
Başlıklar
Toggle
Boşanma süreci, sadece kanun maddelerinin uygulandığı teknik bir alan değil; eşlerin duygusal reflekslerinin ve evliliği kurtarma çabalarının da hukuki sonuçlar doğurabildiği canlı bir süreçtir. Türk Medeni Kanunu çekişmeli boşanma davalarında kusuru esas alsa da, kusurun diğer eş tarafından nasıl karşılandığı da sonuca etki eder. Zira hukukta kusurun varlığı kadar, o kusura verilen tepki de önemlidir.
Kusurlu eylemin mağdur eş tarafından karşılanma biçimlerinden ikisi olan affetme ve hoşgörüyle karşılama; kusurun hukuki varlığını devam ettiresini ve dolayısıyla davanın sonucunu doğrudan etkilemektedir. Özellikle eşlerden birinin evliliği kurtarmak için attığı adımların mahkemelerce “affetme” olarak nitelendirilmesi, kusurlu eşin “kusursuz” hale gelmesine ve davanın reddedilmesine yol açabilir. Kusurlu eyleme maruz kalan mağdur eşin bu eyleme verebileceği bir diğer tepki de “barışma girişimidir”. Ancak Yargıtay’ın güncel içtihatları, barışma girişimlerini aftan kesin çizgilerle ayırmaktadır.
Bu makalede, boşanma hukukunda af ve hoşgörü kavramlarını derinlemesine inceleyecek, “barışma girişimi” ile arasındaki ince farkı açıklayacak ve Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 18.03.2025 tarihli, E. 2024/4872 K. 2025/2836 sayılı emsal kararını analiz edeceğiz.
Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 166. maddesi uyarınca açılan boşanma davalarında, davacının davalının kusurunu ispatlaması gerekir. Ancak hukukumuzda geçerli olan temel bir ilke vardır: “Affeden tarafın dava hakkı yoktur.” (TMK m. 161/3, m. 162/3 kıyasen).
Af, eşlerden birinin, diğer eşin evlilik birliğini sarsan kusurlu davranışlarını bildiği halde, evlilik birliğini sürdürme iradesini ortaya koyarak bu kusurları hukuken “yok hükmünde” saymasıdır. Af, açık (sözlü veya yazılı beyanla) olabileceği gibi örtülü (davranışlarla) de olabilir.
Bir davranışın af sayılabilmesi için şu şartların oluşması gerekir:
Hoşgörü ise, süreklilik arz eden veya anlık gelişen olaylar karşısında eşin ses çıkarmaması, tepki göstermemesi veya olayı sineye çekmesi durumudur. Yargıtay pratiğinde hoşgörü ile karşılanan olaylar da af kapsamında değerlendirilir ve boşanma gerekçesi yapılamaz.
Yargıtay içtihatlarına göre aşağıdaki durumlar genellikle af veya hoşgörü olarak kabul edilir ve bu olaylara dayanılarak boşanma kararı verilemez:
Eğer mahkeme bir davranışı “af” olarak nitelerse, o kusur artık boşanma sebebi sayılamaz. Örneğin, eşiniz size hakaret etti, siz de onu affettiniz. Altı ay sonra bir boşanma davası açtığınızda, artık o affedilen hakareti “kusur” olarak öne süremezsiniz.
Boşanma hukukunda hangi davranışların kesin olarak ‘af’ sayıldığına, Yargıtay ve İstinaf mahkemelerinin ‘feragat’, ‘birlikte tatile gitme’ veya ‘aynı evde yaşama’ gibi durumlara geçmişte nasıl yaklaştığına dair daha geniş bir perspektif kazanmak isteyebilirsiniz. Bu konuda daha önce kaleme aldığımız ve çok sayıda emsal kararı içeren Boşanma Davalarında Affetme ve Hoşgörüyle Karşılama başlıklı makalemizi incelemenizi öneririz. O yazımızda yer alan temel ilkeler ve somut örnekler, aşağıda detaylandıracağımız yeni tarihli Yargıtay kararındaki ‘barışma girişimi’ ayrımının hayati önemini daha iyi kavramanıza yardımcı olacaktır.
Boşanma davalarında en sık yapılan hatalardan biri, evliliği kurtarmak için atılan son adımların “af” zannedilmesidir. Oysa hukuk mantığında bir eylemin af sayılabilmesi için, sonucun hasıl olması veya iradenin herhangi bir kayıt ve şarta bağlı olmaması gerekir.
Barışma girişimi, evlilik birliği sarsılmış olan eşlerden birinin, iyi niyetle evliliği kurtarmak, sorunları çözmek veya çocukların hatırına bir şans daha vermek amacıyla iletişime geçmesidir. Bu bir “teklif” niteliğindedir.
Hukuki sonucu şudur: “Barışma teklifi, karşı tarafça kabul edilirse af gerçekleşmiş olur. Kabul edilmezse, teklif hükümsüz kalır ve af gerçekleşmez.”
| Özellik | Af / Hoşgörü | Barışma Girişimi |
| Niteliği | Kesin bir iradeyi yansıtır. | Bir teklif veya süreçtir. |
| Sonucu | Geçmiş kusurları siler. | Karşı taraf reddederse kusurları silmez. |
| Şarta Bağlılık | Genellikle şartsızdır. | Karşı tarafın kabulüne bağlıdır. |
| Dava Etkisi | Olaylara dayalı boşanmayı engeller. | Kusur isnadına engel değildir. |
Yargıtay, eşlerin evliliği kurtarma çabalarının cezalandırılmaması gerektiği görüşündedir. Eğer her “barışalım” mesajı af sayılsaydı, kimse evliliğini kurtarmak için adım atamaz, doğrudan boşanma yoluna giderdi. Bu da ailenin korunması ilkesine aykırıdır.

Aşağıda metnini incelediğimiz Yargıtay kararı, tam olarak “barışma girişimi” ile “af” arasındaki bu ince çizgiye odaklanmaktadır.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, yerel mahkemenin kararını çok kritik iki noktada bozmuştur:
Kararın en can alıcı noktası burasıdır. Yargıtay şu tespiti yapmıştır:
“Mesajların barışma girişimi niteliğinde olduğu, erkeğin bu teklifi kabul etmemesi nedeniyle barışmanın sağlanamadığı, bu haliyle kadın yönünden erkeğin kusurlarının affedildiği ya da hoşgörüldüğü sonucunun çıkarılamayacağı sabittir.”
Analiz:
Kadın, eşine mesaj atarak evliliği kurtarmak istemiş olabilir. Ancak erkek bu zeytin dalını reddetmiştir. Yargıtay diyor ki; “Barışma teklifi reddedilmişse, barışma gerçekleşmemiştir. Barışma yoksa, af da yoktur.”
Bu sayede erkeğin geçmişte işlediği hakaret ve fiziksel şiddet eylemleri, boşanma davasında erkeğin aleyhine “tam kusur” olarak kullanılmaya devam edilebilir. Yerel mahkemenin “kadın affetti, şiddeti görmezden gelelim” yaklaşımı hukuka aykırı bulunmuştur.
Yargıtay bir usul hatasına daha dikkat çekmiştir. Yerel mahkeme erkeği “evi terk ettiği” için kusurlu bulmuştur. Ancak TMK 164. maddesine dayalı özel bir “Terk Nedeniyle Boşanma” davası açılmamıştır.
Yargıtay, davanın “Evlilik Birliğinin Temelden Sarsılması” (TMK 166/1-2) olduğunu hatırlatarak; erkeğe teknik anlamda “terk” kusuru yüklenemeyeceğini, ancak asıl kusurun fiziksel şiddet ve hakaret olduğunu vurgulamıştır.
Kararda, erkeğin tam kusurlu olduğu (şiddet ve hakaret) tespit edildikten sonra, kadın lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminatın “az” olduğu belirtilmiştir.
Kriterler:
Yargıtay, hakkaniyet ilkesi (TMK m.4) gereği daha tatmin edici bir tazminata hükmedilmesi gerektiğini belirterek kararı kadın lehine bozmuştur.
Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin bu kararı, boşanma sürecindeki eşler ve hukukçular için önemli dersler içermektedir.
Özetle; Bir evliliği kurtarmaya çalışmak riskli değildir. Risk, bu çabaların hukuki niteliğinin mahkemeye yanlış aksettirilmesidir. Bu Yargıtay kararı, barışma teklifi reddedilen mağdur eşin haklarını koruma altına alan emsal bir güvencedir.
(Uyarı: Bu içerik bilgilendirme amaçlıdır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her boşanma davası kendine özgü şartlar içerir, hak kaybına uğramamak için mutlaka bir avukattan profesyonel destek alınız.)
