
Bursa’daki bir hukuk bürosunda çalışan avukat (temsili)
Başlıklar
ToggleAile konutu olarak kullanılan kiralanan taşınmazlarda verilen tahliye taahhütleri, Türk Borçlar Kanunu hükümlerinin yanı sıra Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinde düzenlenen aile konutu koruması çerçevesinde de değerlendirilir. Özellikle kira sözleşmesini imzalayan eşin tek başına verdiği tahliye taahhüdünün geçerliliği, diğer eşin hukuki durumu ve somut olayın özelliklerine göre farklı sonuçlar doğurabilir. Bu rehberde aile konutunda tahliye taahhüdünün geçerlilik şartlarını, Yargıtay’ın güncel yaklaşımını ve uygulamada en sık karşılaşılan uyuşmazlıkları ayrıntılı olarak inceleyeceğiz.
Yazılı tahliye taahhüdü, Türk Borçlar Kanunu’nun 352. maddesi kapsamında kiracının tahliyesini sağlayabilen önemli hukuki yollardan biridir. Ancak kiralanan taşınmazın aile konutu niteliğinde olması hâlinde, uyuşmazlık yalnızca kira hukukuna ilişkin hükümlerle çözümlenmez.
Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi, aile konutunu eşlerden birinin tek taraflı işlemlerine karşı korumayı amaçlayan özel bir düzenleme içermektedir. Bu nedenle aile konutunda verilen tahliye taahhütlerinin değerlendirilmesinde hem Türk Borçlar Kanunu hem de Türk Medeni Kanunu birlikte dikkate alınır.
Özellikle aşağıdaki sorular uygulamada sıkça uyuşmazlık konusu olmaktadır:
Bu makalede söz konusu sorular, güncel mevzuat ve Yargıtay içtihatları ışığında ayrıntılı olarak ele alınacaktır. Böylece hem kiraya verenler hem de kiracılar açısından aile konutunda tahliye taahhüdünün hukuki sonuçları daha anlaşılır hâle gelecektir.
Aile konutu, eşlerin evlilik birliğini fiilen sürdürdükleri, birlikte yaşadıkları ve aile yaşamlarının merkezi niteliğini taşıyan konuttur. Türk Medeni Kanunu, aile birliğinin korunması amacıyla aile konutuna özel bir hukuki koruma sağlamıştır.
Bir taşınmazın aile konutu sayılabilmesi için tapuda “aile konutu” şerhi bulunması zorunlu değildir. Taşınmazın fiilen eşlerin ortak yaşamını sürdürdüğü yer olması, aile konutu niteliğinin kabulü bakımından yeterli olabilir. Bu nedenle hem maliki olunan taşınmazlar hem de kiralanan konutlar aile konutu niteliği taşıyabilir.
Kira ilişkisi bakımından aile konutu kavramı önem taşır. Çünkü kiralanan taşınmaz aile konutu niteliğindeyse, kira sözleşmesine ve tahliye işlemlerine ilişkin bazı hukuki işlemler yalnızca Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre değil, Türk Medeni Kanunu’nun aile konutunu koruyan hükümleri çerçevesinde de değerlendirilir.
Bu korumanın amacı, eşlerden birinin tek başına yapacağı hukuki işlemler nedeniyle diğer eşin ve aile birliğinin barınma hakkının zedelenmesini önlemektir.
Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi, aile konutunu eşlerden birinin tek taraflı tasarruflarına karşı koruyan özel bir düzenlemedir. Bu hüküm, aile konutunun korunmasını yalnızca eşler arasındaki bir mesele olarak değil, aile birliğinin devamını sağlayan kamu düzenine ilişkin önemli bir güvence olarak kabul etmektedir.
Türk Medeni Kanunu m. 194
“Eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz.”
Madde metninden de anlaşılacağı üzere kanun koyucu, aile konutuna ilişkin bazı hukuki işlemlerin diğer eşin açık rızası olmaksızın yapılmasını sınırlandırmıştır. Böylece aile konutunun, eşlerden birinin tek taraflı iradesiyle aile bireylerinin barınma hakkını tehlikeye düşürecek şekilde elden çıkarılması veya hukuki durumunun ağırlaştırılması önlenmek istenmiştir.
Kiralanan aile konutlarında da bu koruma önem taşır. Özellikle kira sözleşmesinin sona erdirilmesi veya aile konutunu etkileyen hukuki işlemler söz konusu olduğunda, Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesi ile Türk Borçlar Kanunu’nun kira hükümleri birlikte değerlendirilir.
Uygulamadan Not
TMK m. 194, aile konutuna ilişkin her hukuki işlemi kendiliğinden geçersiz hâle getiren bir düzenleme değildir. Somut uyuşmazlığın özellikleri, taşınmazın gerçekten aile konutu niteliğinde olup olmadığı ve diğer eşin kanundan doğan korumadan yararlanma koşulları mahkeme tarafından ayrı ayrı değerlendirilir. Bu nedenle aile konutuna ilişkin tahliye uyuşmazlıklarında her olayın kendi şartları içinde incelenmesi gerekir.
Aile konutu şerhi, aile konutu kavramı için kurucu nitelikte değildir. Tapu kütüğünde aile konutu şerhi bulunmaması, taşınmazın aile konutu niteliğini ortadan kaldırmaz. Aile konutu şerhinin hukuki niteliği, nasıl konulduğu ve sağladığı koruma hakkında ayrıntılı bilgi için Aile Konutu Şerhi Özellikleri başlıklı rehberimizi inceleyebilirsiniz.
Bu sorunun cevabını vermek için kiralanan taşınmazın aile konutu niteliğinde olup olmadığı, kira sözleşmesinin kim tarafından imzalandığı, diğer eşin hukuki durumu ve Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinin somut olaya uygulanma şartları birlikte değerlendirilmelidir.
Türk Borçlar Kanunu’nun 352. maddesi uyarınca tahliye taahhüdü, kural olarak kiracı tarafından verilir. Ancak kiralanan taşınmaz aile konutu olarak kullanılıyorsa, uyuşmazlık yalnızca kira hukukuna göre çözümlenmez. Bu durumda aile konutuna ilişkin koruyucu hükümler de değerlendirme kapsamına girer.
Özellikle kira sözleşmesini yalnızca eşlerden birinin imzaladığı durumlarda, diğer eşin Türk Medeni Kanunu’nun 194. maddesinden doğan haklarını ileri sürmesi hâlinde tahliye taahhüdünün hukuki sonuçları bakımından uyuşmazlık ortaya çıkabilir. Mahkeme, taşınmazın gerçekten aile konutu olup olmadığını, diğer eşin korumadan yararlanma koşullarının bulunup bulunmadığını ve somut olayın özelliklerini birlikte değerlendirerek sonuca ulaşır.
Uygulamada en sık yapılan hatalardan biri, kira sözleşmesini yalnızca bir eşin imzalamış olmasını tahliye taahhüdünün geçerliliği bakımından tek başına yeterli görmek veya tam tersine aile konutu iddiasının her durumda tahliye taahhüdünü hükümsüz kılacağını düşünmektir. Her somut olay, kendi maddi ve hukuki özellikleri çerçevesinde ayrı ayrı değerlendirilmelidir.
Aile konutu bildirimi, daha önce verilmiş tahliye taahhüdünü geriye dönük olarak geçersiz hale getirmez.
Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Bölge Adliye Mahkemeleri arasında ortaya çıkan uygulama farklılığını gidererek önemli bir içtihat oluşturmuştur. Kararda; kira sözleşmesinin tarafı olmayan eşin, TMK m. 194 uyarınca sonradan kiraya verene yaptığı aile konutu bildiriminin, kiracı eş tarafından bu bildirimden önce usulüne uygun şekilde verilmiş yazılı tahliye taahhüdünü geçersiz hale getirmeyeceği açıkça belirtilmiştir.
Daireye göre aile konutu bildirimi, bildirim tarihinden itibaren hüküm ve sonuç doğurur. Bu nedenle, bildirimin geçmişe etkili şekilde yorumlanarak kiraya verenin daha önce kazanmış olduğu hakların ortadan kaldırılması mümkün değildir. Böylece uygulamada uzun süredir tartışılan önemli bir hukuki sorun kesin olarak açıklığa kavuşturulmuştur.
Karar Künyesi: Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/3374, K. 2025/4997, T. 20.10.2025.
Aile konutu tespiti davası, kiraya verene yapılan bildirimin hukuki önemini ortadan kaldırmaz.
Bu karar doğrudan tahliye taahhüdünün geçerliliğine ilişkin olmasa da aile konutu kurumunun uygulanması bakımından önem taşımaktadır. Somut olayda davacı eş, kiracı olan eşinin rızası olmadan tahliye taahhüdü verdiğini ileri sürerek taşınmazın aile konutu olduğunun tespitini istemiştir.
Yargıtay, Bölge Adliye Mahkemesi kararını onaylayarak aile konutu tespitine ilişkin değerlendirmeyi isabetli bulmuştur. Karar, aile konutunun korunmasına ilişkin davaların hukuki niteliği ve TMK m. 194 kapsamında sağlanan korumanın kapsamı bakımından uygulamaya ışık tutmaktadır.
Karar Künyesi: Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E. 2023/8809, K. 2024/2378, T. 03.04.2024.
Aile konutu bildirimi yapıldıktan sonra tahliye takibi her iki eşe birlikte yöneltilmelidir.
Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, TMK m. 194 uyarınca kiracı olmayan eşin kiraya verene bildirimde bulunmasıyla birlikte kira sözleşmesinin tarafı haline geleceğini kabul etmiştir. Bu durumda tahliye istemi bölünemez nitelikte olduğundan, kiraya verenin icra takibini ve tahliye davasını her iki eşe birlikte yöneltmesi gerekir.
Bu karar, aile konutu bildiriminin yapılmasından sonraki süreçte zorunlu takip ve dava arkadaşlığının bulunduğunu ortaya koyması bakımından önemlidir.
Karar Künyesi: Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, E. 2016/30367, K. 2018/3319.
Yargıtay tarafından benimsenen görüşü benimseyen ilk BAM kararlarından biridir.
Bursa BAM, kiracı olmayan eşin aile konutu bildirimini tahliye taahhüdünün düzenlenmesinden sonra yapmasının, daha önce usulüne uygun olarak verilmiş tahliye taahhüdünü geçersiz hale getirmeyeceğine karar vermiştir.
Bu karar daha sonra Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin uyuşmazlığı giderme kararında benimsenen görüşle aynı doğrultuda değerlendirilmiştir.
Karar Künyesi: Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/1569, K. 2024/1090, T. 30.04.2024.
Aile konutu bildirimi geçmişe etkili sonuç doğurmaz.
Konya BAM, kiracı olmayan eş tarafından yapılan aile konutu bildiriminin yalnızca bildirim tarihinden itibaren sonuç doğuracağını, bildirimin daha önce verilmiş tahliye taahhüdünü etkilemeyeceğini kabul etmiştir.
Kararda ayrıca, tahliye taahhüdünün boş olarak imzalandığı iddiasının yazılı delille ispatlanması gerektiği de vurgulanmıştır.
Karar Künyesi: Konya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/4174, K. 2025/959, T. 06.03.2025.
Bildirim yapılmadıkça aile konutu savunması tek başına yeterli değildir.
Samsun BAM, kiracı olmayan eşin kiraya verene TMK m. 194 kapsamında bildirimde bulunmadığı sürece kira sözleşmesinin tarafı sıfatını kazanamayacağını, bu nedenle yalnızca “burası aile konutudur” savunmasının tahliye taahhüdüne dayalı takibi engellemeyeceğini kabul etmiştir.
Bu karar da daha sonra Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin uyuşmazlığı gideren kararında benimsenen görüşle uyumlu değerlendirilmiştir.
Karar Künyesi: Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi, E. 2024/4431, K. 2025/33, T. 03.01.2025.
2025 yılına kadar Bölge Adliye Mahkemeleri arasında, aile konutu bildiriminin daha önce verilmiş tahliye taahhüdünü geçersiz hâle getirip getirmeyeceği konusunda farklı uygulamalar bulunmaktaydı. Bu uygulama farklılığı, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli uyuşmazlığın giderilmesine ilişkin kararı ile sona ermiştir. Güncel Yargıtay uygulamasına göre, kiracı olmayan eşin sonradan yaptığı aile konutu bildirimi geçmişe etkili sonuç doğurmaz ve bildirimin yapılmasından önce usulüne uygun olarak düzenlenmiş yazılı tahliye taahhüdünü geçersiz hâle getirmez.
Yazılı tahliye taahhüdü, uygulamada en çok uyuşmazlık çıkan tahliye sebeplerinden biridir. Özellikle aile konutu niteliğindeki kiralananlarda, tarafların küçük gibi görünen usul hataları davanın kaybedilmesine neden olabilmektedir. Yargıtay kararları incelendiğinde aşağıdaki hataların sıkça tekrarlandığı görülmektedir.
En sık karşılaşılan yanılgılardan biri, kiracı olmayan eşin sonradan yaptığı aile konutu bildiriminin daha önce düzenlenmiş tahliye taahhüdünü kendiliğinden geçersiz hâle getireceğinin düşünülmesidir.
Oysa Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli uyuşmazlığın giderilmesi kararıyla bu tartışma sona ermiştir. Buna göre, aile konutu bildirimi geçmişe etkili sonuç doğurmaz. Bildirimden önce kiracı tarafından usulüne uygun şekilde verilmiş yazılı tahliye taahhüdü geçerliliğini korur.
Kiracı olmayan eş, TMK m.194 kapsamında kiraya verene bildirimde bulunduğu anda kira sözleşmesinin tarafı hâline gelir.
Bu aşamadan sonra tahliye takibi, fesih bildirimi ve tahliye davasının yalnızca sözleşmeyi imzalayan eşe yöneltilmesi usul açısından ciddi sorunlara yol açabilir. Bildirimden sonra kiraya verenin her iki eşe birlikte işlem yapması gerekir.
TBK m.352 uyarınca tahliye taahhüdünün kiralananın tesliminden sonra verilmesi zorunludur.
Kira sözleşmesi ile aynı anda veya teslim gerçekleşmeden önce alınan tahliye taahhütleri çoğu durumda geçersiz kabul edilmektedir.
Kiraya veren, tahliye tarihinde kiracı taşınmazı boşaltmamışsa bir ay içinde ya icra takibi başlatmalı ya da tahliye davası açmalıdır.
Bu sürenin kaçırılması hâlinde aynı tahliye taahhüdüne dayanılarak yeniden tahliye talep edilmesi mümkün olmayabilir.
Uygulamada kiracıların boş tarihli veya eksik doldurulmuş tahliye taahhütnamelerini imzaladığı görülmektedir.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, boş belgeye imza atan kişi kural olarak bunun sonuçlarına katlanmak zorundadır. Belgenin sonradan anlaşmaya aykırı şekilde doldurulduğu iddiasının ise güçlü delillerle ispat edilmesi gerekir.
Aile konutu koruması önemli olmakla birlikte sınırsız değildir.
Kiracı olmayan eşin kanunda öngörülen bildirimi yapmadığı veya bildirimin, tahliye taahhüdü düzenlendikten sonra yapıldığı durumlarda aile konutu savunması tek başına tahliye talebini geçersiz kılmaz. Her somut olayda bildirimin zamanı, tahliye taahhüdünün tarihi ve takip işlemlerinin usulüne uygun yürütülüp yürütülmediği birlikte değerlendirilmelidir.
Önemli Uygulama Notu
Yargıtay’ın güncel uygulamasına göre, TMK m. 194 kapsamında yapılan aile konutu bildirimi geçmişe etkili sonuç doğurmaz. Bu nedenle, bildirimden önce kiracı tarafından usulüne uygun şekilde düzenlenmiş yazılı tahliye taahhüdü, sonradan yapılan aile konutu bildirimi nedeniyle geçersiz hâle gelmez.
Buna karşılık, aile konutu bildirimi yapıldıktan sonra kiraya verenin kira sözleşmesinden kaynaklanan fesih bildirimi, tahliye istemli icra takibi ve tahliye davası gibi işlemleri, artık kira sözleşmesinin tarafı hâline gelen her iki eşe birlikte yöneltmesi gerekir.
Sonuç: Aile konutu bildirimi, bildirimin yapıldığı tarihten sonraki işlemler bakımından hüküm doğurur; daha önce geçerli olarak düzenlenmiş tahliye taahhüdünü geriye dönük olarak ortadan kaldırmaz.
Aşağıdaki örnekler, aile konutu ve yazılı tahliye taahhüdüne ilişkin Yargıtay’ın güncel uygulamasını somutlaştırmaktadır.
Olay:
Kiracı, kiralananı teslim aldıktan sonra tek başına yazılı tahliye taahhüdü verdi. Yaklaşık altı ay sonra eşi, kiraya verene aile konutu bildirimi göndererek kira sözleşmesinin tarafı olduğunu bildirdi.
Sonuç:
Daha önce usulüne uygun olarak verilen yazılı tahliye taahhüdü geçerliliğini korur. Sonradan yapılan aile konutu bildirimi, tahliye taahhüdünü geriye dönük olarak geçersiz hâle getirmez.
Olay:
Kiracı olmayan eş önce TMK m.194 kapsamında kiraya verene aile konutu bildirimi yaptı ve kira sözleşmesinin tarafı hâline geldi. Daha sonra yalnızca sözleşmeyi imzalayan eş tek başına yazılı tahliye taahhüdü verdi.
Sonuç:
Bu durumda tahliye taahhüdünün geçerli sayılabilmesi için her iki eşin birlikte imzalaması veya diğer eşin açık muvafakatinin bulunması gerekir. Tek taraflı düzenlenen tahliye taahhüdü geçerli değildir.
Yazılı tahliye taahhüdü ile aile konutu koruması arasındaki ilişki, uzun yıllar Bölge Adliye Mahkemeleri arasında farklı uygulamalara neden olmuş; özellikle kiracı olmayan eşin sonradan yaptığı aile konutu bildiriminin daha önce verilmiş tahliye taahhüdünü etkileyip etkilemeyeceği tartışma konusu olmuştur.
Bu tartışma, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 20.10.2025 tarihli uyuşmazlığın giderilmesi kararı ile büyük ölçüde sona ermiştir. Güncel uygulamaya göre, TMK m.194 kapsamında yapılan aile konutu bildirimi geçmişe etkili sonuç doğurmaz. Bu nedenle, kiracı olmayan eş tarafından sonradan yapılan bildirim, bildirimin yapıldığı tarihten önce usulüne uygun olarak düzenlenmiş yazılı tahliye taahhüdünü geçersiz hâle getirmez.
Bununla birlikte, aile konutu bildiriminin kiraya verene ulaşmasından sonra kira sözleşmesi her iki eş bakımından hüküm doğuracağından, kiraya verenin fesih bildirimi, tahliye istemli icra takibi ve tahliye davası gibi işlemleri artık her iki eşe birlikte yöneltmesi gerekir.
Sonuç olarak; aile konutu koruması güçlü bir yasal güvence sağlamakla birlikte, bu koruma geçmişte geçerli şekilde kurulmuş hukuki işlemleri ortadan kaldırmaz. Yazılı tahliye taahhüdünün geçerliliği değerlendirilirken, özellikle aile konutu bildiriminin tarihi, tahliye taahhüdünün düzenlenme zamanı ve takip işlemlerinin usulüne uygun yürütülüp yürütülmediği birlikte değerlendirilmelidir.
Hayır. Yargıtay’ın güncel uygulamasına göre, aile konutu bildirimi geçmişe etkili sonuç doğurmaz. Bu nedenle kiracı olmayan eş tarafından sonradan yapılan bildirim, bildirimin yapıldığı tarihten önce usulüne uygun olarak düzenlenmiş yazılı tahliye taahhüdünü geçersiz hâle getirmez.
Evet. TMK m. 194 uyarınca kiracı olmayan eş, kiraya verene yapacağı bildirimle kira sözleşmesinin tarafı hâline gelir ve diğer eş ile birlikte sözleşmeden doğan hak ve borçlara sahip olur.
Bildirim, kiraya verene ulaştığı tarihten itibaren sonuç doğurur. Önceki dönemde yapılmış hukuki işlemleri geriye dönük olarak etkilemez.
Kural olarak hayır. Bildirim sonrasında her iki eş kira sözleşmesinin tarafı hâline geldiğinden, tahliye taahhüdünün her iki eş tarafından birlikte verilmesi veya diğer eşin açık muvafakatinin bulunması gerekir.
Hayır. Tahliye taahhüdü düzenlendiği tarihte geçerli ise, sonradan evlenilmesi veya kiralananın aile konutu hâline gelmesi tek başına tahliye taahhüdünü geçersiz kılmaz.
Bildirim sonrasında kiraya veren, tahliye istemli icra takibini ve gerekiyorsa tahliye davasını her iki eşe birlikte yöneltmelidir.
Kiraya verenin aile konutundan haberdar olmaması tek başına sonuç doğurmaz. Kanun bakımından önemli olan, kiracı olmayan eşin TMK m. 194 kapsamında kiraya verene usulüne uygun bildirim yapıp yapmadığıdır.
Hayır. TMK m. 194 uyarınca kiracı olmayan eşin kiraya verene yapacağı bildirim, kira sözleşmesinin tarafı hâline gelmesi için yeterlidir. Ancak aile konutu niteliği konusunda uyuşmazlık çıkarsa mahkeme tarafından değerlendirme yapılabilir.
Evet. Tahliye taahhüdü, kira sözleşmesinin tarafı olan kiracı veya yetkili temsilcisi tarafından verilebilir. Birlikte kiracılık bulunan hâllerde ise tüm kiracıların birlikte hareket etmesi gerekir.
Hayır. Bunun cevabı, aile konutu bildiriminin hangi tarihte yapıldığına bağlıdır. Bildirimden önce yalnız kiracı tarafından verilen tahliye taahhüdü geçerli olabilir. Ancak bildirimden sonra tek eş tarafından verilen tahliye taahhüdü kural olarak geçerli kabul edilmez.
Hayır. Aile konutu bildirimi, usulüne uygun şekilde daha önce verilmiş tahliye taahhüdünü ortadan kaldırmaz. Ancak bildirimin ardından yapılacak takip ve dava işlemlerinin her iki eşe birlikte yöneltilmesini gerektirir.
Yargıtay’ın güncel içtihatlarına göre, aile konutu bildirimi ileriye etkili sonuç doğurur. Bu nedenle bildirimin yapıldığı tarihten önce usulüne uygun şekilde düzenlenmiş yazılı tahliye taahhüdü geçerliliğini korur; ancak bildirim sonrasındaki takip ve dava işlemlerinde her iki eşin birlikte muhatap alınması gerekir.