• +90 224 272 19 09
  • +90 542 120 86 16
  • info@demirbas.av.tr
bursa avukat logo 2bursa avukat logo 2bursa avukat logo 2bursa avukat logo 2
  • Ana Sayfa
  • Kurumsal
    • Hukuk Büromuz
    • Vekalet Bilgileri
  • Hizmetler
    • Şirketler Hukuku ve Ticari Davalar
    • Sınai Mülkiyet Hukuku ve Marka Patent Tasarım Davaları
    • Bireysel ve Toplu İş Hukuku Davaları
    • Gayrimenkul, İnşaat ve Kira Davaları
    • Boşanma Avukatı
    • Tazminat Hukuku ve Tazminat Davaları
    • Bursa Miras Avukatı
    • Bursa Ceza Avukatı
    • İdare Hukuku ve İdari Davalar
    • Vergi ve Sosyal Güvenlik Hukuku
    • İcra Hukuku, İcra Takipleri ve İcra Davaları
    • Bilişim Hukuku Davaları
    • Tüketici Hukuku ve Tüketici Davaları
  • Blog
  • İletişim
Serbest Meslek Mensuplarında Nafaka ve Gelir Tespiti (2026)
27 Aralık 2025
Boşanmada Barışma Girişimi Af Sayılır Mı?
8 Ocak 2026

Başlıklar

Toggle
    • Kira Sözleşmesi İptal Edilebilir mi?
  • KİRA SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ VE HÜKÜMSÜZLÜK HALLERİ: İRADE FESADI, GABİN VE MUVAZAA
    • 2. KİRA SÖZLEŞMELERİNDE İRADE FESADI (İRADE SAKATLIĞI) HALLERİ
      • 2.1. Yanılma (Hata) ve Sözleşmesel Etkileri
        • 2.1.1. Beyan Yanılması ve Esaslı Yanılma Halleri
        • 2.1.2. Saikte Yanılma ve “Temel Hata” (TBK m. 32)
      • 2.2. Aldatma (Hile) ve Kiracının İradesinin Sakatlanması
        • 2.2.1. Hilenin Unsurları ve Kira Hukukundaki Görünümleri
        • 2.2.2. Üçüncü Kişinin Hilesi ve Emlakçıların Sorumluluğu
      • 2.3. Korkutma (İkrah) ve Tahliye Taahhüdü Sorunu
        • 2.3.1. İkrahın Unsurları
        • 2.3.2. Kira Hukukunda Kritik Sorun: Baskı Altında Alınan Tahliye Taahhütleri
      • 2.4. İrade Fesadında Hak Düşürücü Süreler
    • 3. KİRA SÖZLEŞMELERİNDE AŞIRI YARARLANMA (GABİN)
      • 3.1. Gabinin Unsurları: Objektif ve Sübjektif Şartlar
        • 3.1.1. Objektif Unsur: Edimler Arasında Açık Oransızlık
        • 3.1.2. Sübjektif Unsur: Sömürme Kastı ve Zayıf Durum
    • 3.2. Gabinin Hukuki Sonuçları ve Seçimlik Haklar
      • 3.3. Enflasyonist Ortamda Gabin ve “Aşırı İfa Güçlüğü” Ayrımı
      • 3.4. Hak Düşürücü Süreler
    • 4. KİRA SÖZLEŞMELERİNDE MUVAZAA (DANIŞIKLI İŞLEM)
      • 4.1. Muvazaa Türleri ve Uygulamadaki Görünümleri
        • 4.1.1. Mutlak Muvazaa (Hayali Kira Sözleşmeleri)
        • 4.1.2. Nispi Muvazaa ve “Çifte Sözleşme” (Bedelde Muvazaa)
      • 4.2. Muvazaanın İspatı ve Delil Sistemi
        • 4.2.1. Taraflar Arasında İspat (Yazılı Delil Zorunluluğu)
        • 4.2.2. Üçüncü Kişiler Tarafından İspat
      • 4.3. Muris Muvazaası ve Kira Gelirleri
    • 5. YARGILAMA USULÜ, GÖREVLİ MAHKEME VE DAVA STRATEJİLERİ
      • 5.1. Görevli Mahkeme
      • 5.2. İspat Yükü Tablosu
      • 5.3. Dava Türleri ve Talep Sonuçları
    • 6. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME
    • Kira Sözleşmelerinde Hükümsüzlük Geçersizlik ve İptal Halleri
      • İlgili Yazılar:

Kira Sözleşmesi İptal Edilebilir mi?

lucid origin Interior architecture photography of a luxurious contemporary law firm library. 0

 

KİRA SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ VE HÜKÜMSÜZLÜK HALLERİ: İRADE FESADI, GABİN VE MUVAZAA

1. GİRİŞ VE GENEL ÇERÇEVE 

Türk Borçlar Hukuku, temelini “sözleşme serbestisi” (irade özerkliği) ilkesinden almaktadır. Anayasal bir temele dayanan bu ilke, bireylerin özel hukuk ilişkilerini kendi hür iradeleriyle düzenlemelerine, diledikleri konuda, diledikleri kişiyle ve diledikleri şartlarda sözleşme yapabilmelerine olanak tanır. Ancak, hukuk düzeni bu özgürlüğü sınırsız bırakmamıştır. Sözleşme serbestisi; kamu düzeni, genel ahlak, kişilik hakları ve kanunun emredici hükümleri ile sınırlandırılmıştır. Bu sınırların aşıldığı veya sözleşmeyi kuran iradenin sağlıklı bir şekilde oluşmadığı durumlarda, hukuk düzeni sözleşmeye hukuki sonuç bağlamaktan kaçınır. Bu yaptırım, duruma göre “yokluk”, “kesin hükümsüzlük” (butlan) veya “iptal edilebilirlik” (düzelebilir hükümsüzlük) şeklinde tezahür eder.

Kira sözleşmeleri, modern toplumun en temel ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarından biri olan barınma ve işyeri temini ihtiyacını karşılaması bakımından, borçlar hukukunun en dinamik alanlarından birini oluşturur. Kira sözleşmesi, kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği, sürekli edimli ve rızai bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin geçerli bir şekilde kurulabilmesi ve hüküm ifade edebilmesi için, tarafların iradelerinin karşılıklı, birbirine uygun ve hepsinden önemlisi “sağlıklı” olması gerekmektedir.

İrade ile beyan arasındaki uyumsuzluklar veya iradenin oluşum sürecine dışarıdan yapılan haksız müdahaleler, sözleşmenin sıhhatini doğrudan etkiler. Bu makalekira sözleşmelerinin geçerliliğini sakatlayan ve uygulamada en sık karşılaşılan üç temel hukuki kurumu; İrade Fesadı (Yanılma, Aldatma, Korkutma), Aşırı Yararlanma (Gabin) ve Muvazaa (Danışıklı İşlem) başlıkları altında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK), 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve yerleşik Yargıtay içtihatları ekseninde, akademik bir derinlik ve pratik bir bakış açısıyla incelemektedir.

2. KİRA SÖZLEŞMELERİNDE İRADE FESADI (İRADE SAKATLIĞI) HALLERİ

İrade fesadı, sözleşme kurulurken taraflardan birinin iradesinin, gerçek niyetini yansıtmayacak şekilde sakatlanması halidir. TBK m. 30 ile m. 39 arasında düzenlenen bu haller, sözleşmenin “iptal edilebilir” (askıda hükümsüz) olmasına yol açar. İradesi sakatlanan taraf, kanunda öngörülen hak düşürücü süreler içinde iptal hakkını kullanmazsa, sözleşme baştan itibaren geçerli hale gelir. Kira hukukunda irade fesadı; kiralananın niteliklerinde hata, hileli davranışlarla kiracının kandırılması veya tehdit yoluyla fahiş kira artışlarının ya da tahliye taahhütlerinin imzalattırılması şeklinde karşımıza çıkmaktadır.

2.1. Yanılma (Hata) ve Sözleşmesel Etkileri

Yanılma (Hata), irade ile beyan arasında, beyan sahibinin arzusu dışında meydana gelen uyumsuzluktur. Hukuk düzeni, her türlü yanılmayı sözleşmenin iptali için yeterli görmemiş, yanılmanın “esaslı” olmasını şart koşmuştur (TBK m. 30).

2.1.1. Beyan Yanılması ve Esaslı Yanılma Halleri

TBK m. 31’de sayılan esaslı yanılma halleri, kira sözleşmelerinin kurulması aşamasında teknik ve maddi hataları kapsar:

  • Sözleşmenin Niteliğinde Yanılma (Error in Negotio): Taraflardan birinin, kira sözleşmesi yapmak isterken yanlışlıkla satış veya kullanım ödüncü sözleşmesi yapması halidir. Örneğin, bir taşınmazın intifa hakkını devraldığını düşünen tarafın, aslında süreli bir kira sözleşmesi imzalaması durumunda nitelikte hata söz konusudur.
  • Sözleşmenin Konusunda Yanılma (Error in Corpore): Kiracının, kiraladığını düşündüğü “A Blok 5 numaralı daire” yerine, sözleşmede yanlışlıkla “B Blok 5 numaralı daire”nin yazılı olması ve iradesinin bu yönde olmaması halidir. Büyük konut projelerinde veya sitelerde, daire numaralarının karışması suretiyle bu hata türü sıkça yaşanır. Yanılmanın esaslı sayılabilmesi için, kiracının gerçekte kiraladığı yer ile sözleşmede yazılı yer arasında, kullanım amacı ve değeri açısından ciddi bir fark bulunmalıdır.
  • Kişide Yanılma (Error in Persona): Kira sözleşmeleri, özellikle işyeri kiralarında ve lüks konut kiralarında “şahsi güven” unsurunun ön planda olduğu sözleşmelerdir. Kiraya verenin, ticari itibarı, ödeme gücü veya mesleki yetkinliği nedeniyle belirli bir kişiye (örneğin ünlü bir şefe veya kurumsal bir bankaya) kiralamak isterken, isim benzerliği veya yanlış yönlendirme sonucu başka bir kişiyle sözleşme yapması esaslı hata sayılabilir.
  • Miktarda Yanılma (Error in Quantitate): Kira bedelinin veya kiralanan alanın miktarında yapılan esaslı hatalardır. Aylık kira bedelinin 10.000 TL olarak kararlaştırıldığı düşünülürken, sözleşmeye 100.000 TL yazılması gibi. Ancak TBK m. 34 uyarınca, basit hesap yanlışlıkları sözleşmenin iptalini gerektirmez; bunların düzeltilmesi ile yetinilir.

2.1.2. Saikte Yanılma ve “Temel Hata” (TBK m. 32)

Kira hukukunda en tartışmalı ve yargı kararlarına en çok konu olan yanılma türü saik (motivasyon) hatasıdır. Kural olarak, kişinin sözleşme yapma nedenindeki (saikindeki) yanılma esaslı sayılmaz. Örneğin, “Tayinim çıkacak” düşüncesiyle ev kiralayan memurun tayininin çıkmaması, sözleşmeyi iptal hakkı vermez.

Ancak TBK m. 32, bu kurala hayati bir istisna getirmiştir. Saikte yanılma, şu şartların varlığı halinde “esaslı yanılma” (temel hata) sayılır:

  1. Yanılan, yanıldığı saiki sözleşmenin temeli saymalıdır.
  2. Bu durum, iş ilişkilerinde geçerli dürüstlük kurallarına (objektif iyiniyet) uygun olmalıdır.
  3. Karşı tarafça da bu saikin sözleşmenin temeli olduğu bilinmeli veya bilinmesi gerekmelidir.

Saikte yanılma en sık işyeri ruhsatı ve imar sorunları ile ilgili hususlarda ortaya çıkmaktadır. Yargıtay uygulamalarında, özellikle işyeri kiralarında “ruhsat alabilme ihtimali” konusu temel hata kapsamında değerlendirilmektedir. Bir kiracının, restoran işletmek amacıyla bir dükkan kiraladığını, ancak sonradan binanın bacası olmadığı veya imar planında konut alanı olarak görüldüğü için ruhsat alamadığını varsayalım. Eğer sözleşmede kiralananın “restoran” olarak kullanılacağı açıkça belirtilmişse, kiracının ruhsat alabileceği yönündeki inancı (saiki), sözleşmenin temelini oluşturur. Bu durumda kiracı, ruhsat alamayacağını bilseydi bu sözleşmeyi yapmayacağı için, TBK m. 32 uyarınca temel hataya dayanarak sözleşmeyi iptal edebilir. Burada kiraya verenin, kiracının bu amacını bildiği kabul edilir çünkü sözleşmede kullanım amacı açıkça yazılıdır.

2.2. Aldatma (Hile) ve Kiracının İradesinin Sakatlanması

Aldatma (hile), sözleşmenin bir tarafının, diğer tarafı sözleşme yapmaya ikna etmek amacıyla, kasten yanlış bir kanaat uyandırması veya var olan yanlış kanaati sürdürmesidir (TBK m. 36). Hile, sadece aktif bir davranışla (yalan söylemek) değil, pasif bir davranışla (susmak) da gerçekleşebilir.

2.2.1. Hilenin Unsurları ve Kira Hukukundaki Görünümleri

Hilenin varlığı için aldatma kastı, aldatma fiili ve illiyet bağı gereklidir. Kira ilişkisinde hile genellikle kiralananın vasıfları hakkında yalan beyanda bulunulması veya bilinmesi gereken ayıpların gizlenmesi şeklinde ortaya çıkar.

  • Hukuki Ayıpların Gizlenmesi (Susma Yoluyla Hile): Kiraya verenin, kiralanan taşınmaz üzerinde yıkım kararı olduğunu, iskan ruhsatının (yapı kullanma izin belgesi) bulunmadığını veya kentsel dönüşüm kapsamında riskli yapı ilan edildiğini bildiği halde, bu bilgiyi kiracıdan saklaması hile teşkil eder. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, satılan veya kiralanan malın ayıbının ağır kusur veya hile ile gizlenmesi durumunda, satıcının/kiraya verenin zamanaşımı sürelerinden yararlanamayacağına hükmetmiştir. Kiracı, bu durumu öğrendiği andan itibaren 1 yıl içinde sözleşmeyi iptal edebilir.
  • Net Kullanım Alanı (m²) Hilesi: Taşınmaz pazarlamasında sıkça karşılaşılan bir durum, brüt alanın net alan gibi gösterilmesidir. Eğer kiraya veren, brüt 150 m² olan ancak net kullanımı 90 m² olan bir ofisi, “Net 140 m²” diye pazarlamış ve kiracı bu bilgiye güvenerek sözleşme yapmışsa, hile söz konusu olabilir. Ancak Yargıtay, kiracının taşınmazı bizzat görüp gezdiği durumlarda, “görünenin” esas olduğunu belirterek m² eksikliğini hileden ziyade “ayıp” veya “eksik ifa” hükümleri çerçevesinde değerlendirme eğilimindedir. Buradaki ayrım önemlidir; hilede sözleşme iptal edilirken, ayıp halinde bedel indirimi önceliklidir.

2.2.2. Üçüncü Kişinin Hilesi ve Emlakçıların Sorumluluğu

Kira sözleşmelerinde hile, bazen bizzat kiraya veren tarafından değil, emlak danışmanı veya aracı tarafından yapılabilir. TBK m. 36/2 uyarınca, üçüncü kişinin (emlakçının) hilesini kiraya veren biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, kiracı sözleşmeyle bağlı değildir. Eğer kiraya veren iyiniyetliyse (emlakçının yalanından habersizse), kiracı sözleşmeyi hileye dayanarak iptal edemez; ancak şartları varsa esaslı yanılma hükümlerine başvurabilir.

2.3. Korkutma (İkrah) ve Tahliye Taahhüdü Sorunu

Korkutma, bir tarafın kendisinin veya yakınlarının şahıs varlığına veya malvarlığına yönelik ağır ve derhal vuku bulacak bir tehlike ile tehdit edilerek sözleşme yapmaya zorlanmasıdır (TBK m. 37).

2.3.1. İkrahın Unsurları

  1. Ciddi ve Yakın Tehlike: Tehdit, makul bir insanı etkileyecek ciddiyette olmalıdır.
  2. Hukuka Aykırılık: Tehdidin konusu hukuka aykırı olmalıdır. Ancak, bir hakkın veya kanuni yetkinin kullanılacağının bildirilmesi (örneğin “Kirayı ödemezsen icraya veririm” demek) kural olarak korkutma sayılmaz. Şayet bu yetkinin kullanılması ile elde edilecek menfaat aşırı ise ve zor durumda kalan tarafı sömürme amacı taşıyorsa korkutma sayılabilir (TBK m. 38/2).

2.3.2. Kira Hukukunda Kritik Sorun: Baskı Altında Alınan Tahliye Taahhütleri

Kira hukukunda korkutma kurumu, en yoğun şekilde Tahliye Taahhütnamesi alınması süreçlerinde tartışılmaktadır. Türk hukukunda kiracının korunması ilkesi gereği tahliye sebepleri sınırlıdır. Ancak geçerli bir yazılı tahliye taahhüdü, kiraya verene güçlü bir tahliye imkanı verir (TBK m. 352).

Uygulamada, kira sözleşmesi imzalanırken “Ya tahliye taahhüdünü (genellikle tarihi boş olarak) imzalarsın ya da evi sana kiralamam” şeklindeki dayatma, kiracının barınma ihtiyacının aciliyeti ile birleştiğinde iradeyi sakatlayan bir baskı unsuru oluşturur. Yargıtay, kira sözleşmesi ile aynı tarihte alınan taahhütleri, “kiracının özgür iradesiyle verilmediği” gerekçesiyle geçersiz saymaktadır. Ancak buradaki geçersizlik nedeni kural olarak “ikrah” olarak nitelendirilmez; kanunun emredici hükümlerine aykırılık olarak görülür.

Bununla birlikte, kira ilişkisi devam ederken yapılan baskılar açıkça ikrah kapsamındadır. Yargıtay’ın emsal niteliğindeki eski bir kararında (Hukuk Genel Kurulu E. 1963/6-5, K. 1963/57), kiraya verenin “makbuzsuz ödenen kiraların tekrar tahsil edileceği” tehdidi altında kiracıdan tahliye taahhüdü aldığı olayda, bu taahhüdün ikrah nedeniyle geçersiz olduğuna hükmedilmiştir. Kiracı, kendisine yöneltilen bu tehdidin varlığını ve taahhüdü bu baskı altında imzaladığını, tanık dahil her türlü delille ispatlayabilir.

“Oğlum oturacak, hemen çıkmazsan seni mahkemelerde süründürürüm” veya “Dükkanın önünü kazdırırım, müşterini keserim” gibi tehditlerle alınan feragatnameler veya taahhütler de ikrah kapsamında değerlendirilmekte ve iptal davasına konu olabilmektedir.

2.4. İrade Fesadında Hak Düşürücü Süreler

İrade fesadı hallerinde iptal hakkının kullanılması belirli bir süreye tabidir. TBK m. 39 uyarınca bu süre 1 (bir) yıldır. Bu süre hak düşürücü niteliktedir, zamanaşımı değildir; hakim tarafından resen dikkate alınır.

  • Yanılma ve Aldatmada: Yanılmanın veya aldatmanın öğrenildiği tarihten itibaren başlar.
  • Korkutmada: Korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren başlar.
  • Bu süre içinde sözleşme iptal edilmezse, sözleşmeye “icazet verilmiş” (on onaylanmış) sayılır.

Kira Sözleşmelerinde Hükümsüzlük Geçersizlik ve İptal Halleri 5

3. KİRA SÖZLEŞMELERİNDE AŞIRI YARARLANMA (GABİN)

Aşırı yararlanma (gabin), bir sözleşmede edimler arasında açık bir oransızlık bulunması ve bu oransızlığın, taraflardan birinin özel durumundan (zor durumda kalma, düşüncesizlik, deneyimsizlik) yararlanılarak meydana getirilmesidir (TBK m. 28). Kira sözleşmelerinde gabin, genellikle fahiş kira bedeli belirlenmesi durumunda gündeme gelir.

3.1. Gabinin Unsurları: Objektif ve Sübjektif Şartlar

Gabin iddiasının mahkemece kabul edilebilmesi için bir objektif, bir de sübjektif unsurun kümülatif olarak (birlikte) gerçekleşmesi şarttır.

3.1.1. Objektif Unsur: Edimler Arasında Açık Oransızlık

Kiracının ödemeyi taahhüt ettiği kira bedeli ile kiralananın piyasa rayici (adil kullanım değeri) arasında “açık bir oransızlık” bulunmalıdır. Her pahalılık gabin değildir. Oransızlığın, makul bir ticaret anlayışıyla pazarlık marjları dışında kalması veya piyasa dalgalanmalarıyla açıklanamayacak boyutta, “fahiş” olması gerekir. Yargıtay, bu oransızlığı tespit ederken bilirkişi marifetiyle emsal kira bedellerini, taşınmazın konumunu, yüzölçümünü ve imar durumunu dikkate alır.

3.1.2. Sübjektif Unsur: Sömürme Kastı ve Zayıf Durum

Sadece yüksek fiyat gabin için yeterli değildir; bu fiyatın karşı tarafın zayıf durumundan yararlanılarak kabul ettirilmiş olması gerekir. Kanun koyucu, zayıf durumu üç başlıkta toplamıştır:

  1. Zor Durumda Kalma (Müzayaka): Kiracının içinde bulunduğu maddi veya manevi sıkışıklık halidir. Örneğin, deprem bölgesinde evi yıkılan bir ailenin, kış ortasında fahiş fiyata ev kiralamak zorunda kalması tipik bir müzayaka örneğidir. Ticari hayatta ise, iflasın eşiğindeki bir tacirin, işletmesini kurtarmak için hayati önem taşıyan bir makineyi veya dükkanı fahiş bedelle kiralaması bu kapsamda değerlendirilebilir.
  2. Düşüncesizlik (Hafiflik): Kişinin yaptığı işlemin sonuçlarını, kapsamını ve gelecekteki ekonomik etkilerini tartmadan, aceleci, tedbirsiz ve umursamaz davranmasıdır.
  3. Deneyimsizlik (Tecrübesizlik): İş hayatında veya sözleşme konusunda bilgi ve görgü eksikliğidir. Örneğin, şehre üniversite okumak için yeni gelen bir öğrencinin veya ülkenin piyasa koşullarını bilmeyen yabancı uyruklu bir kişinin durumu.

Kiraya veren, kiracının bu durumlarından birini bilerek ve isteyerek (sömürme kastı ile) yararlanmış olmalıdır. Eğer kiraya veren de piyasayı bilmiyorsa veya kiracının zor durumundan habersizse gabin oluşmaz.

3.2. Gabinin Hukuki Sonuçları ve Seçimlik Haklar

TBK m. 28, gabine maruz kalan tarafa, irade fesadından farklı olarak iki seçimlik hak tanımaktadır:

  1. Sözleşmeyle Bağlı Olmadığını Bildirme (İptal): Kiracı, sözleşmeyi geçmişe etkili olarak feshedebilir ve ödediği fazlalıkları sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilir.
  2. Edimler Arasındaki Oransızlığın Giderilmesini İsteme: Kiracı, sözleşmeyi ayakta tutarak, kira bedelinin emsal rayiçlere uygun hale getirilmesini (indirilmesini) talep edebilir. Kira hukukunda, kiracının barınma ihtiyacı veya kurulu işyeri düzeni (müşteri çevresi, dekorasyon masrafları) nedeniyle genellikle tercih edilen yol budur. Bu hak, sözleşmenin ayakta tutulması ilkesine daha uygundur.

3.3. Enflasyonist Ortamda Gabin ve “Aşırı İfa Güçlüğü” Ayrımı

Son yıllarda Türkiye’de yaşanan yüksek enflasyon ve konut kiralarındaki %25 artış sınırı gibi düzenlemeler, gabin tartışmalarını alevlendirmiştir. Burada çok önemli bir hukuki ayrım yapılması gerekmektedir: Gabin ile Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138) aynı şey değildir.

  • Gabin (TBK m. 28): Sözleşmenin kurulduğu andaki dengesizliktir. Yani imza tarihinde kira bedeli piyasaya göre fahiştir.
  • Aşırı İfa Güçlüğü (TBK m. 138): Sözleşme kurulurken bedel makuldür, ancak sonradan ortaya çıkan olağanüstü durumlar (hiperenflasyon, devalüasyon, pandemi) nedeniyle denge bozulmuştur.

Kiraya verenler, enflasyon karşısında eriyen kira bedellerini gerekçe göstererek “gabin” davası açamazlar; çünkü gabin sözleşmenin kuruluşundaki bir sakatlıktır. Bu durumda açılacak dava “kira uyarlama davası”dır. Aynı şekilde, kiracı sözleşmeyi imzaladıktan 6 ay sonra kiraların düştüğünü iddia ederek gabin davası açamaz; gabin iddiası, imza tarihindeki şartlara göre değerlendirilir.

3.4. Hak Düşürücü Süreler

Gabin nedeniyle iptal veya edim indirim davası açma hakkı da hak düşürücü sürelere tabidir.

  • 1 Yıl (Subjektif Süre): Düşüncesizlik veya deneyimsizliğin öğrenildiği; zor durumda kalma halinin ortadan kalktığı tarihten itibaren işler.
  • 5 Yıl (Objektif Süre): Her halükarda sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren işler.

Bu sürelerin geçirilmesi, gabin iddiasına dayanma hakkını tamamen ortadan kaldırır.

Kira Sözleşmelerinde Hükümsüzlük Geçersizlik ve İptal Halleri 1

4. KİRA SÖZLEŞMELERİNDE MUVAZAA (DANIŞIKLI İŞLEM)

Muvazaa, tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacıyla, gerçek iradelerine uymayan ve kendi aralarında hüküm doğurmayan bir görünürdeki işlem yapmaları konusunda anlaşmalarıdır (TBK m. 19). Kira hukukunda muvazaa, vergi kaçırmak, icra takibinden mal kaçırmak veya kiracıyı tahliye etmek gibi amaçlarla sıkça kullanılan, hukuki güvenliği tehdit eden bir kurumdur.

4.1. Muvazaa Türleri ve Uygulamadaki Görünümleri

Hukuk doktrininde ve Yargıtay uygulamasında muvazaa, “Mutlak Muvazaa” ve “Nispi Muvazaa” olarak ikiye ayrılır.

4.1.1. Mutlak Muvazaa (Hayali Kira Sözleşmeleri)

Mutlak muvazaada, taraflar aslında aralarında hiçbir hukuki işlem (kira sözleşmesi) yapmak istememektedirler, ancak dış dünyaya karşı sanki bir sözleşme varmış gibi görünmektedirler.

  • Örnek: Borç batağındaki bir mülk sahibi, taşınmazının alacaklılar tarafından haczedilip satılmasını zorlaştırmak veya satış değerini düşürmek amacıyla, bir yakınıyla geriye dönük tarihli, 10 yıl süreli ve çok düşük bedelli sahte bir kira sözleşmesi düzenleyebilir. İcra dairesi satış yaparken, taşınmazın içinde kiracı olduğunu belirttiğinde, alıcılar tahliye zorluğu nedeniyle ihaleye girmekten çekinebilir.
  • Hukuki Yaptırım: Bu sözleşme “kesin hükümsüzdür” (batıldır). Alacaklılar veya üçüncü kişiler, bu sözleşmenin geçersizliğinin tespitini isteyebilirler. İcra ve İflas Kanunu (İİK) m. 277 vd. uyarınca tasarrufun iptali davası da açılabilir.

4.1.2. Nispi Muvazaa ve “Çifte Sözleşme” (Bedelde Muvazaa)

Kira hukukunda en sık karşılaşılan, vergi hukukuyla da iç içe geçen muvazaa türü budur. Taraflar gerçekte bir kira sözleşmesi yapmak istemektedirler (gizli işlem), ancak bu sözleşmenin şartlarını (genellikle kira bedelini) farklı göstermek için ikinci bir sözleşme (görünürdeki işlem) yaparlar.

  • Örnek: Genellikle daha az stopaj (işyeri kiralarında) veya gelir vergisi (konut kiralarında) ödemek amacıyla, resmi makamlara (Vergi Dairesi, Tapu vb.) sunulmak üzere düşük bedelli bir sözleşme yapılır. Aynı anda taraflar, aralarında gerçek (yüksek) bedelli başka bir sözleşme veya “ek protokol” düzenlerler.
  • Yargıtay’ın Yaklaşımı: Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre;
    • Görünürdeki İşlem (Düşük Bedelli): Muvazaa nedeniyle geçersizdir. Tarafların gerçek iradesini yansıtmaz.
    • Gizli İşlem (Gerçek/Yüksek Bedelli): Eğer kanunun öngördüğü şekil şartlarına uygunsa geçerlidir. Kira sözleşmesi resmi şekle (noter vb.) tabi olmadığından, taraflar arasındaki adi yazılı “yüksek bedelli” sözleşme hukuken geçerli kabul edilir.
    • Sonuç: Kiracı, “Ben düşük bedelli sözleşmeye güvenerek kiraladım, vergi dairesine bunu verdik” diyerek düşük bedelden ödeme yapamaz. Yüksek bedelli sözleşmedeki imzayı inkar etmediği sürece, gerçek kira bedeli üzerinden sorumlu tutulur ve eksik ödeme temerrüt (tahliye) nedeni sayılır.

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2017/7634 K. 2019/5336 T. 12.06.2019 sayılı kararında; vergi dairesine sunulan 3.500 TL bedelli sözleşme ile tarafların elindeki 5.250 TL bedelli sözleşme arasındaki çelişkiyi incelerken; “Davacı-kiracının yüksek bedelli kira sözleşmesini imzalaması için geçerli bir nedeni olmadığı gözetildiğinde düşük bedelli sözleşmenin vergi dairesine ibraz için düzenlendiği ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle tarafların gerçek iradesinin 5.250 TL olduğunu belirterek, yüksek bedelli sözleşmeye itibar etmiştir.

Yargıtay’ın gerekçesi şöyledir. “Uyuşmazlık hangi sözleşmenin tarafların gerçek iradesine uygun olduğu hususundadır. Davalı, vergi ödemesi nedeniyle düşük bedelli sözleşmenin imzalandığını iddia etmektedir. Davacı, davalının dayandığı aylık 5.250 TL bedelli kira sözleşmesine karşı imza inkarında bulunmamıştır. Davacı-kiracının yüksek bedelli kira sözleşmesini imzalaması için geçerli bir nedeni olmadığı gözetildiğinde düşük bedelli sözleşmenin vergi dairesine ibraz için düzenlendiği ve muvazaalı olduğu anlaşılmaktadır. Tarafların gerçek iradesine uygun olarak düzenlendiği anlaşılan 5.250 TL bedelli kira sözleşmesi hükümleri uyarınca uyuşmazlığın çözümü gerekirken yazılı gerekçeyle 3.500 TL bedelli sözleşmeye değer verilerek hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.”

Yargıtay’ın bu ve diğer pek çok karara yansımış olan görüşü, vergi kaçırma amacıyla yapılan muvazaalı işlemlerin, özel hukuk ilişkilerinde kiracıyı korumayacağını göstermektedir.

4.2. Muvazaanın İspatı ve Delil Sistemi

Muvazaa iddiasının ispatı, iddiayı kimin ileri sürdüğüne göre katı kurallara bağlanmıştır. Hukukumuzda “senede karşı senetle ispat” kuralı geçerlidir.

4.2.1. Taraflar Arasında İspat (Yazılı Delil Zorunluluğu)

HMK m. 201 uyarınca, senede (yazılı belgeye) bağlanmış bir hukuki işlemin hükümsüzlüğü veya muvazaalı olduğu iddiası, taraflar arasında ancak yine senetle (yazılı delille) ispat edilebilir.

  • Kural: Kiracı veya kiraya veren, mahkemede “Biz bu sözleşmeyi imzaladık ama aslında amacımız farklıydı” veya “Kira bedelini düşük yazdık ama aslında şuydu” iddiasını tanıkla ispatlayamaz. Mutlaka yazılı bir “karşı sözleşme” (contre-lettre), “muvazaa belgesi” veya tarafların imzasını taşıyan bir protokol sunmak zorundadır.
  • İstisna (Delil Başlangıcı): Eğer iddiayı destekleyen, karşı taraftan sadır olmuş bir “delil başlangıcı” (HMK m. 202) varsa, tanık dinlenebilir.
    • Banka Dekontları: Yargıtay uygulamasında banka dekontları kritik öneme sahiptir. Eğer kiracı, sözleşmede 1.000 TL yazmasına rağmen, düzenli olarak her ay 5.000 TL yatırmış ve açıklama kısmına “Kira bedeli” yazmışsa; bu dekontlar “yazılı delil başlangıcı” hatta bazen “ikrar” niteliğinde sayılarak, muvazaanın ispatında kullanılır. Kiraya verenin bu parayı “borç” veya “başka bir alacak” olarak aldığını ispatlaması gerekir, aksi takdirde gerçek kiranın 5.000 TL olduğu kabul edilir.

4.2.2. Üçüncü Kişiler Tarafından İspat

Muvazaalı işlemden zarar gören üçüncü kişiler (örneğin; alacaklılar, mirasçılar, vergi idaresi), muvazaa iddiasını tanık dahil her türlü delille ispatlayabilirler. Çünkü üçüncü kişilerin, taraflar arasındaki gizli anlaşmayı gösteren yazılı belgeyi (muvazaa senedini) elde etmeleri hayatın olağan akışında beklenemez.

4.3. Muris Muvazaası ve Kira Gelirleri

Muris muvazaası (mirastan mal kaçırma), mirasbırakanın taşınmazlarını tapuda satış gibi gösterip aslında bağışlamasıdır. Bu durum kira hukukunu dolaylı olarak etkiler. Murisin muvazaalı devir yaptığı taşınmazdan elde edilen kira gelirleri üzerinde mirasçıların hakkı vardır.

  • 1974 Tarihli İBK: 01.04.1974 tarihli Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca, muris muvazaası iddiası her türlü delille ispatlanabilir.
  • Evrimisil: Mirasçılar, tapu iptal ve tescil davası açarak taşınmazın terekeye dönmesini sağladıkları takdirde, muvazaalı devir tarihinden itibaren o taşınmazı kullanan veya kiraya veren kişiden geriye dönük “ecrimisil” (haksız işgal tazminatı) veya kira bedellerini talep edebilirler.

Kira Sözleşmelerinde Hükümsüzlük Geçersizlik ve İptal Halleri

5. YARGILAMA USULÜ, GÖREVLİ MAHKEME VE DAVA STRATEJİLERİ

Kira sözleşmesinin geçersizliği, iptali veya muvazaası iddiaları, usul hukuku açısından dikkatli yönetilmesi gereken teknik süreçlerdir.

5.1. Görevli Mahkeme

6100 sayılı HMK m. 4 uyarınca, dava konusunun değerine veya tutarına bakılmaksızın, kira ilişkisinden doğan tüm uyuşmazlıklar (tahliye, alacak, tespit, uyarlama, iptal vb.) Sulh Hukuk Mahkemelerinin görev alanındadır.

  • Bu kural emredicidir. Taraflar sözleşmede “İstanbul Asliye Hukuk Mahkemeleri yetkilidir” yazsalar bile, görev kamu düzeninden olduğu için mahkeme resen görevsizlik kararı verir ve dosyayı Sulh Hukuk Mahkemesine gönderir.
  • İstisna (Mülkiyet İddiası): Eğer uyuşmazlık, kira sözleşmesinin geçersizliğinin ötesinde, taşınmazın mülkiyetine (aynına) ilişkin bir iddiaya dayanıyorsa (örneğin; “Sözleşmeyi imzalayan kişi malik değildir, sahte vekaletname kullanmıştır” diyerek tapu iptali isteniyorsa), görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesi olabilir.

5.2. İspat Yükü Tablosu

Aşağıdaki tablo, incelenen davalarda ispat yükünün kimde olduğunu ve hangi delillerin kullanılabileceğini özetlemektedir:

Dava/İddia Türüİspat Yükü (Kural Olarak)İspat Aracı (Deliller)Hukuki Dayanak
İrade Fesadı (Hata, Hile, İkrah)İddia Eden Taraf (Davacı)Her türlü delil (Tanık, yazışma, rapor vb.)TBK m. 30-39, HMK m. 190
Gabin (Aşırı Yararlanma)İddia Eden Taraf (Davacı)Her türlü delil (Bilirkişi raporu, tanık)TBK m. 28
Muvazaa (Taraflar Arasında)İddia Eden TarafSadece Yazılı Delil (Senet, belge)HMK m. 201
Muvazaa (3. Kişilerce)İddia Eden 3. KişiHer türlü delil (Tanık, yaşam standardı vb.)Yargıtay İçtihatları
Tahliye Taahhüdünde BaskıKiracı (İddia Eden)Her türlü delil (Tanık, mesaj kayıtları)Yargıtay Kararları

5.3. Dava Türleri ve Talep Sonuçları

  1. Menfi Tespit Davası: Kiracı veya kiraya veren, sözleşmenin geçersizliğinin, hükümsüzlüğünün (örneğin imza inkarı, ehliyetsizlik veya mutlak muvazaa nedeniyle) tespiti için bu davayı açabilir. İcra takibinden önce açılabileceği gibi, takip sırasında da (İİK m. 72) açılabilir.
  2. İptal Davası (İnşai Dava): İrade fesadı veya gabin nedenlerine dayalı olarak sözleşmenin iptali ve geçmişe etkili olarak ortadan kaldırılması istenir. Bu dava sonucunda verilen karar, sözleşmeyi baştan itibaren geçersiz hale getirir.
  3. Tahliye: Sözleşmenin geçersizliği veya iptali, kiracının taşınmazda kalma hukuki sebebini ortadan kaldırır. Bu nedenle genellikle iptal talebiyle birlikte, tahliye de talep edilir.

6. SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Kira sözleşmeleri, bireysel barınma hakkından ticari hayatın sürdürülebilirliğine kadar geniş bir yelpazeyi etkileyen hukuki işlemlerdir. Bu makalede ele alınan İrade Fesadı, Gabin ve Muvazaa kurumları, sözleşme serbestisinin kötüye kullanıldığı, güç dengesinin bozulduğu veya iradenin sağlıklı oluşmadığı patolojik durumlarda devreye giren hayati güvenlik sübaplarıdır.

  • İrade Fesadında: Yargıtay’ın “esaslı hata” kavramını, özellikle işyeri kiralarındaki ruhsat sorunları gibi kiracının kullanım amacını doğrudan etkileyen konularda geniş yorumlaması, kiracıyı koruyan önemli bir yaklaşımdır. İkrahın, sadece “cebir – tehdit” olarak değil, “tahliye taahhüdü dayatması” gibi ekonomik baskı araçlarını da kapsayacak şekilde değerlendirilmesi, modern hukukun gerçekçi bir yaklaşımıdır.
  • Gabin Hususunda: Ekonomik kriz dönemlerinde gabin, “sözleşme adaleti”ni sağlamak için bir araç olarak görülse de, tacirler arasındaki ilişkilerde uygulanması basiretli tacir ilkesi nedeniyle zordur. Ayrıca gabin ile aşırı ifa güçlüğü (uyarlama) arasındaki teknik ayrım, davaların kaderini belirlemektedir.
  • Muvazaa Konusunda: Vergi kaçırma güdüsüyle yapılan “çifte sözleşmeler”, tarafları ciddi bir hukuki risk altına sokmaktadır. Yargıtay’ın “yüksek bedelli sözleşmeyi geçerli sayma” prensibi, vergi kaybını önlemeye yönelik olduğu kadar, dürüstlük kuralına aykırı davranan kiracının bu davranışından avantaj elde etmesini de engellemektedir. Banka dekontlarının, muvazaanın ispatında “yazılı delil başlangıcı” sayılarak katı ispat kurallarını esnetmesi, adaletin tecellisi adına kritik bir içtihat değişikliğidir.

Sonuç olarak, kira sözleşmesinin hükümsüzlüğü, geçersizliği veya iptali davaları; olayın maddi vakıalarının, tarafların gerçek iradelerinin, piyasa koşullarının ve ispat hukuku kurallarının bir bütün olarak ele alınmasını gerektiren davalardır.

Kira Sözleşmelerinde Hükümsüzlük Geçersizlik ve İptal Halleri

Kira Sözleşmelerinde Hükümsüzlük Geçersizlik ve İptal Halleri 3

İlgili Yazılar:

  1. Trafik Kazası Tazminat Davası ve Uzlaşma
  2. Serbest Meslek Mensuplarında Nafaka ve Gelir Tespiti (2026)
Share
0
Avukat
Avukat

Bir yanıt yazın Yanıtı iptal et

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

İLETİŞİM


Demirtaşpaşa Mahallesi Ankara yolu Cad. No:36, Tüze İş Merkezi, Kat:10, 16220

+90 542 120 86 16

+90 224 272 19 09

info@demirbas.av.tr


DANIŞMA KURALLARI VE UYARILAR

Bu web sitesinde yer alan yazı ve açıklamalarda değinilen konular soyut ve genel olarak ele alınmıştır. Bu nedenle bu yazı ve açıklamalar somut bir olay hakkında yapılmış hukuki tavsiye olarak kabul edilemeyecekleri gibi Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Meslek Kuralları kapsamında yazılı veya sözlü hukuki danışma olarak da değerlendirilemezler.
© 2023 Demirbaş Hukuk Bürosu Tüm Hakları Saklıdır. Web Tasarım web tasarım