
Başlıklar
Toggle
Susma hakkı, bireylerin ceza soruşturması ve kovuşturması süreçlerinde kendilerini suçlayacak beyanda bulunmaktan kaçınmalarını sağlayan temel bir insan hakkıdır. Bu hak, yalnızca adil yargılanma ilkesinin bir uzantısı değil, aynı zamanda savunma hakkının ayrılmaz bir parçasıdır.
Türkiye’de susma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil yargılanma hakkı ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 147/1-c maddesi ile düzenlenmiştir. Aynı zamanda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi çerçevesinde de korunmaktadır.
CMK m. 147/1-c: Şüpheliye yüklenen suç anlatıldıktan sonra, “susma hakkının” olduğu bildirilmelidir.
Susma hakkı, bir kişinin:
şeklindeki güvenceleri kapsar. Bu, bireyin kendi beyanına dayanılarak mahkûm edilmesini engelleyen en önemli güvencelerden biridir.
Susma hakkının tanınmaması ya da bu hakkın kullanılmasının sanık aleyhine değerlendirilmesi:
Bu sebeple susma hakkı, yalnızca bir tercih değil; hukuki bir koruma aracıdır.
Toplumda “susmak, suçu kabul etmek” gibi yanlış bir algı oluşmuştur. Oysa susma hakkı:
Yanlış Algılar ve Gerçekler
Yanlış: “Susuyorsa suçludur.”
✅ Doğru: Susma hakkını kullanmak suçla ilgili bir kanaat oluşturmaz. Tam tersine, bu hakkı kullanmak bir kişinin hukuki bilinç düzeyini gösterir.
Avukat eşliğinde ifade verme hakkı ile birlikte, susma hakkı da savunma sisteminin temel yapı taşlarından biridir.
Bir ceza avukatın görevi yalnızca savunma yapmak değil, gerektiğinde müvekkilinin susma hakkı gibi temel savunma haklarını kullanmasını güvenceye almaktır.
Ceza avukatı tarafından yapılan ifade öncesi hukuki bilgilendirme ve kolluk aşamasındaki hak hatırlatmaları hayati öneme sahiptir.
Susma hakkı, kişinin hukuk önünde eşitliğini, insan onurunu ve savunma hakkını koruyan yaşamsal bir güvencedir. Bu hakkın doğru anlaşılması ve uygulanması, adil yargılanma ilkesinin teminat altına alınması için vazgeçilmezdir.

Modern ceza adalet sistemlerinde susma hakkı, yalnızca bir tercih değil; insan onurunun, adil yargılanma hakkının ve savunmanın temel taşıdır. Aşağıda Demirbaş Hukuk Bürosu arşivinden alınan bir Yargıtay kararı bağlamında susma hakkını inceliyoruz.
Karar Bilgisi:
T.C. Yargıtay 4. Ceza Dairesi
Esas No: 2008/10723
Karar No: 2008/21522
Tarih: 02.12.2008
Kararın Özeti:
Sanık hakkında “kamu görevlisine hakaret” suçundan ceza verilmiş, ancak sanığın susma hakkını kullanması, mahkeme tarafından “siyasi bir duruş” olarak değerlendirilmiş ve bu nedenle takdiri indirim uygulanmamıştır.
Yargıtay, bu değerlendirmeyi hukuka aykırı bularak kararı bozmuştur.
Hukuki İnceleme: Susma Hakkı Siyasi Tutum Olarak Değerlendirilemez
Susma hakkı, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 147/1-c maddesi gereği, sanığın en temel haklarından biridir. Bu hakkın kullanımı, herhangi bir olumsuz sonuç doğurmamalıdır. Ancak yerel mahkeme, sanığın bu hakkını kullanmasını “siyasi bir tutum” olarak yorumlayarak, indirimsiz ceza vermiştir.
Yargıtay ise bu gerekçeyi “yasal olmayan” bulmuş ve şu vurguyu yapmıştır:
“Susma hakkı, anayasal bir güvencedir; bunun kullanılması takdiri indirimden yararlanmayı engellemez.”
⚠️ Kararın Önemi: Susma Hakkının Korunması Yargı Etiği Açısından Şarttır
Bu karar, hem ceza yargılamasında tarafsızlık ilkesinin korunması hem de savunma hakkının güvence altına alınması açısından önemli bir içtihattır. Susma hakkını kullanan sanık:
Aksi halde bu durum, adil yargılanma hakkının ihlali anlamına gelir ve cezai süreci sakatlar.
CMK m. 147 ve Susma Hakkı Hakkında Kısa Not:
CMK m. 147/1-c:
Şüpheliye veya sanığa, “susma hakkına sahip olduğu” açıkça bildirilmelidir. Bu hak, sadece ifade vermeme hakkı değil, aynı zamanda kendi aleyhine delil üretmeme güvencesi anlamına gelir.
⚖️ Emsal Niteliği: Gelecekteki Kararlar İçin Rehber
Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin bu kararı, yerel mahkemelerin sanığın duruşmada sessiz kalmasını cezalandırıcı şekilde yorumlamaması gerektiği yönünde bir rehber niteliğindedir. Özellikle:
Sonuç: Susma Hakkı, Anayasal ve Evrensel Bir Haktır
Bu karar bir kez daha göstermiştir ki:
Susmak, bir duruş değil; bir haktır.
Yargının da bu hakka saygı göstermesi ve koruması, hukuk devleti ilkesinin gereğidir.

Yargıtay Kararı: Susma Hakkı Kamu Görevlisine Hakaret
T.C. YARGITAY 4. CEZA DAİRESİ
E. 2008/10723
K. 2008/21522
T. 2.12.2008
• SUSMA HAKKI ( Kullanan Sanık Hakkında “… Susma Hakkıyla Siyasi Bir Duruş İçine Girdiği …” Biçiminde Yasal Olmayan Gerekçeyle Takdiri İndirim Nedeninin Uygulanmamış Olmasının Bozmayı Gerektirdiği – Kamu Görevlisine Hakaret )
• TAKDİRİ İNDİRİM ( CYY’nın 147. Maddesinde Tanınan Susma Hakkı Kullanan Sanık Hakkında “… Susma Hakkıyla Siyasi Bir Duruş İçine Girdiği …” Biçiminde Yasal Olmayan Gerekçeyle Takdiri İndirim Nedeninin Uygulanmamış Olmasının Bozmayı Gerektirdiği )
• KAMU GÖREVLİSİNE HAKARET ( Susma Hakkı Kullanan Sanık Hakkında “… Susma Hakkıyla Siyasi Bir Duruş İçine Girdiği …” Biçiminde Yasal Olmayan Gerekçeyle Takdiri İndirim Nedeninin Uygulanmamış Olmasının Bozmayı Gerektirdiği )
ÖZET : CYY`nın 147.maddesinde tanınan susma hakkı kullanan sanık hakkında, “… susma hakkıyla siyasi bir duruş içine girdiği …” biçiminde yasal olmayan gerekçeyle takdiri indirim nedeninin uygulanmamış olması; bozmayı gerektirmiştir.
DAVA : Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun nitelik, ceza türü, süresi ve suç tarihine göre dosya görüşüldü:
KARAR : Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede hapis cezası infaz edilmekte olan sanık hakkında TCY. 58.maddesi uygulanmamış ise de, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamış, başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak; CYY.sı 147.maddesinde tanınan susma hakkı kullanan sanık hakkında, “… susma hakkıyla siyasi bir duruş içine girdiği …” biçiminde yasal olmayan gerekçeyle takdiri indirim nedeninin uygulanmamış olması;
SONUÇ : Bozmayı gerektirmiş ve sanık İ.A.`un temyiz nedenleri ile tebliğnamedeki düşünce yerinde görüldüğünden HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 02.12.2008 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.
