
Yargıtay içtihatları, anlaşmalı boşanma protokollerinin mali sonuçlar ve çocukların üstün yararı bakımından hâkim tarafından titizlikle incelenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Başlıklar
ToggleAv. Hüseyin Demirbaş | Demirbaş Hukuk Bürosu, Bursa
Son Güncelleme: Temmuz 2026 — Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.02.2025 tarihli, E. 2023/2-582 ve K. 2025/24 sayılı emsal ilamı eklenmiştir.
Anlaşmalı boşanmada hak kaybı neden yaşanır?
Anlaşmalı boşanmada hak kayıplarının temel nedeni protokolün eksik veya hatalı hazırlanmasıdır. Aceleci davranış, hukuki bilgi eksikliği ya da taraflardan birinin manipülasyonu sonucu imzalanan protokoller; velayet, nafaka ve mal rejimi konularında geri dönüşü güç sonuçlar doğurabilir.
Türk hukuk sisteminin uzun yargılama süreleri sorunu tartışmasızdır. TMK m. 166/3 ile düzenlenen anlaşmalı boşanma kurumu, boşanma davalarında bu soruna, tek celsede sonuçlanan, tarafları yıpratmayan, masrafı düşük ve etkili bir çözüm getirmektedir.
Uzun yıllara yayılan boşanma davası deneyimlerimiz bize şunu öğretmiştir. Hızlı biten her dava, adil biten bir dava değildir. Bazen sürat hukukta da felakettir.
Anlaşmalı boşanmanın uygulamada aldığı hal, yargılama faaliyetinden çok idari bir prosedürü andırmaktadır. Rusya gibi bazı ülkelerde boşanmanın evlendirme daireleri gibi idari birimlerde gerçekleştirildiği bilinmektedir. Bizdeki anlaşmalı boşanma uygulamasının bu idari süreçten daha kapsamlı bir yargısal tahkikat içerip içermediği ise ciddi biçimde sorgulanması gereken bir konudur.
Gözlemlerimizin en çarpıcı bulgusu, anlaşmalı boşanmaya başvuran tarafların büyük çoğunluğunun; boşanmanın velayet, nafaka, tazminat ve mal rejimi tasfiyesi gibi tüm sonuçlarıyla doğru ve adil biçimde gerçekleşmesiyle değil, bir an önce gerçekleşmesiyle ilgili oldukları gerçeğidir.
Bu eğilim anlaşılabilir olmakla birlikte son derece tehlikelidir. Mesleki gözlemlerime göre, yargılama sona erip karar kesinleştiğinde pişmanlık duyan taraf sayısı, hiç de azımsanacak bir oranda değildir.
Uygulamada sıklıkla karşılaştığımız bir gerçek daha vardır. Eşlerden biri ekonomik, psikolojik veya sosyal açıdan avantajlı konumunu istismar ederek diğer eşi kendi belirlediği şartlarda boşanmaya yönlendirmektedir.
Gözlemlerimiz, anlaşmalı boşanmada hak kaybına uğrayanların büyük ölçüde şu gruplardan oluştuğunu göstermektedir.
Protokolün her iki tarafın gerçek iradesini yansıtıp yansıtmadığı sorusu, hâkimin kısa bir duruşmada gerçek anlamda yanıtlayabileceği bir soru değildir.
Kanaatimizce anlaşmalı boşanma uygulamasının mevcut haliyle Anayasa’nın 36. maddesi (adil yargılanma hakkı) ve 41. maddesi (ailenin korunması ilkesi) ile bağdaşmayan sonuçlar doğurduğu durumlar mevcuttur.
TMK m. 166/3’ün lafzı incelendiğinde hâkime önemli yetkiler tanındığı açıkça görülmektedir:
“Hâkim, tarafları bizzat dinleyerek iradelerinin serbestçe açıklandığına kanaat getirmesi ve boşanmanın malî sonuçları ile çocukların durumu hususunda taraflarca kabul edilecek düzenlemeyi uygun bulması şarttır. Hâkim, tarafların ve çocukların menfaatlerini göz önünde tutarak bu anlaşmada gerekli gördüğü değişiklikleri yapabilir.”
Uygulamada bu yetkinin neredeyse hiç kullanılmadığı gözlemlenmektedir. Bunun temel nedeni, düzenlemenin pratikte bir tasdik mekanizmasına indirgenmiş olmasıdır. Bu davalarda dilekçeler safhası işletilmemekte, ön inceleme, tahkikat ve sözlü yargılama aşamaları birbirinden ayrılmamakta; her şey tek bir kısa duruşmada tamamlanmaktadır.
Anlaşmalı boşanmanın en ciddi sorun alanlarından biri müşterek çocukların velayetidir.
TMK uyarınca hâkim, velayet konusunda tarafların kararlaştırmasıyla bağlı değildir; çocuğun üstün yararı ilkesi her koşulda gözetilmek zorundadır. Bu ilkenin gereği olarak anlaşmalı boşanma davalarında da sosyal hizmet uzmanı veya pedagog raporu alınmalı, yaşı uygunsa çocuk bizzat dinlenmelidir.
Ancak anlaşmalı boşanma davaları uygulamasında bu inceleme neredeyse hiç yapılmamaktadır. Gözlemlerimiz, bu boşluğun zaman zaman ağır sonuçlara yol açtığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, adli sicil kaydı bulunan, uyuşturucu suçlarından mahkûm ebeveyne dahi velayet hakkı tevdi edilen kararlara, çocukların birinin anneye, birinin, babaya bırakıldığı uygulamalara, çocuğun velayeti babaya verildiği halde fiilen anne yanında kaldığı hallere rastlanmıştır.
Gözlemlerimize göre, anlaşmalı boşanmada hakkaniyet dengesi ve yaşam gerçekleriyle uygunluk kurulmadan verilen kararlar eşler arasındaki ihtilafı gerçek anlamda sonlandırmamaktadır. Protokolde eksik veya hatalı düzenlenen konular çoğu zaman aşağıdaki gibi yeni uyuşmazlıklara dönüşmektedir.
Yani anlaşmalı boşanma, uyuşmazlığı temelinden çözmek yerine başka bir forma sokuyor veya erteliyor olabilir.
Bir dosyada baba, yurt dışında çalışan ve çocuklarına son derece bağlı bir kişiydi. Boşanma sürecinde çocukların eğitimlerinin yarıda kalacağı ve kendisinden uzaklaştırılacağı endişesiyle, ekonomik gerçeklerle bağdaşmayan düzeyde yüksek nafaka ve eğitim giderlerini kabul etti. Boşanma sonrasında bu yükümlülükler gelirinin önemli bir kısmını aşar hale geldi ve yeni davalar açmak zorunda kaldı.
Başka bir olayda eşlerden biri, protokolde yer alan bazı ifadeler nedeniyle mal rejiminden kaynaklanan tüm hakların sona erdiğini düşündü. Oysa metin hukuken bu sonucu doğuracak açıklıkta değildi. Boşanmadan sonra açılan mal paylaşımı davasıyla karşı karşıya kaldı. Hatta katkı payı alacağından vazgeçtiğini düşünerek bazı tazminat taleplerinden de feragat etmişti. Sonuçta boşanma ile bitmesi beklenen uyuşmazlık yıllarca devam etti.
Bir başka dosyada anne, boşanmanın gerçekleşebilmesi için müşterek çocuğun velayetini babaya bırakmayı kabul etti. Ancak boşanmadan sonra ortaya çıkan koşullar nedeniyle velayetin değiştirilmesi davası açmak zorunda kaldı. Çocuğun fiilen farklı kişiler tarafından büyütülmesi, ebeveynlerin yaşam koşullarındaki değişiklikler ve çocuğun üstün yararına ilişkin tartışmalar yeni bir yargılama sürecini beraberinde getirdi.
Bu örneklerde ortak nokta şudur.
i) Anlaşmalı boşanma aceleye getirilmiştir.
ii) Boşanma protokolü olması gerektiği gibi müzakere edilmemiştir. Taraflardan biri koşullarını diğerine dayatmış, bir kusurunu veya hassasiyetini istismar etmiştir.
iii) Protokol kötü bir dille kaleme alınmıştır.
Sonuçta taraflar evlilik birliğini sona erdirmiş, ancak uyuşmazlığı sona erdirememiştir. Hızlı sonuçlanan dava, yıllar süren yeni davaların başlangıcı olmuştur.
Anlaşmalı boşanma, bazı durumlarda, uyuşmazlığı çözmek yerine erteliyor olabilir.
Kanaatimizce anlaşmalı boşanma davalarında asgari olarak şu usul güvenceleri sağlanmalıdır.
En azından basit yargılama usulündeki düzeyde tarafların iddia ve savunmalarını yazılı olarak ortaya koymaları sağlanmalıdır. Tarafların haklarını ve protokol içeriğini gerçekten anlayıp anlamadığı, yalnızca sözlü beyanla değil yazılı dilekçeleri ile de denetlenmelidir.
Tarafların gerçek iradelerinin tespiti, kısa bir duruşmada sözlü beyanla değil; somut sorularla yapılmalı, kanunun hâkime tanıdığı denetim yetkisi şekli bir onayın çok ötesine geçmelidir. .
Sosyal hizmet uzmanı veya pedagog raporu (SİR), anlaşmalı boşanma davalarında istisna değil kural olmalıdır. Çocuğun üstün yararı ilkesi, tarafların mutabakatından üstündür. Aynı şekilde idrak çağındaki çocuklar mahkemede dinlenmelidir.
Hakim noter değildir, TMK’nın tanıdığı yetki, onay işlemine indirgenmemelidir. Hâkim, tarafların gerçek iradesini ve çocukların üstün yararını gözetmeli, protokol hükümlerini değerlendirmeli, gerek gördüğü değişiklikleri yapmalıdır.
Yargıtay içtihatları sınırlı da olsa bazı düzeltmeler sağlamaktadır. Bazı durumlarda, anlaşmalı boşanma protokolünün geçersiz sayılmasına ilişkin kararlar verilebilmektedir. Ancak bunlar irade fesadı gibi çok sınırlı bazı hallerde, uzun ve zorlu hukuk mücadelelerinin sonunda mümkün olabilmektedir. Tarafların temel hakları yönünden daha hızlı sonuçlar veren daha etkili güvencelere ihtiyaç vardır.
Uygulamaya dair gözlemlerimiz, anlaşmalı boşanmanın her zaman tarafların menfaatlerini koruyan sonuçlar doğurmadığını göstermektedir. Benzer sorunlar Yargıtay kararlarında da görülmektedir.
Yargıtay HGK — E. 2017/1941, K. 2019/475
“Anlaşmalı boşanmada hâkim, tarafların mali sonuçlar ve çocukların durumu konusundaki iradelerini dikkatle incelemelidir.”
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 18.04.2019 tarihli, E. 2017/1941, K. 2019/475 sayılı kararında, anlaşmalı boşanmada hâkimin tarafların boşanmanın mali sonuçları ve çocukların durumu konusundaki iradelerini dikkatle incelemesi gerektiğini vurgulamıştır. Kurula göre, tarafların bu konulardaki beyanları açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde ortaya konulmalı; gerekli görülürse dava çekişmeli boşanma olarak sürdürülmelidir.
Bu yaklaşım, uygulamada sıkça karşılaştığımız şu tür sorunların neden ortaya çıktığını da göstermektedir. Örneğin bazı dosyalarda taraflardan biri boşanmanın hızla sonuçlanabilmesi için ekonomik gücünü aşan nafaka yükümlülüklerini kabul edebilmekte veya protokolün sonuçlarını tam olarak değerlendirmeden haklarından vazgeçebilmektedir.
Yargıtay HGK — E. 2023/582, K. 2025/24
“Sırf boşanmayı gerçekleştirebilmek amacıyla bilinçli şekilde kabul edilen yüksek miktarlı yoksulluk nafakası gibi mali yükümlülükler, sonradan kolaylıkla ortadan kaldırılamaz veya uyarlanamaz.”
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 12.02.2025 tarihli, E. 2023/582, K. 2025/24 sayılı kararında, anlaşmalı boşanma protokolü ile üstlenilen yüksek miktarlı yoksulluk nafakasının sonradan uyarlanması talebi değerlendirilmiştir. Kararda, sırf boşanmayı gerçekleştirebilmek amacıyla bilinçli şekilde kabul edilen mali yükümlülüklerin sonradan kolaylıkla ortadan kaldırılamayacağına dikkat çekilmiştir.
Bu karar, uygulamada karşılaştığımız bir dosyayı hatırlatmaktadır. Söz konusu olayda baba, çocuklarıyla ilişkisini kaybetme korkusuyla ekonomik gerçeklerle bağdaşmayan düzeyde yüksek nafaka ve eğitim giderlerini kabul etmiş; boşanma sonrasında bu yükümlülüklerin altında ezilerek yeni davalar açmak zorunda kalmıştır.

Anlaşmalı boşanma protokolünde yapılan hatalar, eksik, belirsiz, çelişkili hükümler taraflar arasında yıllarca sürecek yeni uyuşmazlıklara yol açabilmektedir
Yargıtay 2. HD — E. 2013/12860, K. 2013/26713
“Anlaşmalı boşanma protokolleri, hüküm fıkrasında açıklık, kesinlik ve çelişkisizlik ilkesine uygun şekilde düzenlenmelidir.”
Uygulamada sıkça görülen bir başka sorun ise, protokol hükümlerinin açık ve kapsamlı şekilde kaleme alınmamasıdır. Bir dosyada kadın eş, mal rejiminden kaynaklanan alacaklardan vazgeçtiğini düşünürken, protokoldeki ifadelerin hukuken bu sonucu doğurmadığı ileri sürülerek sonradan mal paylaşımı davası ile karşı karşıya kalmıştır. Hatta bazı taleplerinden bu düşünceyle feragat ettiği için telafisi güç sonuçlar doğmuştur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin E. 2013/12860, K. 2013/26713, T. 18.11.2013 sayılı kararı, anlaşmalı boşanma protokollerinin hüküm fıkrasında açıklık, kesinlik ve çelişkisizlik ilkesine uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.
Kararda, taraflar arasında düzenlenen protokolde 45.000 TL maddi tazminat ödeneceği belirtilmesine rağmen, mahkeme hükmünde bu ödemenin yapılıp yapılmadığı konusunda çelişkili ifadelere yer verilmesi doğru bulunmamıştır. Bu durumun, hüküm fıkrasında tereddüt yaratacak bir belirsizlik doğurduğu vurgulanmıştır.
Yargıtay’a göre hâkim, tarafların sunduğu protokolü aynen kabul etmekle yetinmemeli; özellikle boşanmanın mali sonuçları bakımından çelişki bulunup bulunmadığını resen incelemelidir. Gerekirse HMK m. 31 kapsamında taraflardan açıklama alınarak, hükmün açık ve infaz edilebilir şekilde kurulması sağlanmalıdır.
Bu yönüyle karar, anlaşmalı boşanma dosyalarında:
net biçimde ortaya koymaktadır.
Yargıtay içtihatları, anlaşmalı boşanmanın yalnızca tarafların irade beyanlarının onaylanmasından ibaret olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte uygulamada ortaya çıkan hak kayıpları, mevcut güvencelerin her zaman yeterli olmadığını da ortaya koymaktadır. Bu nedenle anlaşmalı boşanmanın hız avantajı kadar, doğuracağı uzun vadeli sonuçların da dikkatle değerlendirilmesi gerekir.
Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere velayet konusunda belirleyici ölçüt tarafların anlaşması değil, çocuğun üstün yararıdır. Buna rağmen uygulamada velayet konusunda yeterli sosyal inceleme yapılmaksızın karar verilen dosyalarla karşılaşılabilmektedir.
Nitekim taraflardan birinin boşanmanın gerçekleşebilmesi amacıyla velayeti diğer eşe bırakmayı kabul ettiği, ancak kısa süre sonra velayetin değiştirilmesi davası açmak zorunda kaldığı dosyalar az değildir.
Anlaşmalı boşanmanın kendisi sorunun kaynağı değildir — aksine, medeni, pratik ve ekonomik bir boşanma yolu olarak hakkı teslim edilmelidir. Bu yazıda işaret ettiğimiz sorunlar bu kurumun özünde değil, uygulamasındadır. Aceleci davranış, bilgisizlik ya da bir tarafın diğeri üzerindeki manipülasyonu sonucu eksik veya hatalı hazırlanan protokoller, anlaşmalı boşanmayı işlevsel bir araçtan hak kaybının zeminine dönüştürmektedir. Zira anlaşmalı boşanma uygulamalarında; güç dengesizliğinin araçsallaştırıldığı, tarafların haklarından haberdar olmadan vazgeçtiği ve çocukların üstün yararının göz ardı edildiği durumlar ortaya çıkabilmektedir.
Başka bir deyişle, sorun anlaşmalı boşanma değil, kötü hazırlanmış protokoldür. Anlaşmalı boşanma, doğru koşullarda ve gerçek bir irade uyumuyla kullanıldığında son derece işlevsel bir hukuki araçtır.
Bir boşanma davasının hızlı sonuçlanması, tarafların ve çocukların menfaatlerinin gerçek anlamda korunduğu anlamına gelmez. Boşanma sürecinde aceleci davranmanın ilerleyen yıllarda doğurabileceği hukuki ve insani sonuçlar, o anlık rahatlama hissinin çok ötesine geçebilir.
Bu nedenle anlaşmalı boşanmayı düşünen herkese şunu hatırlatmak faydalı olabilir. Protokolü imzalamadan önce, üzerinde anlaştığınız her maddeyi tam olarak anladığınızdan ve bu hükümlerin gerçek iradenizi yansıttığından emin olun.
Kural olarak anlaşmalı boşanma kararları kesinleştikten sonra yalnızca sınırlı bazı durumlarda tartışmaya açılabilir. İrade fesadı, hata, hile veya tehdit gibi olağanüstü durumların ispatı gerekir.
Evet. Ancak birçok kişi bunun ileride doğuracağı sonuçları yeterince değerlendirmeden bu haktan vazgeçmektedir.
Hayır. Taraflar mal rejimi tasfiyesi konusunda ayrı dava açmayı tercih edebilirler.
Kanunen çocuğun üstün yararı gözetilmelidir. Ancak uygulamada çocuklar dinlenmemektedir.
Maddi tazminat, mal paylaşımı ve kesinleşmiş feragatler sonradan değiştirilemez. Ancak velayet, çocukla kişisel ilişki ve nafaka gibi kamu düzenini ilgilendiren hususlar istisnadır. Zamanla tarafların ekonomik durumunun değişmesi veya çocuğun ihtiyaçlarının farklılaşması halinde, nafakanın uyarlanması veya velayetin değiştirilmesi davalarıyla bu hükümler revize edilebilir.
Hâkim bir tasdik makamı değildir; çocuğun üstün yararını, kamu düzenini, emredici hükümleri ve hakkaniyet dengesini resen gözetir. Protokolde çocuğun gelişimine zarar verecek bir velayet düzenlemesi varsa, taraflardan birinin manipülasyonla hakkından vazgeçtiği anlaşılırsa veya maddelerde infaza engel belirsizlikler bulunursa hâkim protokolü reddedebilir veya değişiklik önerebilir.
Hızlı yargılama nedeniyle velayet dengesinin gözden kaçmaması için protokolde netlik sağlanmalıdır. Yalnızca velayetin kimde kalacağı değil; diğer ebeveynle görüşme gün ve saatleri, tatil paylaşımları, eğitim-sağlık giderlerine katılım esasları (iştirak nafakasının detayları) ve gerekli hallerde yurt dışı çıkış sınırlamaları protokole açıkça yazılmalıdır.
Eksik veya muğlak protokoller evliliği bitirse de uyuşmazlıkları sonlandırmaz. Hatalı metinler yüzünden boşanma sonrasında; nafakanın azaltılması/artırılması davaları, tasfiye edilemeyen haklar nedeniyle mükerrer mal paylaşımı uyuşmazlıkları, ziynet veya çeyiz alacağı davaları gündeme gelir. Hızlı biten dava, yıllar süren yeni yargılamaların zeminini hazırlar.
Yazar:
Av. Hüseyin Demirbaş
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi (1994)
Demirbaş Avukatlık Bürosu, Bursa — Kurucu (1998)
Aile hukuku, boşanma davaları, velayet uyuşmazlıkları
Bu yazı, aile hukuku uygulamalarından elde edilen gözlemlere dayanmaktadır. Belirli bir davaya ilişkin hukuki tavsiye niteliği taşımamaktadır.