu ayrımın hatalı yapılmasının nasıl bozma sebebi olduğunu göstermektedir:
Yargıtay, 12. Hukuk Dairesi, E. 2019/3395, K. 2019/13200, T. 19.09.2019 “Sanıklardan biri hakkında yapılan feragatın diğer sanığa sirayeti ancak iştirak halinde işlenebilen suçlarda mümkün olup, somut olayda sanıklardan …’nin şirket yetkilisi olmadığı ve suça iştirak etmediği anlaşılmakla, yargılamaya devamla hukuki durumun tespiti yerine şikayetten vazgeçmenin şirket yetkilisi olan diğer sanığa sirayet ettirilerek yazılı şekilde düşme kararı verilmesi” [bozmayı gerektirmiştir].
Bu karar bize göstermektedir ki, sirayeti ileri süren savunma makamı, öncelikle failler arasındaki iştirak ilişkisini (kanuni veya fiili yükümlülük birliğini) ispatlamak durumundadır.

Yargıtay kararları ışığında iştirak ilişkisi ve şikayetin sirayeti şeması.
Bunun hukuki gerekçelerini ve İcra Ceza yargılamasına yansımasını şu şekilde temellendirebiliriz:
TCK m. 73/5’te düzenlenen “Şikâyetten vazgeçmenin sirayeti” ve doktrindeki “Şikâyetin bölünmezliği” kuralı, sadece TCK kapsamındaki suçlar için değil, özel ceza kanunları (Çek Kanunu, İcra İflas Kanunu vb.) kapsamındaki şikâyete tabi tüm suçlar için geçerli bir genel hükümdür. İcra Ceza Mahkemesi, yargılama usulü bakımından İİK ve Çek Kanunu’na tabi olsa da, hüküm kurarken TCK’nın genel ilkelerini gözetmek zorundadır.
Bildiğiniz üzere, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi artık İcra Ceza Mahkemelerinin (özellikle karşılıksız çek suçlarının) temyiz/itiraz incelemesini yapan dairedir. Yukarıda paylaştığımız 2023/7794 E. ve 2024/3209 K. sayılı güncel karar, bizzat bu dairenin “İcra Ceza” pratiğinde feragat ve sirayeti nasıl ele aldığını göstermektedir. Daire, “sınırlandırılmazlık veya bölünmezlik” kuralının İcra Ceza dosyalarında da uygulanması gerektiğini şu vurguyla netleştirmiştir:
“…mağdur veya suçtan zarar gören, iştirak halinde işlenen fiille ilgili olarak ya tüm failler hakkında şikayet hakkından feragat edecek veya hiç birisi hakkında… birisi hakkındaki feragat, diğerleri bakımından da sonuç doğuracaktır.”
İcra Ceza Mahkemeleri, karşılıksız çek suçunda faili belirlerken Çek Kanunu m. 5/2’ye bakacaktır. Bir şirketin birden fazla imza yetkilisi varsa ve aralarında çeklerin ödenmesi konusunda kesin bir görev bölümü yapıldığı ispatlanamamışsa, bu kişilerin “iştirak halinde” suç işlediği kabul edilmelidir. Suçun “iştirak halinde” işlendiği kabul edildiğinde de TCK m. 73/5 (Şikâyetin bölünmezliği) uygulama alanı bulacaktır.
İcra Ceza Mahkemesi, müştekinin şikâyet dilekçesinde iştirakçiler arasında yaptığı ayrımı sorgulamadan “kabul’ edemez. Müştekinin diğer yetkilileri şikâyet dışı bırakması, teknik anlamda bir feragattir. Bu feragat, suçun iştirak halinde işlenmesi nedeniyle bölünemez ve dosyada bulunan tüm yetkililere sirayet etmek zorundadır.
Özetle
İcra Ceza Mahkemesi temelde bir ceza yargılaması olduğundan ceza hukukunun temel ilkeleriyle bağlıdır. Dolaysıyla “Bu bir özel ceza suçudur, TCK m. 73 burada uygulanmaz” şeklinde bir karar veremez. Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin yukarıdaki kararları, bu mahkemelerin de şikâyetin bölünmezliği kuralına sıkı sıkıya bağlı olduğunu ve failler arasında “ayrımcı” bir cezalandırma yapılamayacağını açıkça ortaya koymaktadır.
Uygulamada bazen mahkemelerin, sadece şikayetin kapsamına baktıkları örneğin iştirak halindeki sanıklardan bir kısmı “şikâyet edilmediği” halde, şikayet edilen sanık veya sanıklar yönünden yargılamayı sürdürerek ceza tayinine meyilli oldukları görülmektedir. Oysa yukarıda zikredilen kararlar ve kanuni düzenlemeler ışığında, müşteki tarafından bir kısım faillerin bilinçli olarak dışarıda tutulması herhangi bir yasal seçim hakkına dayanmamaktadır. Bu durum hukuken “feragat” hükmündedir.
Eğer bir fiil iştirakle işlenmişse ve müşteki faillerden birini muaf tutuyorsa, bu durum teknik olarak tüm failler yönünden “Sobreseimiento Libre” (kesin düşme/aklanma) veya beraat sonucunu doğurmalıdır. Zira şikâyetin şahsileştirilmesi yasağı, kamu düzenine ilişkindir ve hakimin takdir yetkisini bu yönde kullanmasını engeller.